Çember


Gece yarısı mutfağın ışığını açmadan, buzdolabının donuk beyazlığına bakarken buluyorsun kendini. Elinde tuttuğun bardağı masaya bırakırken çıkan tok ses, evin içindeki tüm sessizliği bir bıçak gibi bölüyor. Duvardaki saatin akrebiyle yelkovanı her saniye bir çemberi tamamlıyor ama sen olduğun yerde sayıyorsun sanki. Yüzündeki yorgunluğu avuçlarınla silmeye çalışırken, aslında hiçbir yere gidilemediğini, her kapının aynı boşluğa açıldığını yüzleşme vakti geldiğinde anlıyorsun. Ne kaçabiliyorsun bu döngüden ne de durdurabiliyorsun; sadece karanlık mutfakta, kendi nefesinin sesini dinleyerek çemberin tam ortasında öylece duruyorsun.

Çok genç yaşlarımda hep "acıya borcumu ödedim" der dururdum. Zamanla anladım ki, aslında kimsenin acıya ödenecek bir borcu yokmuş. Zira acı; çekmemiz gereken bir yükümlülük değil asla. Kendimize yaptığımız haksızlığı, kimselerin gücü yetmez bize yapmaya değil mi? Biz kendimize acıdıkça, hayatın zaten dik olan yokuşlarını çok daha zorlaştırıyoruz.

Hayat bir döngü… Tıpkı bir çembere benziyor. Dönüp dolaşıp aynı sarsıcı noktaya geliyoruz her birimiz. Herkes doğuyor, herkes büyüyor, herkes yaşlanıyor ve herkes kaçınılmaz sonu tadıyor. Yaşadıklarımız, her ne kadar farklı maskeler taksa da özünde birbirine çok benziyor. Sonuç tam olarak şu: hepimiz üzerimize düşeni yaşıyoruz.

Etkilendiğim bir söz vardır; der ki: "İnsan üç kere doğarmış. İlki annesinden, on sekizinde tercihlerinden, kırkında hatalarından…". Bu sözün göğüs kafesinde yarattığı ağırlığı kavrayabilmek için, heybeye yığınla tecrübe ve biraz da kırgınlık biriktirmek gerekiyor. Gençliğin deli fişek çağlarında yaptığımız seçimlerin; okuduğumuz okulun, seçtiğimiz mesleğin ya da elini tuttuğumuz insanın bedelini bazen ömür boyu, sessiz sedasız ödüyoruz. Doğru tercihler yaşam kalitemizi yükseltirken, yanlış olanlar bir dolu pişmanlığın gölgesini bırakıyor ardımızda.

Kırklı yaşların eşiğine vardığımızda, geriye dönüp bakınca heybemizde tecrübe biriktiğini görüyoruz ancak buna rağmen hâlâ tökezliyoruz. Ve ne yazık ki, kırkından sonra yapılan hataların enkazını kaldırmak için bazen ne yeterli zaman ne de derman bulabiliyoruz. Hayatın anlamını sorguladığımızda, herkesin yarası neredeyse oradan bir cevap alıyoruz. Biz aslında en çok kendimizde olmayanı, ulaşamadığımızı hayatın merkezine koyup bu arayışa "anlam" diyoruz; belki de bütün yanılgımız burada başlıyor. Yani paramız yoksa para, evladımız yoksa çocuk, hayat arkadaşımız yoksa eş, sağlığımız yoksa sağlık hayatın anlamı oluveriyor.

Kalplerimiz yorgun, hem de çok yorgun. Bu yorgunluğun farkına bile varamadan, nefes nefese yaşamı tüketiyoruz. Felsefenin derin dehlizlerinde de durum pek farklı değil. Kimi daha çok öğrenmenin ışığında arıyor anlamı, kimi iyi olmanın huzurunda, kimi ise en basit haliyle yaşamanın yalınlığında. Bazıları anlık zevklerin peşinde koşarken, bazıları mantığın soğuk kanatları altına sığınıp canı yanmasın istiyor. Bazısı ise hayatın hiçbir anlamı olmadığını, her şeyin koca bir boşluktan ibaret olduğunu savunuyor.

Çemberin daraldığı ya da genişlediği, hızlandığı ya da yavaşladığı mevsimlerden geçiyoruz. Değişmeyen hiçbir şey kalmıyor aslında; değerlerimiz, bizi biz yapanlar, sevdiklerimiz ve hatta nefretlerimiz bile başkalaşıyor. Çünkü her gün, bir öncekine veda edip yeni bir sayfa açıyoruz. Ne var ki çemberin kendisi hiç değişmiyor; biz tam ortasındayız ve oradan çıkma şansımız yok.

Öyleyse bu çemberi büyütmenin, dar alanları daha renkli hale getirmenin yollarını keşfetmeliyiz. Bu yol meşakkatli ve yorucu olabilir. Ama unutulmamalıdır ki; mutluluğa giden bir yol yoktur, çünkü mutluluğun kendisi yoldur. Hayatı anlamlandırarak, sadece kendin için değil, etrafına da o ışığı vererek yaşamak; bana göre insanın sırtındaki en asil görevdir, sadece bir tercih değil…

O halde vazgeçmeden, özgürce, onurluca ve hepsinden önemlisi yüreklice kendimiz olarak kalmalıyız. Bırakın çember dönmeye devam etsin. Durduğu an zaten hayat da durmuş olacak.

Aşk ile eyvallah.

Derya Deniz DİNÇ

 

( Çember başlıklı yazı D. Deniz Dinç tarafından 19.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu