Deneme / Hayata Dair Denemeler
Eklenme Tarihi : 10.12.2025
İnsana sunulan en güzel manzaralardan
biridir yağmur. Huzuru, sakinliği ve müthiş döngüyü temsil eder. Her damlası, Her damla, toprağa düşen bir
gökyüzü öpücüğüdür.
Alıngan ve darılgan değildir yağmur. Ne üstüne bana ne şemsiye açana. Fakat bazı günler gökyüzü konuşmayı unutmuş gibi olur; kelimeler boğazında düğümlenir, söyleyemediklerini yere döker. Yağmur dediğimiz şey, belki de göğün içini rahatlatma biçimidir. Her damla, bulutların uzun zamandır sakladığı ve söyleyemediği birer itiraftır. bir kelimedir.
Yağmur, umut dolu bir yarının
müjdecisi de olabilir felaketin habercisi de. Nasiptir ama felaket zannedilir. ‘’Her insan yağmur damlası gibidir. Kimisi
çamura, kimisi gül yaprağına düşer.’’ der Mevlana.
İnsan, yağmur yağarken kendi içindeki sağanağı daha iyi duyar.
Pencereye vuran tıkırtılar, ruhun karanlık bir odasında yankılanan eski bir
piyano melodisi gibidir. Sanki gök, insanın kalbinde uzun süredir askıda kalan
duyguları harekete geçirmek için ritmik bir dil kullanır. Her damla, bir nabız;
her şıpırtı bir çağrıdır.
Yağmur, toprağın beklediği bir sarılmadır.
Yağmurun toprağa işleyişi, bir sırdaşın kulağa fısıldayışı kadar yumuşaktır.
Toprak, göğün yükünü sessizce alır, hiç şikâyet etmez. Belki de bu yüzden insan
yağmurda yürümeyi sever; kendi yüklerini de birinin sessizce alabileceğine
inanmak ister. O anlarda şehir, ıslanmış bir akşam vaktinin sisli aynasında
beliren silik bir hatıra gibi görünür. İnsan, hem oradadır hem değildir; hem
kendine aittir hem değil.
Yağmur, bir arınma törenine benzemez aslında, çünkü insan yağmurla
temizlenmez; sadece kirlerini daha sakince taşımayı öğrenir. Dışarıdaki suyla
içerideki karmaşa birbirine karıştığında, hayatın gürültüsü bir anlığına susar.
O sessizlikte, kim olduğumuzu değil, kim olamadığımızı duyarız. Bir damlanın
yeryüzüne inişi, bazen ulaşamadığımız bir yerin yankısıdır.
Kimi günler gök hiç durmadan ağlar. O zaman anlarsın: Yağmur,
hüzünden ibaret değildir; bazen umut da iner gökten. Çünkü her sağanak, sonunda
bir açıklığa varır. Güneş, sanki hiçbir şey olmamış gibi perdeyi aralar, fakat
sen bilirsin: Gökyüzü biraz önce içini dökmüştür ve dünya hâlâ o itirafın
kokusunu taşımaktadır.
Her yağmur damlası, gökyüzünün kalbe düşen bir
selamıdır. İnsanın yalnızlığıyla en çok anlaşabilen doğa hâlidir o.
Gökyüzünün gözyaşlarıyla bizimkilerin arasında görünmez bir akrabalık vardır.
İkisi de düştükleri yerde iz bırakır; ikisi de sustuktan sonra daha iyi
anlaşılır.
Yağmur bazen bir ağıt, bazen bir dua olur. Biri gökten iner,
diğeri insanın içinden yükselir; aynı sessizlikte buluşurlar. Islanan saçlardan
süzülen damlanın ağırlığıyla, kalbe düşen bir hatıranın ağırlığı birbirine
benzer, ikisi de hafiftir ama izi derindir.
Ve yağmur dinerken, gök hâlâ hafifçe sızlar. Biz de öyle değil
miyiz? İçimizdeki fırtına geçse de, geride taşımayı sürdüğümüz bir nem kalır, kimse
görmez ama her adımda hissederiz.
Yağmur işte budur: Gökten düşen su değil; göğün, insanın kalbine
dokunmak için bulduğu en eski, en sessiz yoldur.
.
.