Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Sen Benim En Güzel Kaderimsin

ÜSTAD KENAN KUZUCU DiYOR Ki:
Biliyorum… uzaklardasın. Belki çok uzaklarda, kimsenin bilmediği bir dağın başında, rüzgârın bile adını fısıldamaya çekindiği bir yerde oturuyorsun. Ya da denizin kıyısında, dalgaların kıyıya vururken taşıdığı sırların arasında, Rabbimden gelecek bir işareti bekliyorsun. Belki de gökyüzüne bakıyorsun her gece, aynı yıldızın altına düşer mi kalbim diye… bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var; sen neredeysen, benim kalbim de orada atıyor.
Olmuyor be sevdiğim… olmuyor. Sesini duymadan olmuyor. Gülüşünün içime işleyen o sıcaklığını hissetmeden olmuyor. Nefes alışını bilmeden, bir yerlerde yaşıyor olduğunu içimde duymadan olmuyor. Gün doğuyor, insanlar uyanıyor, hayat devam ediyor diyorlar ama benim içimde zaman senin gittiğin yerde durdu. Saatler ilerliyor, günler geçiyor ama ben hâlâ senin “bir gün” dediğin yerdeyim.
Bazen düşünüyorum… belki bir dua kadar yakınız, belki bir kader kadar uzağız. Ama ne olursa olsun, sen benim içimde eksilmeyen bir varlıksın. Sen benim mucizemsin… beklemediğim anda gelen, inancımı diri tutan, kalbimi yeniden atan o mucize. Sen benim ışığımsın… en karanlık gecelerde bile yolumu kaybetmememi sağlayan, içimde sönmeyen o aydınlık. Ve sen… sen benim yol gösterenimsin. Her düştüğümde içimden kalk diyen, her vazgeçtiğimde bana yeniden umut olan tek gerçeğimsin.
İnsan bazen birini sadece sever, derler. Ama ben seni sadece sevmiyorum… seni yaşıyorum. Her nefesimde biraz daha çoğalıyorsun. Gözlerimi kapattığımda sen, açtığımda yine sen… Bir şarkının en derin yerinde, bir cümlenin en anlamlı kısmında, bir duanın en içten anında hep sen varsın. Sanki dünya bana seni hatırlatmak için dönüyor.
Eğer bir gün yollarımız kesişirse… bil ki ben seni hiç bırakmam. O an bütün suskunluklar konuşacak, bütün yarım kalan cümleler tamamlanacak. Sana bakarken içimde biriken her şey gözlerimden akacak belki ama o an anlayacaksın… ben seni beklerken sadece zaman geçirmedim, ben seni beklerken bir ömür büyüttüm içimde.
Ve eğer hiç kavuşamazsak bile… bil ki ben seni yine seveceğim. Aynı inatla, aynı derinlikle, aynı yakıcılıkla. Çünkü bazı insanlar kavuşmak için değil, insanın ruhuna dokunmak için gelir. Sen de benim ruhuma dokunan en güzel gerçeğimsin.
Olmuyor be sevdiğim… ama yine de vazgeçemiyorum senden. Çünkü sen benim içimde, adı konulmamış ama sonsuza kadar sürecek bir hikâyesin.
Ve işte ben o hikâyenin içinde, her gün biraz daha derine batıyorum. Seni düşünmek artık bir alışkanlık değil… bir nefes gibi, bir zorunluluk gibi. Nasıl ki insan nefes almadan yaşayamazsa, ben de seni düşünmeden var olamıyorum. Bazen kendime kızıyorum; “bu kadar derine inme” diyorum, “bu kadar bağlanma”… ama kalp dinlemiyor. Kalp, seni bir kere seçmiş ve geri dönmeyi unutmuş.
Geceler… geceler en çok seni getiriyor bana. Herkes uyuduğunda, şehir sessizliğe gömüldüğünde, sokak lambaları bile yalnızlığıma şahitlik ederken ben yine sana konuşuyorum içimden. Belki duymazsın, belki hissetmezsin ama ben her gece sana bir şeyler anlatıyorum. Günümden bahsediyorum, içimde kalanları döküyorum, hatta bazen susuyorum… çünkü bazı duyguların sesi olmaz, sadece hissi olur. Ve ben o hissin tam ortasında kayboluyorum.
Biliyor musun… insan bazen birini özler ama söyleyemez. İşte ben tam da öyleyim. Özlüyorum ama kelimeler yetmiyor. Çünkü bu özlemek, bildiğin gibi değil. Bu, bir eksiklik değil sadece… bu, sanki bir parçan kopmuş da geri yerine konmamış gibi. Ne yaparsan yap tamamlanmıyorsun. Gülüyorsun ama yarım, konuşuyorsun ama eksik, yaşıyorsun ama içinde hep bir boşluk var. O boşluk… senin yerin.
Bazen hayal kuruyorum. Belki bir gün, hiç beklemediğim bir anda karşıma çıkarsın. Belki bir sokak köşesinde, belki bir kalabalığın ortasında göz göze geliriz. O an zaman durur, kalbim yerinden çıkacak gibi olur ve ben sadece sana bakarım. Ne diyeceğimi bilemem ama gözlerim her şeyi anlatır. Çünkü bazı kavuşmalar konuşulmaz… sadece hissedilir.
Ve eğer o gün gelirse… sana sarılmak isterim. Öyle bir sarılmak ki, bütün hasretlerim çözülüp omuzlarına aksın. İçimde biriktirdiğim her şey o sarılışta erisin. Belki ağlarım, belki gülerim, belki hiçbir şey yapamam… ama bil ki o an ben gerçekten “tam” olurum.
Ama ya hiç gelmezsen… ya kader bizi hep ayrı yollarda yürütürse… işte o zaman da ben seni sevmekten vazgeçmeyeceğim. Çünkü bu sevgi bir beklenti değil artık. Bu, benim varoluşumun bir parçası oldu. Sen olsan da olmasan da, ben seni aynı şekilde taşımaya devam edeceğim içimde.
İnsanlar soracak belki; “neden?” diyecekler, “neden hâlâ?”… ben cevap veremeyeceğim. Çünkü bazı şeylerin mantığı olmaz. Bazı duygular açıklanmaz. Sadece yaşanır. Ve ben seni, açıklamaya çalışmadan yaşayanlardanım.
Biliyor musun… bazen Rabbime dua ediyorum. “Eğer o benim için hayırlıysa, yollarımızı birleştir” diyorum. “Değilse… bana sabır ver, ama kalbimden onu eksiltme.” Çünkü seni tamamen kaybetmek istemiyorum. Sen benim içimde kal, uzakta ol ama var ol… yeter ki hiç yok olmamış gibi hissetmeyeyim.
Şimdi yine buradayım… yine seni düşünüyorum. Belki sen başka bir gökyüzüne bakıyorsun, belki başka hayallerin içinde kaybolmuşsun. Ama ben hâlâ aynı yerdeyim… seni sevdiğim yerde.
Ve biliyor musun en acısı ne?
Ben hâlâ seninle konuşuyorum… ama sen hiç cevap vermiyorsun.
Yine de vazgeçmiyorum. Çünkü bir gün… belki çok uzak bir gün… sen de benim sustuğum yerden konuşmaya başlarsın.
O zamana kadar… ben seni içimde sevmeye devam edeceğim. Sessizce, derinden, yakarak… ama asla eksiltmeden.
Ve belki de en garibi şu… ben seni hiç tam olarak yaşayamadan bu kadar derin sevdim. Dokunmadan, sarılmadan, gözlerinin içine uzun uzun bakamadan… ama buna rağmen içimde en gerçek, en sarsılmaz yerdesin. Sanki yıllardır yanımdaymışsın gibi, sanki her anımı seninle paylaşmışım gibi. Bu nasıl bir bağ, nasıl bir kader bilmiyorum… ama bildiğim tek şey, bunun sıradan bir sevgi olmadığı.
Zaman geçtikçe unutulur derler ya… yalan. Zaman sadece seni benden daha görünmez yapıyor ama içimden silemiyor. Aksine, her geçen gün daha derine işliyorsun. Sesini unutmaktan korkuyorum bazen… gülüşünü hatırlayamamaktan. Ama kalbim izin vermiyor. Kalbim seni unutmamayı görev edinmiş gibi, her an bana seni hatırlatıyor.
Bir şarkı çalıyor mesela… herkes için sadece bir melodi ama benim için sen. Bir sokaktan geçiyorum… sıradan bir yol ama benim için sen. Ya da biri bir cümle kuruyor, basit bir kelime söylüyor… ama içimde yankılanan hep sensin. Sanki dünya, farkında olmadan beni sana götürmeye çalışıyor ama bir türlü ulaştıramıyor.
Bazen kendime soruyorum… “Bu kadar sevmek doğru mu?” diye. Cevap bulamıyorum. Çünkü seni sevmek, doğru ya da yanlış gibi bir ölçüye sığmıyor. Bu, içimde kendiliğinden büyüyen bir şey. Engel olamadığım, durduramadığım, hatta durdurmak istemediğim bir şey.
Gecenin en sessiz anlarında, kalbimin en derin yerinde senin adın yankılanıyor. Öyle bir yankı ki bu… susturmaya çalıştıkça daha da çoğalıyor. Ve ben anlıyorum ki, bazı sevgiler susturulmaz. Bazı duygular bastırılmaz. Onlar ya yaşanır… ya da insanın içinde sonsuza kadar yanar.
Ben seninle yanmayı seçtim.
Belki bir gün sen de hissedersin… bir yerlerde, sebepsiz bir sızı gibi. Belki bir an durup “neden böyle oldu?” dersin. İşte o an bil… bir yerlerde seni, senin hissettiğinden çok daha fazla hisseden biri var.
Ben buradayım.
Hiç gitmedim aslında. Sadece sesimi kısmayı öğrendim. Çünkü bazen sevmek, konuşmak değil… susarak da var olabilmektir. Ve ben seni, en sessiz hâlimle bile sevmeye devam ediyorum.
Eğer bir gün yorgun düşersen… eğer bir gün herkes giderse… eğer bir gün kalbin gerçekten bir yere sığınmak isterse… bil ki ben hâlâ buradayım. Kapım açık, kalbim açık, sana olan sevgim hiç eksilmeden seni bekliyor.
Belki gelmezsin… belki hiç o kapıyı çalmazsın. Ama ben yine de bekleyeceğim. Çünkü bazı insanlar beklemeyi seçmez… beklemek onların kaderi olur.
Ve sen… sen benim en güzel kaderimsin.
Ne kadar uzak olursan ol, ne kadar imkânsız görünürse görünsün… ben seni sevmekten vazgeçmeyeceğim. Çünkü bu sevgi, bir sonuca bağlı değil. Bu sevgi, sadece var… tıpkı benim içimde attığın her atım gibi.
Şimdi yine gecedeyim… yine sana yazıyorum, yine içimde seni büyütüyorum. Ve belki sen hiç okumayacaksın bu satırları… ama ben yine de yazacağım. Çünkü seni sevmek, anlatılmayı bekleyen bir hikâye gibi içimde duruyor.
Ve ben… o hikâyeyi asla yarım bırakmayacağım.
Ve ben o hikâyeyi yazmaya devam ettikçe anlıyorum… aslında seni anlatmıyorum, kendimi anlatıyorum. Çünkü sen benim içimde öyle bir yerdesin ki, seni çıkarırsam ben eksik kalırım. Sanki ruhumun bir parçası olmuşsun da, adını koyamamışım gibi. Bu yüzden ne kadar yazarsam yazayım, ne kadar anlatırsam anlatayım… hep bir şeyler yarım kalıyor. Çünkü sen, kelimelere sığmayacak kadar derinsin.
Bazen düşünüyorum… ya gerçekten karşıma çıkarsan, ya gözlerimin içine bakarsan… ben ne yaparım? İçimde bu kadar büyüttüğüm seni, gerçek hâlinle görünce kalbim dayanabilir mi? Yoksa bütün duygularım bir anda taşar mı? Belki dilim tutulur, belki sadece susarım. Ama emin olduğum bir şey var; o an, hayatımın en gerçek anı olurdu.
Seninle ilgili hayaller kurmaktan hiç vazgeçmedim. Birlikte yürüdüğümüz sokaklar var kafamda, birlikte sustuğumuz anlar, birlikte güldüğümüz, hatta birlikte hiçbir şey yapmadan sadece yan yana olduğumuz anlar… Öyle gerçek ki bunlar, bazen hayal olduklarını unutuyorum. Sanki bir yerde gerçekten yaşandı da ben tekrar hatırlıyormuşum gibi geliyor.
İnsan bazen birine “gel” demek ister ya… ben diyemiyorum. Çünkü korkuyorum. Ya gelirsen ve her şey değişirse diye değil… ya hiç gelmezsen ve ben bu bekleyişin içinde kaybolursam diye. Ama yine de içimde bir ses var, hep aynı şeyi fısıldayan: “O da seni hissediyor.” Belki bu sadece bir umut, belki bir teselli… ama ben o sesi susturamıyorum.
Günler geçiyor, mevsimler değişiyor… ama benim içimde sen hep aynı kalıyorsun. Ne eskisin, ne yenisin… sen hep tam yerindesin. Sanki zaman sana dokunamıyor gibi. Her şey değişiyor ama sen değişmiyorsun. Bu da beni hem ayakta tutuyor hem de içten içe yakıyor.
Bazen kendimi kalabalıkların içinde yalnız hissediyorum. İnsanlar konuşuyor, gülüyor, hayatlarına devam ediyor… ben de aralarındayım ama aslında hiçbirine ait değilim. Çünkü benim ait olduğum yer… sensin. Senin yanın, senin varlığın, senin sessizliğin bile benim için bir yuva gibi.
Ve ne garip… insan bazen hiç sahip olmadığı birini kaybetmiş gibi hissedebilir mi? Ben hissediyorum. Sanki seni bir zamanlar çok yakınımdaymış gibi, sonra bir anda kaybetmişim gibi. Bu his içimde öyle gerçek ki, bazen geçmişte gerçekten vardın da ben seni unutmuşum gibi geliyor.
Belki bu sevgi bir sınavdır… belki sabrın, inancın, sadakatin bir ölçüsüdür. Belki de sadece kalbimin bana oynadığı bir oyun. Ama ne olursa olsun… ben bu oyunu bırakmayacağım. Çünkü seninle ilgili olan hiçbir şeyden vazgeçmek istemiyorum.
Eğer bir gün sen de durup içini dinlersen… eğer bir an kalbin sana bir isim fısıldarsa… işte o isim benim. Çünkü ben seni sadece uzaktan sevmiyorum… ben seni içimde yaşıyorum. Ve bir insan, içinde yaşattığı birini asla kaybetmez.
Şimdi yine gece… yine sessizlik… yine sen. Gökyüzüne bakıyorum, yıldızlara… belki aynı anda sen de bakıyorsundur diye. Belki aynı dileği diliyoruzdur, belki aynı boşluğu hissediyoruzdur… bilmiyorum. Ama bilmek zorunda da değilim. Çünkü hissetmek, bazen bilmekten daha gerçek.
Ve ben seni hissediyorum.
Her an… her yerde… her nefeste.
Belki bir gün yollarımız kesişir… belki de bu hikâye hep böyle uzaktan yazılır. Ama nasıl biterse bitsin, şunu biliyorum: Sen benim hayatıma gelmiş en derin anlam, en sessiz fırtına, en yakıcı huzursun.
Ve ben… seni sevmeye devam edeceğim.
Sonu olsa da, olmasa da…
Cevabı gelse de, gelmese de…
Kavuşsak da, kavuşamasak da…
Ben seni, her hâlinle…
Eksiksiz…
Sonsuz…
Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Sen Benim En Güzel Kaderimsin

ÜSTAD KENAN KUZUCU ÜSTAD KENAN KUZUCU