Yeniden Öğretmen Olmak İstemem

      Otuzun üzerinde öğretmen kadrosu olan büyük bir ilköğretim okulunda geçti şehirdeki ilk öğretmenlik yıllarım. Meslektaşlarımın çoğu kadın öğretmenlerdi. Ders yılının başladığı ilk hafta ve takip günleri özellikle anımsarım. Mini mini öğrenciler anneleriyle gelmişti okulun ilk günü. Sıcacık elleri, duru bakışları ve ellerini tutunca kalp atışlarının ritmi hissediliyordu. Ders zili çaldı. Öğrenciler sıra oldular. Biz öğretmenler sınıflarımızın yanında okulun açılış izliyorduk. Büyük sınıf öğrencileriyle tören hazırlıklar yapıldığını anlıyordum. Ben de bu yıl beşinci sınıfların birinde çalışacaktım. Öğrencilerimle tanışırken onlar kadar heyecanlıydım.

 

        Önce İstiklal Marşı okundu. Daha sonra bir kız bir erkek: “Türküm, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir…”

 Sözleriyle başlayıp devam eden andımızı okudu. Açılış töreni ile ilgili okul müdürü, deneyimli bir kadın öğretmen kısa konuşmalar yaptılar. Şiirler okudu bazı öğrenciler… Sınıflara girdik.

 

        Köylerdeki yalnız, en çok iki öğretmenle çalışma hayatım bitmiş büyük bir okulda çalışmanın güzelliğini yaşıyordum. Kadın öğretmenler çağdaş kıyafetleriyle çocuklarını okula getiren velilerden farklı çok farklıydı. Biz erkek öğretmenler takım elbiseli, günlük traşlı, boyalı ayakkabı ve kravatlıydık.

 

        Çalıştığım okullarda biz öğretmenler öncelikle kılık kıyafetimize aşırı özen gösterir, günlük tıraşsız okula gelmezdik. Kadın arkadaşlarımızda örnek giyinirlerdi. Ders yılı içinde Ulusal Bayramları coşkuyla kutlar, 10 Kasımlarda saat: 09.05’te Atamıza saygı duruşunda bulunur O’nu erken kaybetmenin hüznünü tüm benliğimizde hissederdik.

 

        Anayasamızın 2. Maddesi :“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir” Maddesinde açıklanan Atatürk milliyetçiliğine bağlı… Laik ve sosyal hukuk devletinin eğitim ordusunun mensubu olmanın gururunu yaşar ve yaşatmaya çalışırdık. Binin üzerinde mevcutlu okulda; müdür ve ikide müdür yardımcısı ve biz öğretmenler vardık eğitim-öğretim paydaşları olarak.

 

Meslek yaşamımın son iki yılı doğum yapan arkadaşların yerine 2. sömestrlerde öğretmenlik yaptım, ücretli öğretmen olarak. Okullar evime yakındı. Çocuk ve halkıma olan sevgimi tatmin duygusuydu biricik amacım.

 

Çalıştığım okullar ilköğretim okullarıydı. İkinci sömestri başlangıcı mevsim kış. Hava oldukça ılıktı.  Yine zil çaldı öğrenci ve eğitim-kadrosu toplandık okulun bahçesinde. Şaşkınlığım başladı. Gerçi öğretmenler için kıyafet serbestliğinin varlığını duymuştum. Durumu yakinen izlemenin şaşkınlığını yaşıyordum. Sakalları uzamış, kravatsız, blucin giyen erkek öğretmenler ve mutfak kıyafetlerine yakın giyinmiş bazı kadın öğretmenler duruyordu sınıflarının başında. Benim gibi takım elbiseli, günlük traşlı, kravatlı meslektaşlar da vardı. Seksenlerin, doksanların kıyafetlerini aratmayacak kadın meslektaşlarımın olduğun da söylemeliyim açık kalplilikle.

 

Okul müdürümüz kısa bir konuşma yaptı. Ve sınıflara girildi. “Türküm, doğruyum, çalışkanım…”  unutturulmuştu. Okunmadı. Hâlbuki küçük öğrencilerin yetesiye anlamlarını bilmese bile “andımızı” birlikte söylemek onlara ve hepimize bir aidiyet duygusu kazandırıyordu. Okullu olmanın, birlikte yaşamanın güzelliği…  İçselleştirilirdi andımızla…

 

Birkaç hafta içinde okulda yalnız olmadığımı gördüm. Benim gibi ataması yapılmamış bir ücretli ve üç adette sözleşmeli öğretmen vardı. Sözleşmeli ve ücretli çalışanların yüzlerinin güldüğüne tanık olmadım. Gerçi ben amatör duygularla çalışıyordum. Ücrette değildi gözüm. Asıl olmayan, ücretleri, özlük hakları yok denecek kadar yetersizdi kadrosuz arkadaşların. Oysa kadrolu arkadaşlarla eğitim düzeyleri aynıydı. Aynı sorumlulukla çalışmak durumundalardı.

 

İç dünyalarında soğuk fırtınalar esen, kendisi ile barışık olmayan öğretmenler görevlerini hangi moralle yapar!? Onlar öğretmen odalarının hüzünlü öğretmenleriydi. Hemen hemen her okulda özellikle sözleşmeli öğretmenlerin olduğunu gözlemliyordum.

 

Müfredatta da hayli değişiklikler olmuştu. Andımızın okunmamasına eş olarak giderek Atatürk ilkeleri,  Cumhuriyetimizin kuruluş değerlerine daha az yer veriliyordu. Öğretmenler çok farklı görüşlere bölünmüştü. 12 çeşit öğretmen sendikası olduğu biliniyordu. İlginçtir, iki meslektaşım derslerin yoğun işlendiği günlerde iki hafta izin kullanıp Umre ziyareti yaptı. (beş vakit namazımı kılarım. Umarım riyakârlık yapmıyorum) meslektaşlarım elbette umre ziyareti yapabilir. Sınıflarını öğretmensiz bırakmak hiç etik de değil. Yaz tatilleri çuvala konmamış. Ve 2024-2025 Eğitim-Öğretim yılında 10 Kasım tatile denk geliyormuş diye Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başkomutanı, Türkiye Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk anılmadı okullarımızda.

 

Ezcümle meslek aşkım gönlümde hala sımsıcak yerini korur. Öğrencilik yıllarımda ve de yaşam boyu edindiğim idealist öğretmenlik duygularının uygulama alanlarının daraldığını görüyorum. Hayata yeniden başlama olanağım olsa gümümüzün müfredatıyla öğretmenlik yapmak istemem
( Yeniden Öğretmen Olmak İstemem başlıklı yazı sahara tarafından 9.02.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu