Senin tenine dokunmadan! 

Ben senin tenine dokunmadan ruhuna teslim oldum,
çünkü bazı aşklar
el yordamıyla değil,
yarayla bulunur.
Sana yaklaşmadım,
yaklaştıkça kendimden taşacağımı bildiğim için.
İnsanın kendini kaybetmesi
her zaman bir felaket değil ki
bazen en doğru adresti.
Seni ilk hissettiğim an
bir kalp çarpması değildi,
bir sarsıntıydı.
İçimde uzun zamandan beri sessiz kalan
bütün odalar birden kapılarını açtı.
Tozlu raflardan eski korkular düştü,
unutulmuş umutlar ayağa kalktı.
Sanki içimde bir mahkeme kuruldu
ve herkes aynı kararı verdi. 
Bu sefer kaçmayacaksın denildi bana.
Gözlerine bakmadım uzun uzun,
çünkü göz dediğin
fazla şey anlatır.
Ben senin bakmadığın yerlerine aşık oldum. 
Susarken omzuna çöken ağırlığa,
gülerken sesinin sonundaki yorgunluğa,
herkese güçlü görünmeye çalışırken
içinde bir yerlerin kırık kalmasına.
Teninle değil,
yalnızlığınla temas ettim.
En çok da oradan tanıdım seni.
Çünkü insan
en çıplak haliyle
yalnızlığında öylesine durur.
Ben o yalnızlığa
adımı yazmadan yerleştim,
rahatsız etmemek için.
Sana dokunmadım
ama sana alıştım.
Bu, dokunmaktan daha tehlikeliydi.
Sesini duymadığım günlerde bile
içimde konuşan bir sen vardı.
Kendi düşüncelerimle seni ayırt edemez oldum,
bu karışıklığı sevdim.
Çünkü ilk defa
kafamın içi bu kadar kalabalıkken
kalbim bu kadar sakindi.
Zaman seni bana getirmedi,
beni sana hazırladı.
Önce eksiltti,
sonra sabretmeyi öğretti.
Bazı geceler
yastığa başımı koyduğumda
adını anmadım,
ama kalbim seni ezberlemişti.
Dua etmedim belki,
ama her susuşumda yönüm
sana doğruydu.
Sen yanımda yokken bile
hayatı sana göre ayarladım.
Sevineceksem ölçülü sevindim,
üzüleceksem sessiz üzüldüm.
Çünkü bir gün
senin kalbine dokunabilirsem diye
kırıklarımı keskinleştirmedim.
Kimseye anlatmadım seni,
çünkü anlatılan şey
biraz eksilir.
Ben seni
kazanılacak bir zafer gibi sevmedim.
Bir ihtimal gibi sevdim,
gerçekleşse de gerçekleşmese de
değerinden bir şey kaybetmeyecek.
Sana sahip olmayı değil,
sana layık kalabilmeyi düşündüm.
Bu yüzden acele etmedim,
Hep acele edenler
en çok kıranlardı.
Bazen çok yakınımdaydın,
bazen bir ömür mesafede.
Ama garip olan şu ki. 
Uzaklığın bile tanıdıktı bana.
Sanki seni
başka bir hayattan hatırlıyordum,
yarım kalmış bir cümle gibi.
Tamamlamak için değil,
anlamak için sevdim seni.
Ben senin tenine dokunmadan
ruhuna teslim oldum.
Bu bir eksiklik değildi,
bilinçli bir vazgeçişti.
Çünkü seni incitmektense
kendimden eksilmeyi göze aldım.
Ve bil ki
herkes dokunabilir,
ama herkes
teslim olamaz.
Eğer bir gün
ellerim ellerine değerse
bil ki bu bir başlangıç olmayacak, 
çoktan yaşanmış bir aşkın
gecikmiş tanıklığı olacak.
Ve eğer hiç değmese de ellerim bedenine
Ben yine de
seni yaşadım diyeceğim.
( Senin Tenine Dokunmak başlıklı yazı basak--kaya tarafından 1.02.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu