Eksilmeden Tek Kalabilmek


Vaktiyle bir bilgeye sormuşlar: "İnsan neden kendi kalbine bu kadar geç misafir olur?" Bilge demiş ki: "Çünkü kapının dışındaki gürültü, içerideki fısıltıyı bastırır. İnsan, ancak dışarıdaki sesler sustuğunda kendi gerçeğiyle tanışmaya cesaret eder." Çoğu kimse için yalnızlık, bir duvarın ardına gizlenmiş ıssız bir yenilgidir. Oysa hayatın süzgecinden geçmiş, her darbenin izini bir madalya gibi ruhunda taşıyanlar için yalnızlık; yanlış bir kalabalıkta kaybolmaktansa, doğru bir ıssızlıkta nefes almayı seçmektir.

İnsanın serüveninde en büyük yanılgı, yan yana durmayı can cana durmak sanmasıdır. Oysa öyle sofralar vardır ki, üzerinde kuş sütü eksik olsa da ruhu besleyecek tek bir kelam bulunmaz. Memleketin renkli ama yorgun sokaklarında, sırf kapının ardındaki sessizlikten kaçmak için gidilen her yabancı adres, aslında insanın kendi içindeki gurbeti derinleştirir. Ömür dediğimiz kısa yolculuğun orta yerine geldiğimizde, artık kiminle olduğumuzdan ziyade, o kimsenin ruhumuzda neyi eksiltip neyi tamamladığına bakıyoruz.

Asalet, biraz da beklemeyi bilmektir. Hiç gelmeyecek bir yolcunun ihtimaline rağmen, evin her köşesini taze bir ümitle donatmak, aslında yolcuya değil; kendi içimizdeki bitmek bilmeyen sevme ve değer verme kabiliyetine tutunmaktır. İki kişilik bir yalanın ağırlığı altında ezilmektense, tek kişilik bir doğruluğun hafifliğinde nefes almayı öğreniyor insan. İnsanın insana kattığı yarar su götürmez belki ama bu yarar, bir başkasının gölgesinde kendi asaletini kaybetme pahasına olmamalı. Kendi fenerini yakamayan, başkasının ışığında sadece kendi karanlığını büyütür.

Bizim memleketin papatyaları gibidir seçilmiş bir yalnızlık; ayakaltında ezilse de, fark edilmese de kendi toprağının sadakatine tutunur. Akşamın ağır perdesi indiğinde, vitrinlerin parıltısı yerini hakikate bırakır. Kapıyı anahtarla açmanın verdiği o soğuk metal sesi, aslında özgürlüğün tınısını fısıldar kulaklara. Eğer içeride bekleyen muhteşem sessizlik korkutucu gelmiyorsa, dünya gürültüsüne teslim olmayacak kadar güçlenmişiz demektir.

Sitemim, yalnızlığa bir acizlik gömleği biçenlere... Oysa yalnızlık, bir kaçış değil; aksine en büyük yüzleşmedir. İkiyüzlü aynalardan, kalbi örseleyen vedalardan ve menfaat üzerine kurulu dostluklardan sıyrılıp, kendi kalbinin limanına sığınmaktır. Bu duruş, bir vazgeçiş değil; hayatın tüm kargaşasına karşı verilmiş en bilgece cevaptır. İnsan, insanın yurdu olmayı başaramadığında, o zaman kendi sessizliğinde gerçek bir yurt bulur kendine.

Nihayetinde son kapıya vardığımızda, yanımızda ne kalabalıkların alkışı ne de sahte sofraların tınısı olacak. Heybemizde sadece, kimse bakmıyorken bile kendimize ne kadar dürüst kalabildiğimizin mağrur sızısı kalacak. Yanlış bir sığınakta, başkasının ateşiyle ısınmaya çalışırken ruhunu üşütmektense, kendi yalnızlığının güneşinde yanmak çok daha sahici. Bu bir yenilgi değil; gürültüden arınıp, yaşamak denen o zorlu sanatı kendi özünde, en saf ve en kimsesiz haliyle koruma inadıdır. Bir direniştir yaşamak; ister kalabalıklar içinde isterse tek başına…

Aşk ile eyvallah,

Derya Deniz DİNÇ

 

( Eksilmeden Tek Kalabilmek başlıklı yazı D. Deniz Dinç tarafından 15.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu