Sahne Ve Sükunet


Vaktiyle bir kadın, göğsündeki dinmek bilmeyen boşluğu susturmak için şehrin en ışıltılı pazar yerine gitmiş. Orada herkes birbirine parıltılı cam küreler satıyor, "Bunu alırsan eksikliğin biter," diyormuş. Kadın en büyüğünü, en ışıklı olanını seçmiş; avucunda tuttuğu an camın sahte serinliğinin sızısını dindireceğine inanmış. Ama cam küre avucunun içinde ısındıkça, kadının içindeki boşluk daha da büyümüş, genişlemiş; sanki yuttukça acıkan bir dev yerleşmiş yüreğine. Bir gün fırtınada titreyen bir çocuk görmüş. Hırkasını çocuğun omzuna bıraktığı sessiz geceye kadar, ne yapsa boşluğu doyuramamış. O gece, elleri boşaldığında ama yüreği bir başkasının nefesiyle ısındığında anlamış; bazen eksilmek, aslında en büyük tamamlanmaymış.

Hepimiz modern zamanın pırıltılı sahnesinde, kapitalist dünyanın kurduğu kocaman bir tiyatronun başrol oyuncularıyız artık. Bize mutluluğun satın alınabilir bir dekor, vitrinlerden toplanabilir bir eşya olduğu fısıldanıyor her köşe başında. Durmadan yeni hazlar, yeni paketler, yeni unvanlar istiyoruz. Çünkü sistem, bizi bitmek bilmeyen bir iştahın kölesi kıldı. Oysa bu sahnede iki farklı ses yankılanıyor içimizde: Biri, beynimizdeki hırslı ve gürültücü işçi; yani dopamin. O işçi durmadan "Al!" diye bağırıyor. "Daha fazlasını al, daha hızlı yaşa, daha çok alkış topla!" O bağırdıkça biz parladığımızı sanıyoruz ama aslında her yeni parıltıyla biraz daha sönüyoruz. Çünkü dopaminin ateşi yakıcıdır; ruhu bir anlık heyecanla kavurur ve geriye sadece daha fazlasını isteyen huysuz bir açlık bırakır.

Diğer ses ise ruhun en kuytu, en sakin köşesinde bekleyen şefkatli anne; yani serotonindir. O, dopaminin gürültüsünden yorulan kalbimize fısıltıyla "Ver!" der. "Bölüş, bir cana dokun,serin pınarda yorgunluğunu dindir." Serotonin, biriktirilen eşyaların değil, dokunulan kalplerin dilini konuşur. Kapitalist düzen bizi hırslı işçinin peşinde nefes nefese koşturarak yalnızlığa mahkûm ederken; biz şefkatli annenin sessiz, deruni şefkatini, paylaşılan sessiz huzuru unutuyoruz. Vitrinlerin sahte ışıkları gözümüzü boyadıkça, kendi sükûnetimize giden yolu kaybediyoruz.

Ünlü düşünür Zygmunt Bauman bu trajediyi ne güzel özetler: "Tüketim toplumu, üyelerini sürekli olarak her an mutlu olmaya zorlar; ancak bu mutluluk vaadi, peşinden koşulan hazzın hiçbir zaman tam anlamıyla doyurulmaması üzerine kuruludur." Bizler, sahip olduğumuz nesnelerin toplamı olduğumuza inandırıldık. Oysa insan, sadece paylaştığı acılar ve sevinçlerle gerçek bir varlık kazanır. Biriktirdiğimiz her şey aslında bizi biraz daha ağırlaştırıyor, oysa bölüştüğümüz her lokma bizi ağır yüklerden kurtarıp hafifletiyor.

Şimdi gürültülü sahnelerden inip, kendi içimizdeki derin sükûnete dönme vaktidir. Hayat, biriktirdiğimiz nesnelerin cansız yığını değil, dokunduğumuz kalplerin canlı yankısıdır. Anlık parlayıp sönen hazlar birer kibrit çöpü gibidir; sadece parmaklarımızı yakar. Gerçek mutluluk ise karanlık gecede yol gösteren sönmez fenerdir. Gün çekilip de perdeler kapandığında, alkışlar sustuğunda ve biz büyük sessizlikle baş başa kaldığımızda; elimizde kalan tükettiğimiz süslü paketlerin boşluğu olmayacak.

O an geldiğinde bizi teselli edecek olan tek şey; birinin gözyaşını silerken parmak uçlarımıza bulaşan merhamet, paylaşılan sessiz mutluluk ve alınan derin nefes olacaktır. Unutmamalıyız ki, kâinatta paylaşılınca eksilmeyen, aksine paylaşıldıkça devleşen ve çoğalan tek duygu mutluluktur. Gerisi sadece sahnede unutulmuş, tozlu birer dekordur.

Aşk ile eyvallah.

Derya Deniz DİNÇ

 

( Sahne Ve Sükunet başlıklı yazı D. Deniz Dinç tarafından 25.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu