Deneme / Hayata Dair Denemeler
Eklenme Tarihi : 21.03.2026
Hikâye bu ya;
melekler insanların mutluluğu çok hoyratça kullandıklarını görünce kızmışlar. "Biz
en iyisi mutluluğu insanların hiç bulamayacakları bir yere saklayalım. Zor
bulsunlar ki kıymetini bilsinler," demişler. Birçok yer denedikten sonra
mutluluğu insanın kalbine saklamaya karar vermişler. Gerçekte kalplerinde saklı
mutluluğu dışarıda arayan insanoğlu ise yüzyıllarca onu bulmak umuduyla helak
olmuş.
Anlamayı
bıraktığınız her insan, aslında sizi kendinize biraz daha yaklaştıran bir
kapıdır. Dışarının gürültüsünde kaybolanların aksine, kendi kalbindeki saklı
defineyi bulabilenler için hayat artık bir arayış değil, bir kabul ediştir. Kendinizle
barışmak, kusursuz görünme yorgunluğunu bir kenara bırakıp, altındaki dürüst ve
hırpalanmış çehreyle el sıkışmaktır.
Bu barışın
alfabesi, ilk önce aynadaki acılı kırıkları sevmekle başlar. Yüzdeki her çizgi,
saçtaki her beyaz tel ve ruhtaki derin yara izleri; bir yenilginin değil, fırtınalı
hayatta kalma savaşının gövdemize kazınmış izleridir. İnsan, kendi
yıkıntılarından bir kale inşa etmeyi öğrendiğinde dışarıdaki fırtınalar artık
sadece birer uğultudan ibaret kalır. Başkaları sizi sevsin, onaylasın ya da
sizi kendi sığ kalıplarına sığdırsın diye kendinizden verdiğiniz her ödün,
aslında kalbinizdeki o saklı emaneti biraz daha derine gömmektir. Oysa hayır
diyebilmenin keskin hafifliği, sınırlarını bir uçurum kenarı titizliğiyle
çizebilmek, insanın kendine yapacağı en büyük iyiliktir.
Zira kendisiyle
barışık olan insan, kalabalığın sahte sıcaklığında üşümek yerine, kendi
kimsesizliğinin serinliğinde derman bulmayı bilir. O sessizlikte duyulan kendi
sesiniz, dünyanın tüm alkışlarından daha gürdür. Geçmişin hayaletlerini azat
etmek; yaşanan tüm acıların sorumluluğunu sırtınızdan atıp, içinizdeki küçük ve
çaresiz çocuğun ellerinden tutarak "Geçti, hepsi geçti; yaşananlar senin
suçun değildi," diyebilecek kadar şefkatli olabilmektir.
Başkalarının
ışığıyla aydınlanmaya çalışmayan, başkasının çiçek bahçesine bakıp kendi
saksısındaki tek bir yaprağa küsmeyen insan, kıyaslama hapishanesinden kurtulmuş
demektir. Bu kurtuluş, özgürlüğün temel taşıdır. Kaba kuvvetin güç, zarafetin
ise güçsüzlük sayıldığı bu hoyrat dünyada; naif kalabilmek, zarif bir duruşu
koruyabilmek en büyük direniştir. İnsan eksildikçe derinleşir; hayat bir şeyleri
alıp götürdüğünde oluşan boşluğu felsefeyle, edebiyatla ve hakikatle
doldurabilmek kalbin en büyük zenginliğidir.
Nietzsche’nin
sarsıcı uyarısı kulaklarımızda çınlar: "Kendi alevinde yanmaya hazır
olmalısın; önce kül olmadan nasıl yeni olabilirsin ki?". Sonunda,
başkalarının sizin hakkınızda kurduğu sığ senaryolara sadece gülümseyip geçmek
ve her şeye rağmen o büyük kelimeye, eyvallaha sığınmak; meleklerin kalbinize
sakladığı şifreyi çözmektir. Eyvallah demek, bir boyun eğme değil; olana da
olmayana da, gidene de kalana da büyük bir olgunlukla baş eğip, kendi yoluna
devam edebilme onurudur. Bu, kalbinizdeki saklı sevgiye ve vicdanınıza
verdiğiniz sessiz bir sözdür. Çünkü hayat, birilerini razı etme çabası değil,
kalbindeki saklı şifreye sadık kalma davasıdır.
Aşk ile eyvallah