Gökyüzüne Verilen Söz

Bak bu sefer sözünü tutuyorum,

Can sevdiğim, Susuyorum…

Gökyüzüne hasret kalmayacağım….

— Mavi Sürgün (Kıymetli Meslektaşıma ilham kaynağım olduğu ve denememde kullanma izni verdiği için sonsuz şükranlarımla.)

 


Eski zamanların birinde, gürültüsüyle göğü inleten bir panayır kurulmuş. Herkes elindekini değil, ruhunu satılığa çıkarmış. Kimi makam için onurunu, kimi bir avuç altın için kardeşini, kimi de bir koltuk uğruna yılların emeğini pazarın ortasına fırlatmış. O büyük kargaşanın içinde, sırtında heybesiyle sessizce yürüyen bir ihtiyar varmış. Hiç konuşmuyor, sadece gökyüzüne bakıyormuş. Panayırın en gürültücü tellalı yanına gelip "Neden bir şey söylemiyorsun? Neden sen de bu pazara dâhil olmuyorsun?" diye sormuş. İhtiyar, bir tutam rüzgâr çıkarır gibi derin bir nefes almış ve fısıldamış: "başlarda dünyayı değiştirmek için bağırıyordum; şimdi ise dünyanın beni değiştirmesine izin vermemek için susuyorum. Ben dilimi yordum, gönlümü değil. Satılacak neyim kaldı ki bu pazara çıkayım? Benim sözleşmem, elinin kirini silemeyeceğim kalabalıklarla değil; asla satın alınamayacak olan berrak gökyüzüyledir."

Hayatın kirli çarkları arasına sıkışmış et ve kemik yığını olmaktan kurtulmanın yolu, bazen sadece geri çekilmektir. İnsan, gençliğinin hırçın rüzgârıyla fırtınaların üzerine yürürken, günün birinde fırtınanın değil, kalbindeki dilsiz sığınağın kendisini kurtaracağını fark eder. Makam hırsının ağır kokusu, beş kuruşluk ruhların arsız çığlıkları ve elinin kirini silmeye bile değmeyecek insanların hüküm sürdüğü bu düzende; susmak, bir yenilgi değil, en asil direniştir.

Bizler, kelimelerin kadrini bilmeyenlere cümleler kurarak, kalbimizden parçalar koparıp verdik. İnsanlığın sudan ucuz bir meta gibi pazar pazar gezdirildiği bu çağda ruhu; kirli tezgâhtan çekip çıkarmak, bir kaçış değildir. Teslimiyet, burada bir acizlik olamaz; insanın kendi deruni maviliğine, tertemiz gökyüzüne olan sadakatidir. Yorulmak, bu dünyada başımıza gelen en sahici, en insani şeydir. İnsan, makam için en alt basamağa inenleri izlerken eksilir. Ve sonra bir gün,  "Can sevdiği"ne, yani kendi kimsesizliğine bir söz verir. Bu suskunluk, güvenli bir limana demir atmak, artık kimsenin canını yakamayacağı kuytuya sığınmaktır.

Anlıyoruz ki; sığ suları en hafif rüzgârlar bile boğarken, derin denizleri büyük sevdalar dindirir. Derin ve esrarengiz olan her şey, gürültüden kaçıp kendi sükûtuna sığınır. Çünkü susanlar, aslında dünyanın en derin yerindedirler.

İnsan, başkalarının omuzlarına basarak yükselenlerin arasında, ancak kendi içine doğru göç ederek nefes alabilir. O güvenli limanda ne makam sahiplerinin kibri ne de piyasanın ucuz hesapları var olabilir. Orada sadece gökyüzü ve gökyüzüne bakacak kadar berrak kalmış bir çift göz vardır. Susmak, dünyanın tüm kirinden arınmanın ve çocuksu masumiyeti korumanın yegâne yoludur. Artık gökyüzüne hasret kalmayacağız; çünkü o uçsuz buçaksız maviliği, kimsenin dokunamayacağı kuytuya, en derunimize hapsettik. Ancak bilinsin ki; bu sükût bir huzur değil, kelimelerin kadrini bilmeyenlere verilmiş en ağır cevaptır. Gönül pencerelerimiz kapansa da, aynı gökyüzünün altında birbirimize değmeden susuyor olmak... İşte asıl direniş bu sessiz ortaklıktadır.

 

Aşk ile eyvallah.

Derya Deniz DİNÇ

 

( Gökyüzüne Verilen Söz başlıklı yazı D. Deniz Dinç tarafından 16.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu