Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Küllerle Örtülü Saatler

Bir ev var içimde,

kapısına siyah tüller gerilmiş,

duvarlarında yıllardır aynı saatin pası birikiyor.

Koridorlarında yürüyen gölgeler,

ayak seslerini ceplerinde saklıyor.

Lambalar yanıyor,

ama ışık hiçbir şeye değmiyor.

Tavan arasında unutulmuş bir arı kovanı gibi

ince bir uğultu dönüp duruyor kemiklerimde.

Ne kapılar kapanıyor,

ne de birileri gerçekten geliyor.

Sadece bekleyişin küflü kokusu

odalardan odalara taşınıyor.

Göğsümün ortasında

kışın ortasında kalmış bir nar ağacı var.

Meyveleri çoktan düşmüş,

dalları hâlâ ağırlık taşıyor.

Bir yanda siyah takım elbiseli saatler,

öte yanda hesap cetvelleriyle dolaşan gölgeler.

Acının yüzüne bakıp

ceplerini yoklayan eller gibi

merhametsiz bir kurt

düşüncelerimin ambarında

sessizce buğday kemiriyor.

Ben ise

çatlarındaki suyu kaybetmiş bir kuyu gibiyim.

Derinim,

ama yankımdan başka kimse inmiyor içime.

Geceleri,

kafatasımın kubbesine çarpan kuş sürüleri kalkıyor.

Kanat sesleri birbirine dolaşıyor.

Ay, alnıma eğilmiş yaşlı bir doktor gibi,

nabzımı dinliyor uzun uzun.

Hiçbir teşhis koyamıyor.

Çünkü bazı yaralar

etten değil,

zamandan açılıyor.

Ruhum,

sis altında unutulmuş bir tren garı.

Raylar uzağa gidiyor,

ama hiçbir lokomotif dönüp ismimi anmıyor.

Peronlarda biriken yıllar,

paslı bavullar gibi üst üste duruyor.

İçlerinde çocukluğumun güneşi,

gençliğimin rüzgârı,

yarım kalmış sevinçlerin kırık aynaları var.

Şimdi aynalara baksam

yüzüm görünmüyor.

Sanki biri

fotoğraflarımdan beni dikkatlice kesip çıkarmış.

Geriye yalnızca

kenarları sararmış boşluklar kalmış.

Bir nehir geçiyor içimden.

Su değil,

kararmış mürekkep taşıyor.

Kıyılarında devrilmiş cümleler,

yosun tutmuş hatıralar,

adı unutulmuş mevsimler yatıyor.

Ben o nehrin üzerinde,

ipleri kopmuş bir sal gibi sürükleniyorum.

Yıldızlar yukarıdan bakıyor.

Hiçbiri yön göstermiyor.

Gökyüzü,

harap olmuş bir kütüphane.

Takımyıldızlar,

raflardan düşmüş kitaplar gibi dağılmış.

Ve ben,

sayfaları rüzgâra karışmış bir hikâyenin

eksik kahramanı olarak,

uzun bir gecenin kıyısında oturuyorum.

Uzaklarda,

kimsenin bilmediği bir şafak

kül renginde nefes alıp veriyor.

Belki bir gün

taşların altında kalmış tohumlar uyanır.

Belki kuruyan kuyular yeniden göğe bağlanır.

Belki de insan,

kendini en çok kaybettiği yerde

kendi sesinin ilk izine rastlar.

O vakte kadar,

içimdeki karanlık şehirde

sokak lambalarını tek tek yakacağım.

Ve her lambanın altına

unuttuğum bir parçayı bırakacağım.

Belki sabah olduğunda,

kendime benzeyen bir ışık

uzaktan yürüyerek gelir.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Küllerle Örtülü Saatler

basak-kaya basak-kaya