Deneme / Hayata Dair Denemeler
Eklenme Tarihi : 16.03.2026
Bak
bu sefer sözünü tutuyorum,
Can
sevdiğim, Susuyorum…
Gökyüzüne
hasret kalmayacağım….
— Mavi Sürgün (Kıymetli Meslektaşıma ilham kaynağım olduğu ve denememde kullanma izni verdiği için sonsuz şükranlarımla.)
Eski zamanların
birinde, gürültüsüyle göğü inleten bir panayır kurulmuş. Herkes elindekini
değil, ruhunu satılığa çıkarmış. Kimi makam için onurunu, kimi bir avuç altın
için kardeşini, kimi de bir koltuk uğruna yılların emeğini pazarın ortasına
fırlatmış. O büyük kargaşanın içinde, sırtında heybesiyle sessizce yürüyen bir
ihtiyar varmış. Hiç konuşmuyor, sadece gökyüzüne bakıyormuş. Panayırın en
gürültücü tellalı yanına gelip "Neden bir şey söylemiyorsun? Neden sen de
bu pazara dâhil olmuyorsun?" diye sormuş. İhtiyar, bir tutam rüzgâr
çıkarır gibi derin bir nefes almış ve fısıldamış: "başlarda dünyayı
değiştirmek için bağırıyordum; şimdi ise dünyanın beni değiştirmesine izin
vermemek için susuyorum. Ben dilimi yordum, gönlümü değil. Satılacak neyim
kaldı ki bu pazara çıkayım? Benim sözleşmem, elinin kirini silemeyeceğim kalabalıklarla
değil; asla satın alınamayacak olan berrak gökyüzüyledir."
Hayatın kirli
çarkları arasına sıkışmış et ve kemik yığını olmaktan kurtulmanın yolu, bazen
sadece geri çekilmektir. İnsan, gençliğinin hırçın rüzgârıyla fırtınaların üzerine
yürürken, günün birinde fırtınanın değil, kalbindeki dilsiz sığınağın kendisini
kurtaracağını fark eder. Makam hırsının ağır kokusu, beş kuruşluk ruhların
arsız çığlıkları ve elinin kirini silmeye bile değmeyecek insanların hüküm
sürdüğü bu düzende; susmak, bir yenilgi değil, en asil direniştir.
Bizler,
kelimelerin kadrini bilmeyenlere cümleler kurarak, kalbimizden parçalar koparıp
verdik. İnsanlığın sudan ucuz bir meta gibi pazar pazar gezdirildiği bu çağda
ruhu; kirli tezgâhtan çekip çıkarmak, bir kaçış değildir. Teslimiyet, burada
bir acizlik olamaz; insanın kendi deruni maviliğine, tertemiz gökyüzüne olan
sadakatidir. Yorulmak, bu dünyada başımıza gelen en sahici, en insani şeydir.
İnsan, makam için en alt basamağa inenleri izlerken eksilir. Ve sonra bir gün, "Can sevdiği"ne, yani kendi
kimsesizliğine bir söz verir. Bu suskunluk, güvenli bir limana demir atmak,
artık kimsenin canını yakamayacağı kuytuya sığınmaktır.
Anlıyoruz ki;
sığ suları en hafif rüzgârlar bile boğarken, derin denizleri büyük sevdalar
dindirir. Derin ve esrarengiz olan her şey, gürültüden kaçıp kendi sükûtuna sığınır.
Çünkü susanlar, aslında dünyanın en derin yerindedirler.
İnsan,
başkalarının omuzlarına basarak yükselenlerin arasında, ancak kendi içine doğru
göç ederek nefes alabilir. O güvenli limanda ne makam sahiplerinin kibri ne de
piyasanın ucuz hesapları var olabilir. Orada sadece gökyüzü ve gökyüzüne
bakacak kadar berrak kalmış bir çift göz vardır. Susmak, dünyanın tüm kirinden arınmanın ve çocuksu masumiyeti
korumanın yegâne yoludur. Artık gökyüzüne hasret kalmayacağız; çünkü
o uçsuz buçaksız maviliği, kimsenin dokunamayacağı kuytuya, en derunimize
hapsettik. Ancak bilinsin ki; bu sükût bir huzur
değil, kelimelerin kadrini bilmeyenlere verilmiş en ağır cevaptır. Gönül
pencerelerimiz kapansa da, aynı gökyüzünün altında birbirimize değmeden susuyor
olmak... İşte asıl direniş bu sessiz ortaklıktadır.
Aşk ile eyvallah.
Derya Deniz DİNÇ