Çocukluğu Damlayan Ev
Geçmişi gömmek için kaç gece kazı yaptım içimde,
her kürek darbesinde başka bir çocuk çıktı karşıma.
Üstü başı toprak, avuçlarında kırılmış oyuncak sesleri.
Meğer insan en çok kendinin enkazına rastlıyormuş.
Ben unutmayı, eski bir evden taşınmak sanıyordum.
Oysa hafıza cebine anahtar kaçmış kiracı gibi,
çıktığını söylediği kapıları geceleri yeniden açıyormuş.
Bir şarkı duyuyorum mesela,
bir anda bütün odalar annem kokuyor.
Perdeler ağırlaşıyor,
çatal bıçak sesleri yetim kalıyor sofrada.
İnsan bir ölünün ardından ağlamıyor sadece
ondan sonra yaşayacak kendisini de taşıyor mezara biraz.
Kendime iyiyim dedikçe
duvarları rutubet tutmuş bir binaya boya çekiyorum sanki.
Uzaktan bakınca sağlam,
içine girince çocukluğu damlıyor tavandan.
Benim içim,
kaçırılmış bir ilmeğin yıllarca gizlendiği kazak gibi.
Bir yerinden çekilince
bütün hayat sökülüyor.
Ve ben hâlâ utanmadan
idare eder diye giyiniyorum acılarımı.
Bazı insanlar kırılmaz,
bazılarıysa çatladığı yerden su alır sürekli.
Ben ikinciyim.
Bu yüzden hangi limana yanaşsam
biraz batık görünür gözlerim.
Kendimi sevmeyi denedim bir ara,
cam kırıklarıyla yüz yıkamak gibiydi.
İnsan kendi ellerinden de kanayabiliyormuş meğer.
Sonra başkalarını sevmeye kalktım,
yarım kalmış duaları başkasının ağzında tamamlamaya benziyordu.
Kimsenin sesinde kendime ait amin çıkmadı.
Şimdi anlıyorum
bazı belkiler vardır,
insanın boynuna çocuk yaşta geçirilmiş görünmez ilmikler gibi.
Ne tam sıkar,
ne nefes aldırır.
Yaşarsın,
ama hep bir şey eksik yaşarsın.
Ve bir gün aynaya bakıp şunu fark edersin.
İnsan bazen geçmişini terk etmiyor,
sadece sırtında taşıdığı mezarın yerini değiştiriyor.
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.