Deneme / Hayata Dair Denemeler
Eklenme Tarihi : 18.03.2026
Bazı sessizlikler vardır ki dünyanın en gürültülü çığlığından
daha ağırdır. Bir okul koridorunun, ders zili çaldığı halde boş kalması
işte öyle bir sessizliktir. 1915 yılının
baharında, Anadolu’nun pek çok lisesinde zil çaldı ama sınıflara giren olmadı.
Çünkü o yıl, defterlerin arasına kurutulmuş çiçekler
değil, vatanın en taze fidanları bırakılmıştı.
Galatasaray Sultanisi (Galatasaray Lisesi), İstanbul Sultanisi
(İstanbul Erkek Lisesi), Vefa Sultanisi (Vefa Lisesi), Kastamonu Abdurrahmanpaşa
Lisesi, Sivas Lisesi, Balıkesir Lisesi, Edirne Sultanisi (Edirne Lisesi), İzmir
Sultanisi (İzmir Atatürk Lisesi), Konya Lisesi, Erzurum Lisesi 1915’te mezun
veremedi. Tüm öğrencileri Çanakkale’de şehit olmuştu. Bıyığı
yeni terlemiş çocuklar; emperyalist güçlerin kibirli, adice ve sömürgeci
iştahına karşı durmak için geometri problemlerini çözmeyi bırakıp tarihin en
zor sorusuna bedenleriyle cevap vermeye gittiler. O gün denizden ve karadan
üzerimize çöken, dünyayı sadece kendi mülkü sanan karanlık zihniyet; Türk'ün
sönmeyecek ferini hesaba katmamıştı. Bu savaşı kazanmamız akılla, mantıkla ya
da teknik üstünlükle açıklanabilecek bir durum değildi. Yaşananlar o kadar
insanüstü idi ki, sonrasında anlatılan mistik hikâyeler aslında o tarifsiz
inancın birer yansımasıdır. Bir halkın yok oluşa hayır deyişi, doğa kanunlarını
bile zorlayan bir direniştir.
Bir öğretmen için bir öğrencisinin yoklamada olmayışı her
zaman kahreden bir acıdır.
Ama bütün bir sınıfın "burada" diyememesi; o
öğretmenin elindeki kalemi sonsuza kadar titreten bir yas dumanıdır. Hangi mezuniyet belgesi, şahadet kokan bir künyeden daha
kıymetlidir? O çocukların çoğu, ellerinde
diplomalarıyla değil, ceplerinde annelerinin kokusuyla gittiler cepheye.
Onlar mezun olmadılar; onlar doğrudan bu memleketin
ruhuna usta oldular.
Erich Maria Remarque der ki: "Gençtik, yirmi yaşındaydık;
ama hayata ve dünyaya dair bildiğimiz, bir katilin ölüme dair bildiğinden fazla
değildi." Oysa bizim çocuklarımız daha yirmi bile değildi; on
beşliydiler. Hayalleri ve ufukları kapı
eşiğinde bitmemiş, ufkun ötesine odaklanmış bir nesildi. Onların devrik cümleleri ve insani korkuları vardı belki ama
dirençleri çelikten daha sertti.
İçimi
ferahlatan tek bir şey var: O gencecik çocuklar siperde de, toprağın altında da
yalnız kalmadılar. Onların yanında abileri, babaları ve şehitler piri Abdi dedeleri
vardı. O büyükler, on beşlik fidanlara orada da sahip çıktılar; onları
kanatları altına alıp sarmaladılar. 33 yıl boyunca
sınıflarda yankılanan öğretmenim sesinin sustuğunu hayal etmek, içimdeki deruni
boşluğu büyütse de, onların emin ellerde olduğunu bilmek bu yasın tek
tesellisidir.
Bugün
18 Mart. Bir öğretmen olarak her yıl o yoklamayı
yeniden yapıyorum: "Galatasaray Lisesi? Burada! Sivas Lisesi? Burada!
Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi? Burada!". Hepsi buradalar. Toprağın
altında, Abdi dedemizin yanında, bedenleri diri, ferleri sönmeden bekliyorlar.
Bizim işimiz, yarım kalan tebeşir izini tamamlamaktır.
Onların mezuniyet törenleri Çanakkale’nin kanlı
siperlerinde yapıldı. Ve o törenin tek şahidi,
gökten hayretle bakan meleklerdi.
Aşk ile
eyvallah.
Derya
Deniz DİNÇ
Yazarın
Önceki Yazısı