Ebedi Sınıf Çanakkale


Bazı sessizlikler vardır ki dünyanın en gürültülü çığlığından daha ağırdır. Bir okul koridorunun, ders zili çaldığı halde boş kalması işte öyle bir sessizliktir. 1915 yılının baharında, Anadolu’nun pek çok lisesinde zil çaldı ama sınıflara giren olmadı. Çünkü o yıl, defterlerin arasına kurutulmuş çiçekler değil, vatanın en taze fidanları bırakılmıştı.

Galatasaray Sultanisi (Galatasaray Lisesi), İstanbul Sultanisi (İstanbul Erkek Lisesi), Vefa Sultanisi (Vefa Lisesi), Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi, Sivas Lisesi, Balıkesir Lisesi, Edirne Sultanisi (Edirne Lisesi), İzmir Sultanisi (İzmir Atatürk Lisesi), Konya Lisesi, Erzurum Lisesi 1915’te mezun veremedi. Tüm öğrencileri Çanakkale’de şehit olmuştu. Bıyığı yeni terlemiş çocuklar; emperyalist güçlerin kibirli, adice ve sömürgeci iştahına karşı durmak için geometri problemlerini çözmeyi bırakıp tarihin en zor sorusuna bedenleriyle cevap vermeye gittiler. O gün denizden ve karadan üzerimize çöken, dünyayı sadece kendi mülkü sanan karanlık zihniyet; Türk'ün sönmeyecek ferini hesaba katmamıştı. Bu savaşı kazanmamız akılla, mantıkla ya da teknik üstünlükle açıklanabilecek bir durum değildi. Yaşananlar o kadar insanüstü idi ki, sonrasında anlatılan mistik hikâyeler aslında o tarifsiz inancın birer yansımasıdır. Bir halkın yok oluşa hayır deyişi, doğa kanunlarını bile zorlayan bir direniştir.

Bir öğretmen için bir öğrencisinin yoklamada olmayışı her zaman kahreden bir acıdır. Ama bütün bir sınıfın "burada" diyememesi; o öğretmenin elindeki kalemi sonsuza kadar titreten bir yas dumanıdır. Hangi mezuniyet belgesi, şahadet kokan bir künyeden daha kıymetlidir? O çocukların çoğu, ellerinde diplomalarıyla değil, ceplerinde annelerinin kokusuyla gittiler cepheye. Onlar mezun olmadılar; onlar doğrudan bu memleketin ruhuna usta oldular.

Erich Maria Remarque der ki: "Gençtik, yirmi yaşındaydık; ama hayata ve dünyaya dair bildiğimiz, bir katilin ölüme dair bildiğinden fazla değildi." Oysa bizim çocuklarımız daha yirmi bile değildi; on beşliydiler. Hayalleri ve ufukları kapı eşiğinde bitmemiş, ufkun ötesine odaklanmış bir nesildi. Onların devrik cümleleri ve insani korkuları vardı belki ama dirençleri çelikten daha sertti.

İçimi ferahlatan tek bir şey var: O gencecik çocuklar siperde de, toprağın altında da yalnız kalmadılar. Onların yanında abileri, babaları ve şehitler piri Abdi dedeleri vardı. O büyükler, on beşlik fidanlara orada da sahip çıktılar; onları kanatları altına alıp sarmaladılar. 33 yıl boyunca sınıflarda yankılanan öğretmenim sesinin sustuğunu hayal etmek, içimdeki deruni boşluğu büyütse de, onların emin ellerde olduğunu bilmek bu yasın tek tesellisidir.

Bugün 18 Mart. Bir öğretmen olarak her yıl o yoklamayı yeniden yapıyorum: "Galatasaray Lisesi? Burada! Sivas Lisesi? Burada! Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi? Burada!". Hepsi buradalar. Toprağın altında, Abdi dedemizin yanında, bedenleri diri, ferleri sönmeden bekliyorlar. Bizim işimiz, yarım kalan tebeşir izini tamamlamaktır. Onların mezuniyet törenleri Çanakkale’nin kanlı siperlerinde yapıldı. Ve o törenin tek şahidi, gökten hayretle bakan meleklerdi.

Aşk ile eyvallah.

Derya Deniz DİNÇ

 

( Ebedi Sınıf Çanakkale başlıklı yazı D. Deniz Dinç tarafından 18.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu