Paris Ve Londra’da Sefil Yaşam
‘’Paris ve Londra’da
sefil yaşam mı?
Dünyanın en medeni,
en modern, yer
yüzündeki insanların en çok görmek
istediği, Avrupa’nın göz bebeği
iki şehirde mi
sefil yaşam? ‘’
Vallahi ben demiyorum.
George Orwel diyor
ama her ne
kadar halı altına
süpürülmeye çalışılsa da
bizim yaşlı tarih
de öyle diyor.
Evet, çok da
uzak olmayan tarihlerde
Fransa ve İngiltere’de
sefil bir hayat
yaşanıyordu.
Hani bizde hep
denir ya ‘’
Padişah ve hanedan
saraylarda zevk-ü sefa
içinde yaşarken halk perperişandı’’ Diye,
bize kurban olsunlar.
***
İngiltere’nin hakimiyeti altındaki
İrlanda’da 1845 Yılında
büyük bir kıtlık çıkmıştı.
İşte bu kıtlık yıllarında
Osmanlı Padişahı Abdülmecit,
İrlanda’ya 5.000 Pound
para yardımında bulunmak
istediğinde İngiltere Kraliçesi
Victoria ‘’ Ben
1000 Pound yardım etmişken
sen 5000 Pound
gönderemezsin ‘’ diyerek Sultan
Abdülmecit’in göndereceği yardımı
1000 Pounda indirmişti
ama Sultan yine içi
buğday, diğer yiyecekler
ve ilaç dolu
3 gemiyi İrlanda’nın Drogeda limanına
göndermişti. ( Bugün halen
İrlanda’da formasında ay yıldız
olan Drogeda United adlı
bir futbol kulübü
vardır. Bunu daha
önce yazmıştım. )
Ama ne var biliyor
musunuz? Osmanlı Devleti
için ‘’ Hasta Adam’’
Denilen o yıllarda
İngiltere İçin ‘’
Üzerinde Güneş Batmayan
İmparatorluk ‘’ deniyordu ve
dahası o döneme
‘’Victoria Dönemi’’ deniyordu,
İngiltere’nin zenginliğinden,
İngiltere’deki refahtan bahsediliyordu.
Evet, bugün Victoria Dönemi İngiltere’sini tanıyacağız. Ama önce
yine bizden başlayacağım.
Bizde II. Abdülhamit
rahmetli sarayından pek
dışarı çıkmazdı ama
Müslüman olsun gayrimüslim
olsun halkının dertlerinden bîhaber değildi.
Mesela tamamen yoksul,
kimsesiz ve bakıma
muhtaç insanlar için
1895’de Darü’l acezeyi kurdurmuştu ve bu
kurum sadece Müslümanlara
değil Hıristiyan ve
Yahudilere de hizmet etmekteydi.
Öyle ki Darü’laceze’de kilise
ve havra bile
vardı.
Peki aynı dönemde -ki
o döneme Victoria
dönemi adı verildiğinden
az önce bahsetmiştim.- Evet,
Victoria döneminde evsiz barksız,
kimsesiz, fakir insanlar
için neler yapmıştı dünyayı
parmağında oynatan kraliçe
hazretleri?
Kendi tebaası olan
İrlanda halkına gönderilecek
yardımı bile kısıtlayan
kraliçe hazretleri, ülkesinin evsiz
barksızları için hiç
bir şey yapmadı.
Allah Allah… Ülkesinde evsiz barksız mı yoktu yoksa başka kurum ve kuruluşlar mı evsiz barksız insanların ihtiyaçlarını giderirdi?
Efendim, elbette İngiltere’de bir hayli işsiz güçsüz, evsiz barksız insan vardı. Özellikle de Sanayi Devrimiyle birlikte iş ve aş umuduyla şehirlere göç eden insanlar maalesef çoğu kez iş de aş da bulamadıkları için sersefil ortada kalmışlardı ve İngiltere evsiz, işsiz güçsüz insan sayısı bakımından dünyanın en önde gelen devleti olmuştu.
Peki nasıl çözdü bu sorunu?
Oraya geleceğim ama önce o yıllarda batıya özenen, batılılaşmaya çalışan Osmanlı Devletinde durum nasıldı bir bakalım.
Yahu nesine bakalım ki Osmanlının? Ormandaki hayvanlar, sokaktaki kuşlar aç kalmasın diye binlerce vakıf kurmuş olan Osmanlı hiç insanını sokakta aç-perişan bırakır mı? Vakıflar aracılığı ile yaptırılan aşevleri, imaretler, hatta yeterli olmadığı hallerde doğrudan doğruya camiler ne güne duruyordu?
Peki aynı yıllarda yani Kraliçe Victoria döneminde İngiltere’de durum neydi?
Bakın onu da George Orwel yazmış.
Evet George Orwel, ‘’Down And Out İn Paris And London ‘’ Paris ve Londra’da Sefil Yaşam adlı eserinde der ki?
“Peki, Sam, iki penilik halat nedir?” diye sordu Bay Pickwick.
“İki penilik halat efendim,” diye yanıtladı Bay Weller, “sadece ucuz bir pansiyon,
Yatakların geceliği iki peni.”
“Yatağa neden halat diyorlar?” dedi Bay Pickwick…
“Yaklaşık altı ayak arayla iki halatları var ve yerden üç ayak yukarıda,
odanın sonuna kadar uzanıyorlar; yataklar da
bu halatların üzerine gerilmiş kaba çuval kumaşından yapılmış.”
“Şey,” dedi Bay Pickwick.
“Şey,” dedi Bay Weller, “planın dezavantajı apaçık ortada.
Her sabah saat altıda halatların bir ucunu bırakıyorlar
ve pansiyon sakinleri aşağı düşüyor.”
Yine aynı eserinde şöyle de der:
“Tabut, geceliği dört peni. Tabutta, üzeri brandayla örtülü tahta bir kutuda uyuyorsunuz. Soğuk ve en kötüsü de böcekler; kutunun içinde kapalı olduğunuz için onlardan kaçamazsınız.”
Haydi daha açık yazalım.
Osmanlı’nın her dönemde olduğu gibi Victoria Dönemi denilen dönemde de yoksulunu, evsizini, işsiz güçsüzünü vakıfları vasıtasıyla tam bir koruma altına aldığı dönemlerde Kraliçe Victoria evsiz barksız, işsiz güçsüz insanları için kıçını bile kımıldatmadı ama?
Ama kendilerine ‘’Kurtuluş Ordusu’’ diyen misyonerler bu insanları sokaklardan toplayıp onları bir nevi otellere yerleştirdiler.
Bu oteller Osmanlı’nın imaretleri, camileri ya da aş evleri gibi tamamen ücretsiz değildi. Cüz’i de olsa misafirlerden bir ücret alınıyor ve alınan ücrete göre hizmet sunuluyordu (!)
Eğer sadece 1 Peni ödeyebilecek bir maddi güce sahipseniz bir sıraya oturuyordunuz ve önünüzde bir masa oluyordu. Ancak masa üzerinde yatmak, kafanızı masaya dayamak, dirseklerinizi masaya dayamak kesinlikle yasaktı. Oturduğunuz yerde kafanız önünüzde uyuyabilirdiniz ( 1 No’lu fotoğraf )
İki peni ödeyebilecek durumdaysanız biraz daha kaliteli (!) bir hizmet sunuluyordu. Bir tabureye oturuyordunuz ve kafanızı, kolunuzu önünüzdeki bir halata dayayarak uyuyabiliyordunuz. ( 2 ve 3 No’lu fotoğraflarda gördüğünüz gibi)
Biraz ensesi kalın (!) iseniz ve 4 Peni ödeyebilecek durumdaysanız uzanarak uyumanız mümkündü. Nerede peki? Tabut boyutlarında ahşap kutular içinde. Altınızda bir yatak olmasa da üzerinize bir branda, ya da bazen battaniye verilebiliyor ve sabah kalktığınızda bir fincan kahve içebiliyordunuz bu 4 Peninin karşılığında 4-5-6 No’lu fotoğraflar. )
Evet, o Yıllar Victoria dönemiydi ve biz batılılaşmak için can atıyorduk.
Bu bahsini ettiğim otellerin İngiltere’de 1930 yılına kadar varlığını sürdürdüğünü de söyleyeyim ki yazımın tuzu biberi olsun.
Haaa bir şey daha ilave edip noktalayayım.
İngiltere’de Kurtuluş Ordusu, bahsettiğim bu otelleri 1895 yılında açmıştı yani II. Abdülhamit’in Darü’lacezeyi yaptırıp hizmete soktuğu sene.
Ve bizim aydınlarımız o yıllarda Osmanlı Devleti’nin, Türk Milletinin refah ve huzura ermesi için Batılılaşmanın şart olduğuna inanıyorlardı.
Haa unutmadan. Bahsettiğim yıllarda Fransa’da da durum farklı değildi. Rusya’yı ise ne siz sorun ne ben söyleyeyim.
- Yorumlar 19
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.