Deneme / Hayata Dair Denemeler
Eklenme Tarihi : 20.03.2026
Vaktiyle uzak diyarların birinde, bilgeliğiyle tanınan bir
yaşlı, bayramın ne olduğunu soran torununa şöyle demiş: "Evladım,
bayram; bir yetimin başını okşadığında eline bulaşan merhamet kokusudur, bir
küskünün kapısını çaldığında aralanan ağır gurur perdesidir."
Şimdilerde o koku da o perde de ne kadar uzağımızda değil mi?
Bugünlerde
takvimler bayramı işaret ediyor ama ruhumuz eski coşkunun çok gerisinde, yorgun
bir durakta bekliyor. İnsanlığın üzerine çöken savaşların
soğuk gölgesi, ekonomik sancıların bükülen beli ve her şeyi bir tıkla tüketmeye
alışmış modern zaman iştahı; bayramı, sadece takvim yapraklarında kalan bir
tatil kaçamağına dönüştürdü. Oysa bir zamanlar
bayram; kaçmak değil, kavuşmaktı.
Hatırlıyorum... Elli yıl evvelin Ankara’sında, arife geceleri yastığımızın
altına koyduğumuz rugan pabuçlar sadece birer eşya değildi. Onlar, bir yıl boyunca sabırla beklenen bir
müjdenin, yokluk içinde var edilen bir sevincin adıydı. Tüketim toplumunun çarkları henüz ruhumuzu bu kadar
öğütmemişti; neredeyse bayramdan bayrama yeni kıyafet sahibi olurdu herkes. Bayramlık kıyafetlerimizle uyurduk; sanki uyursak bayram daha
çabuk gelecekmiş, sanki yeni kumaşın kokusu içimize işlerse dünya sonsuza dek
güzelleşecekmiş gibi... O zamanlar az olan
kıymetliydi, paylaşılan ise kutsal.
Şimdi
ise her şeyin fazlasına sahibiz ama hiçbir şeyin tadına varamıyoruz. Çocuklar
bayramı dört gözle beklemiyor artık. Bayram harçlığının
bereketli neşesi, yerini soğuk ve ruhsuz bir bolluğa bıraktı. Memleketin
ve dünyanın dört bir yanından yükselen feryatları duydukça, soframızdaki lokma
boğazımıza diziliyor. İran’da özgürlük türküsü
söylerken susturulan gencecik zihinleri, Gazze’de bir bayram sabahına
uyanamayan, soykırımın gölgesinde toprağın koynuna emanet edilen masum yavruları
düşündükçe; hangi neşeyle bayram diyebiliriz ki?
Biliyorum,
siz de benim gibi bu çağa ait değilmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Sanki yanlış
bir yüzyılın, fazla ince ruhlu bir misafirisiniz. Ama şunu unutmayınız: Uyum
sağlamak, değerlerinizden vazgeçmek demek değildir. Herkesin yüzünü ekrana
döndüğü bu çağda, sizin hâlâ bir kapıyı çalmanız, bir ele dokunmanız, bir
kuştan özür dileyecek kadar naif kalmanız kötülüğe karşı en büyük direniştir. Değişen dünya şartları bizi yalnızlığa mahkûm etse de, eski
bayramların ruhunu deruni bir sızı gibi içimizde taşımak, aslında insan
kalabilme çabamızdır.
Belki
bu bayram, eski arife gecelerinin hatırına, yastığımızın altına pabuçlarımızı
değil ama umudumuzu koyarak uyumalıyız. Belki de
bayram; tüm acılara, yoksulluğa ve yabancılaşmaya rağmen, bir insanın kalbine
dokunabildiğimiz o kısacık andır.
Schopenhauer’in
dediği gibi: "Yaşamın ilk kırk yılı bize metni verir, sonraki otuz yılı
ise onun yorumunu sunar." Biz artık o metni en derin acılarıyla, en
saf sevinçleriyle yorumlayanlarız. Varsın dünya değişsin, varsın kimse eski
tadı kalmasın; siz, eşiği aşınmayan kapıların bekçisi, sönmeyen vefanın son
temsilcisi olarak kalacaksınız. Çünkü Sizin bayramınız,
bir çocuğun gülüşünde, bir mazlumun duasında ve her şeye rağmen kapınızda
bekleyen gönlü kırık arife vaktinde saklıdır. Tüm kalbim ve samimiyetimle bayramınızı
kutluyorum. Kabul buyurunuz lütfen.
Aşk ile eyvallah.
Derya Deniz DİNÇ
Yazarın
Önceki Yazısı