Yağmurun Bilinmeyenli Tarafı
Yağmur yağınca
gökyüzü aşağı inmiyor,
dünya biraz yukarı çekiliyor sanki.
Çatılar birden susmayı öğreniyor,
camlar dışarıyı değil
içeride saklanan yüzleri gösteriyor.
Sokağın lambaları
suya düşünce çoğalıyor,
şehir, kendine ait olmayan hayatları
birkaç saniyeliğine taşıyor.
Yağmurun yere değdiği yerde
toprak kabarıyor.
Sanki dünya
üstüne basılan bütün kelimeleri
dilinin altında saklamış da
şimdi çözülüyor.
Ben yağmuru
gökyüzünün ağlaması sanıyordum eskiden.
Meğer gökyüzü ağlamıyormuş.
Gökyüzü,
yeryüzünün unuttuğu şeyleri geri gönderiyormuş.
O yüzden bazı akşamlar
yağmur başlayınca
birdenbire birini özlüyorum.
Kim olduğunu bile bilmeden.
Bir sokak köşesinde
çocukluğumun hiç yaşanmamış bir gününe rastlıyorum.
Bir su birikintisi
henüz verilmemiş bir kararın görüntüsünü taşıyor.
Garip.
İnsan kuruyken
kendini daha sağlam sanıyor.
Oysa yağmur
bedenin içindeki boşlukları gösteriyor.
Bir damla
ceketimin omzuna düşüyor,
sanki biri
yıllardır söylemeye korktuğu bir şeyi
tek kelime etmeden
oraya bırakıyor.
Ben de yürümeye devam ediyorum.
Çünkü bazı itirafların
duyulmak için sese ihtiyacı yok.
Bazıları
yalnızca ıslak bir kaldırımda
insanın kendi ayak sesini dinlemesiyle anlaşılır.
Ve yağmur kesildiğinde
en çok buna şaşırıyorum.
Dışarıdaki her şey kuruyor,
ama insanın içinde
bazı şeyler ilk kez o zaman ıslanıyor.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu