Köy Enstitülerinin Kapatılması

 

        Övünçle belirtmeliyim, ilkokulda 3 yıl Köy Enstitülü öğretmenin öğrencisi oldum. Teşekkür, takdirname almak gibi yurtdışında bakanlık öğretmenliği, özel okul ve devlet okullarında başarılı bir meslek yaşamım oldu. Fakat kendimi hiçbir zaman ilkokul öğretmenim gibi başarılı öğretmen olduğumu söyleyemem. Aradan yıllar geçti. Öğretmenimin güler yüzünü, öğrencilere ilgisini, güzel sesiyle öğrettiği şarkı ve türkülerin tınısı hala kulaklarımda. Telli sazları kusursuz tınlatırdı. Bana en büyük bir yadigârı da okuma sevgisini kazandırmak olmuştur. Ve ok yönlü yetiştiren enstitülü öğretmenlerin övgüsünü hep duymuşumdur.

 

        Köy Enstitüleri, sadece benim öğretmenim gibi mesleğini eksiksiz icra etmekle birlikte köylünün dertlerine derman olan öğretmenler yetiştiriyordu. Bilindiği gibi Nobelli bilim insanımız Prof. Dr. Aziz Sancar da saygın ilkokul öğretmenlerinin Köy Enstitülü çıkışlı olduğunu söylemişti.

 

        52 yıl önce kapatılmalarına karşın Köy Enstitüleri eğitim faaliyetleriyle ilgilenenlerce hiç unutulmadı. Nasıl unutulur? Fakir Baykurt, Ümit Kaftancıoğlu, Talip Apaydın, Mahmut Makal, Mehmet Başaran, Pakize Türkoğlu, Harun Birsen Başaran, Ali Dündar, Mehmet Uslu, Dursun Akçam gibi yazarlar bu güzide okullardan çıktı. Bizlere köyü, köylüyü tanıttılar, onların yaralarına neşter vurdular.

 

        1940-46 yılları arası bu okullardaki çalışmalarla: 1500 dönüm arazi tarıma verimli hale getirildi.  150 büyük inşaat, 60 işlik, 210 öğretmen evi 20 uygulama okulu, 36 ambar ve depo, 48 ahır, 20 elektrik santralı, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 3 balıkhane ve 100km yol yapıldı.

 

        Köy Enstitüleri köylüyü aydınlatmak, üretken ve meslek sahibi olmalarına olanak sağlamak yüzyıllardan beri yaşadıkları karanlıklardan kurtarmak için kuruldu.

“ Enstitülerin amacı, köylüyü üretime dönük olarak eğitmek ve bilinçlendirmekti.

Köylü eğitilirse; bilinçlenir, kendisini sömürenlere karşı çıkar, başkaldırırdı.

Üretirse; ekonomik güç kazanır, “çiftçi” olur, kendilerini asırlardır ezen ve sömürenlerin kölesi olmaktan kurtulurdu.

Bu nedenle “Köy Enstitüsü” ve “Toprak Reformu” uygulamalarından vazgeçilmeliydi.

Köylünün uyanması ve bilinçlenmesi demek, tüm Türkiye’nin uyanıp bilinçlenmesi demekti.”

 

 

         Yurdumuzu aydınlatmak, köylümüzü kalkındırmak için kurulan bu eğitim kurumlarının kapanış öyküsünü satır başlarıyla anımsayalım:

 

        Önce Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel istifaya zorlandı ve istifa ettirildi. Enstitülerin babası İsmail Hakkı Tonguç görevden alınıp itibarsızlaştırılması için her yol denendi. Reşat Şemsettin Siner Milli Eğitim Bakanı olarak atandı. Bu bakan enstitülerin canına okudu deyim yerindeyse.

1947’de çıkarılan iki yasayla, köylerde görev yapan enstitü öğretmenlerinin kurumları ile ilişkisi kesildi. Ellerindeki araç ve gereçler alındı.

9 Nisan 1947 günü, “öğrencilerin yönetimde söz sahibi olma uygulamasına” son verildi. Ders dışı çalışmaları kısıtlandı.

9 Mayıs 1947 tarihli genelgeyle “karma eğitim” kaldırıldı.

20 Mayıs 1947 günlü genelgeyle, enstitü kitaplıklarındaki “sakıncalı görülen kitaplar” ayıklandı ve yakıldı.

1948 ders yılından itibaren enstitülerde izlenen ders programları diğer okullarla aynı hale getirildi. İş eğitimine tamamen son veril

Birçok enstitü mezunu öğretmenin “yedek subaylık” hakkı ellerinden alındı, “çavuş” çıkarıldı.

Gazetelerde planlı bir şekilde “Köy Enstitüsü öğretmenlerinin komünistlik yüzünden tutuklandıkları” haberleri yayınlanmaya başladı.

Suçlamalar ve tutuklamalar, İsmet İnönü dönenimin sonuna kadar sürüp gitti.

Artık Köy Enstitülerinden eser kalmamıştı. Enstitü mezunlarının toplumdaki itibarı da yerle bir edilmişti.

Köy Enstitüleri konusunda, İsmet İnönü’nün “başlangıçtaki sevabı” ve “sondaki günahı” işte böyle.

Peki, İnönü neden bu yolu seçti?

Köy Enstitülerini neden “karşıdevrimcilere” teslim etti?

İnönü, Köy Enstitülerinin kapatılmasına giden girişimler konusunda kendisini şöyle savunmuştu:

“Ben Köy Enstitüsü fikrine inanmışımdır. İnanmış bir insan sonuna kadar bunu yürütür; idealizmde, felsefede bu böyledir. Ama ben politikacıyım, uygulayıcıyım. Ben gücüme göre, gücümün var olduğu yerde, gücümü gösterebilirim. Benim gücüm o zaman nereden geliyordu? Partiden, parti meclis grubundan, gücümü ben buradan alıyordum. Bu konuda, bütün bu organlarda gücümü kaybetmiştim. Artık Köy Enstitülerini eski gücüyle, eski ruhuyla devam ettirmek olanakları benim elimden çıktı.

 

        1925 yılında SSCB ile imzalanan Dostluk Ve tarafsızlık antlaşmasının süresi 1945 yılında sona erdi. Kuzey komşumuz antlaşmanın aynı koşullarda uzatmasını ret etti. Stalin boğazlarda ayrıcalık, bazı doğu illerini geri istedi. Bu isteklerin yarattığı sıkıntılardan kurtulmak adına batıya ABD’ye yaklaşıldı. 1945’te ABD ile yapılan ikili antlaşmalarla bu büyük güçle gönülsüz flört başladı.

 

        1950 seçimlerini CHP kaybetti. İktidar olan DP zaten köy ağaları, tarikatların temsilcisiydi öncelikle. İktidarı destekleyen bu kesim enstitülere karşıydı zaten. DP iyice ABD’nin yörüngesine girdi. Kore’ye asker gönderildi. NATO’ya kabul olunduk.

“ABD’nin en büyük düşmanı, “ulusal uyanışlar” idi.

Bu nedenle halk “cahil” ve “yoksul” bırakılmalıydı.

Sonra halkı uyandırmaya kalkmak, yine o dönemin siyasi kabulüne göre, komünistlikti.”

 

        Ekonomi bozulunca sıcak paraya gereksinim oldu. Menderes ABD’ye kredi için başvurdu. Kredi verilmesi için ilk şart Köy Enstitülerinin kapatılmasını istemek oldu. İçi 1950’ye kadar boşaltılıp müfredatı değiştirilen enstitüler 1954 yılında çıkarılan bir kanunla kapatıldı. Kanunun oylanmasına DP ve CHP kabul oyu kullandı. İnönü ve Menderes ABD’nin isteklerine karşı koyamadı.

 

        Bu güzide okullar kapatılmasaydı; köylümüz bilinçlenir, köylerimiz kalkınırdı. Bir Japonya, bir Güney Kore, bir Finlandiya’nın yakaladığı ekonomik, sanayi düzeyinde olurduk bugün. Köylerimiz boşalmazdı. Yetesiye yiyecek maddeleri üretimi yapılabilirdi. Son verilere göre köyde oturanların oranı %7’lere indi.   Bir zamanlar kendine yeterli yiyecek maddeleri üreten dünyanın 7. Ülkesiydik. Şimdi dışarıdan birçok yiyecek maddesi, canlı hayvan ithal eden duruma geldik. Böylece enflasyon kronik bir hastalık olarak hepimizi etkilemesi kaçınılmaz oluyor.

( Köy Enstitülerinin Kapatılması başlıklı yazı sahara tarafından 6.02.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu