
Tanrı,
sevdiği kullarını yanına erken alırmış derler. Kesin bir yargı değil bu ifade
elbette. Hocalarımızın bu sözü genç ölenlerin yakınlarına sabır tavsiye etmek
için söylendiğini düşünürüm. Kemal, Fen Bilgisi öğretmeniydi. Tanrı, erkenden
yanına aldı O’nu. Büyük sanatçılar sahneye çıktıkları zaman yaydıkları pozitif
enerji salonu ya da açık alanı kaplar. Kemal, sempatik, yüzünden gülücükleri
eksik olmayan, her anlatısında fıkra tadındaydı. Çevresine pozitif enerji
yayardı tıpkı sanatçılar gibi. Size başımdan geçen gerçek bir olayı anlatacağım
demişti bir arkadaş buluşmasında:
“Çalıştığım
lisenin yakınında ortaokul açıldığında bazı arkadaşlar ortaokulda
görevlendirildi. Ben de ortaokulda Fen Bilgisi derslerine giriyorum. Bir davette
tanımadım beylerin masasına oturmak zorunluluğu oluştu. Selam derken sohbete
daldık. Sohbet devam ederken arkadaşların birisinin yargıç, diğerinin doktor bir
diğerinin eski bir parlamenter nihayet masayı savcı bey tamamlıyordu. Birbirlerine hitaplarından mesleklerini
öğreniyordum. Üst düzey adamların sohbetleri ilginç olur.
Arada savcı bey benim mesleğimi sordu.
Ortaokul öğretmeni olduğumu söyledim. Masamızda kış aylarında başkanlardan
yurdumuza giren soğuk havayı aratmayacak düzeydi soğuk bir hava esti. Beyler
daha da benim yüzüme bakmadılar. Ben de takımı maç kaybetmiş fanatik bir
taraftarın sessizliğinde az sonra müsaade isteyip masalarından ayrıldım.
Kemal arkadaşımızı rahmetle anarak öykümüze dönelim. Hiç
planımda olmamasına karşın kendimi özel bir okulda buldum. Öğretmenliği bu kez özel
okulda da yaşamak, özel okul sınıflarının havasını teneffüs edip kireç
tozlarını yutmak varmış kaderimizde. Özel okulların atmosferi ile devlet
okullarının havası çok farklıdır. Özel okul öğretmenliği dikenli yollarda
yürümek gibi bir şeydir. Bir kere öğretmenlerin çalışma güvencesi diye bir
kavram yoktur. İnsanın yeni ortama en erken intibak eden varlık olduğunu
söylerler. Koşullara uyum sağladık”… Emeklilikten
sonra çalıştığım için öğretmenliğe yeni başlayan genç arkadaşlara göre
sözleşmem fest edilir kaygısı taşımıyordum. Serde beyaz bayrak çekmek yok. Bir
sınıfı I. Sınıftan aldım ve mezun edinceye kadar çalıştım.
Bu “ahval ve şerait
içinde” günler geçerken bir öğle arası müdür odasına uğramış oldum. Zaman var.
Müdürümüzün ziyaretçileri vardı. Benim de oturmamı ısrar etti. Oturdum. Okulu
kuran patronlardan birisi, eski bir belediye başkanı ki, okulun eğitim
danışmanıydı. Okulun doktoru aralarında sohbet ediyorlardı. Sessizce
koşulanları dinliyordum. Farklarında değildim adeta. Kocaeli’nin bir türlü
çözüm üretilemeyen trafik sorunu sohbetin ana temasıydı. Halk otobüslerinin
sıklığı trafiği Arapsaçına çeviriyordu. Halk otobüsü sürücüleri aralarında
aletli meydan savaşları yaptıklarından yakınılıyordu.
En çok eski başkan
konuşuyordu. Dayanamadım söz aldım: Başkanım, trafik sorununu çözmek için bir
makbul çare var. Söyleyeyim, ilimizden geçen demiryoluna paralel ayrıca şehrin
kuzeyinden baştanbaşa raylı sisteme geçiş çalışması yapılırsa ve rayli sistemde
trenler çalışırsa halk hem rahat taşınır hem de trafikte kalabalık teşkil eden
Halk otobüslerine gereksinim kalmaz… Başkan, “ama hocam, Hereke’de çok set bir
kaya var. Onu kırmak olanaklı değil. İzmit’in doğusunda Yahya Kaptan muhitinin altı
bataklık…” politik cevaba başkanın kendisinin de inandığını sanmıyorum. Tebessüm
ederek dışarı çıktım.
Almanya’da bakanlık
öğretmeni olarak çalışırken O ülkede şehir içi taşımacılığının çağdaş
örneklerini görmüştüm. Alman şehirlerinde yerin üstünde olduğu kadar yer
altında döşenen tren yollarında çeşitli özellikte trenler çalışır. Yurt dışında
çalışa öğretmenlerin bir misyonu da batı ülkelerinde gördükleri eğitim ve diğer
çeşitli alanlardaki uygulamaları Türkiye’ye döndüklerinde anlatmaktır. Gerçi
büyüklerimiz (!) batıdaki uygulamaları kim bilir kaç kez görmüşlerdir.
Görmesine görmüşlerdir de uygulama kararlılık ve süreklilik isteyen bir olgu. O
anlayış da bizde yok henüz.
Toplumumuzda
öğretmenler maalesef cumhuriyetimizin kurulduğundan yıllardaki ve daha sonraki
birkaç on yıllardaki gibi saygı, ilgi görmüyor. Öğretmenliğin liderlik vasfı
olan bir meslektir. Bu anlayışla her ne kadar önemsenmesek bile fikirlerimizi
söylemek çıplak gerçekleri haykırmak zorundayız.
Hemşehri derneğimizde
arkadaşlarlayız. Ülke seçim atmosferine girmiş. Yerel seçimler yapılacak.
Derneğimizi belediye başkan adayları sık sık ziyaret ediyor. Doktor emeklisi
seçilme şansı hayli yüksek bir aday derneğimizi ziyaret etti. Çaylar, kahveler
içindi. Adayımız projelerini uzun uzun anlattı. İlimizin ulaşım sorunu da
konuşmalarının bir bölümünü oluşturdu. Daha sonra soruları almaya başladı. Söz
aldım. Tıpkı özel okulda eski başkana
önerdiğim raylı sistem sorusunu yönelttim. Büyük şehir adayı açık kalplilikle
halk otobüslerini kaldırırsak sayıları hayli yekûn tutan halk otobüsü sürücülerine
iş veremem diye mazeret belirterek o işin olamayacağını söyledi. Aynı dileği
derneğe ve sitemize gelen başka başkan adaylarına da ilettim. Olumlu yanıt
alamadım.
Nihayet İzmit merkez
ilçesi içinde 2017 yılında tramvay seferi kısa mesafelerle başladı. Yıl yıl
çalışmalar devam etti. Şu anda Körfez-Derince-İzmit- Kartepe Metro Hattı çalışmaları
sürüyor. Dilerim çalışmalar erkenden mutlu sonla tamamlanır. Böylece halkımızın
ulaşım sorunu büyük ölçüde çözülebileceği gibi trafik akışında da sıkıntılar en
aza iner. On yıl içinde, “demir ağlarla
ördük anayurdu dört baştan” hızında olmasa bile metro çalışmalarının
Kocaeli’mizde yıllardan sonra devam etmesi halkımız adına mutluluk verici bir
olay…
Yazarın
Önceki Yazısı