Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Anıdan Farklısın Ömrüme Karıştın

Gecenin sırtından kayan son karanlık, pencerelerin buğusunda ince bir çatlak gibi sabaha açıldı. Sokaklar henüz kimsenin adını taşımıyordu, kuşlar bile seslerini deniyordu yalnızca.
Dünya, uzun zamandır omzunda taşıdığı ağırlığı bir sandalyeye bırakıp dinlenmek ister gibiydi.

Ben o saatlerde içimde kırılmaya yüz tutmuş aynaların önünde oturuyordum. İnsan bazen kendi ruhuna yetişemiyor sevgilim, bir tarafı göçük bir bina, bir tarafı hâlâ içinde çocuk saklayan eski bir ev.

Yine de senin adın geçince içimden, duvarların boyası tazeleniyor. Sanki uzun sürmüş bir kışın ardından bir bahçıvan gelip kurumuş dalların nabzını yokluyor sessizce.

Çünkü sen, felaket haberlerinin arasına sıkışmış küçük bir merhamet cümlesi gibisin. Bir ambulans sesinin ardından duyulan yağmur. Yıkılmış şehirlerin üstünde dönüp duran inatçı beyaz bir martı.

İnsanlar birbirinin kalbine değil de yarasına basmayı öğrenmişken, sen bir yaranın üstüne bırakılan temiz bez kadar sakinsin. Dokunduğun yerde acı bağırmayı bırakıyor.

Ben hâlâ kalabalıkların ortasında cebine ellerini saklamış bir ürpertiyim. Biraz eksik bırakılmış çocukluk, biraz gecikmiş kabulleniş, biraz da dünya ile arasına perde çekmiş bir ruh.

Ama senin yüzüne bakınca içimdeki bütün dağınıklık usul usul çekmecelerine yerleşiyor.

Bazen hayat, paslı bir gemi gibi sürüklüyor insanı. Günler, üst üste yığılmış kirli tabaklar gibi. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışırken ruhunu geride unutuyor. Ben de unuttum birkaç kez kendimi. Bir istasyon bankında, geceyi sabaha bağlayan çaysız kafelerde, eski şarkıların omzunda unuttum.

Sonra seni düşündüm.

Bir insanın başka bir insanı düşünerek yeniden hayata karışabilmesi ne tuhaf.
Sen aklıma gelince, ölüm bile sertliğini kaybediyor biraz.
Çünkü senin gözlerinde yaşamak, sadece nefes almak değil,
bir çiçeğin ışığa dönmesi gibi doğal bir şey.
Ve inan, dünya bütün ağırlığıyla çökerken bile senin varlığın ince bir ışık bırakıyor eşyaların üstüne.
Perdeler daha hafif dalgalanıyor, bardakların içindeki su daha durgun görünüyor, hatta sessizlik bile korkutmuyor artık.

Ben sana umutsuzluk yakıştıramıyorum sevgilim. Senin geçtiğin bir cümlede mutlaka biraz gün doğumu oluyor.
Bir sokak lambası sönüyor usulca, bir çocuk uykusunda gülümsüyor, uzakta bir fırının ilk ekmeği kabarıyor.

Ve ben, her şeye rağmen, hayatı senin göz kapaklarının arasından doğacak bir sabaha benzetiyorum.
Sanki bütün yıkıntıların ardından toprak yeniden nefes alacak.
Sanki insanlar bir gün birbirine zarar vermeden de yaşayabilecek.
Sanki sen gülümsediğinde şehirlerin uğultusu biraz dinecek.

O yüzden içimde ne kadar karanlık birikirse biriksin, onu senin avuçlarına bırakmaya kıyamıyorum.
Çünkü sen, yas tutulsun diye değil, ışık çoğalsın diye gelmişsin dünyaya.
Ve ben artık biliyorum.
Bazı insanlar sevilmez sadece, onların varlığıyla hayat yeniden ikna edilir.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Anıdan Farklısın Ömrüme Karıştın

basak-kaya basak-kaya