Kalbimde Yaşayıp Sana Ulaşamayan Sevgi
ÜSTAD KENAN KUZUCU DAN
“Kalbimde Yaşayıp Sana Ulaşamayan Sevgi”
Sevmek…
İçinde ses olmayan bir ezan gibi düşer bazen insanın kalbine. Kimse duymaz, kimse fark etmez; ama sen her gün o çağrıya uyanırsın. Her gün, aynı saatte değil belki ama aynı iç sızıyla… Aynı sadakatle…
Ben seni öyle sevdim.
Bir ibadet ciddiyetiyle, bir dua sessizliğiyle, bir secde mahcubiyetiyle…
Kimseye anlatmadım. Çünkü bazı duygular anlatıldığında eksilir, ben eksilmesin istedim. İçimde büyüsün, kök salsın, sessizce hayatımın en derin yerine yerleşsin istedim. Senin adını dilime dolamadım; ama kalbim her atışında seni andı. Seninle konuşmadım belki uzun uzun, elini tutmadım, gözlerine bakarak cümleler kurmadım… Ama inan, bir insanın kalbinde bu kadar yer kaplamak için dokunmak şart değilmiş.
Ben sana yaklaşmadım…
Ama senden hiç uzak da kalamadım.
Sevmek, bazen bir adım atmamak demektir. Bazen haddini bilmektir. Bazen içinden geçen onca şeye rağmen susabilmektir. Çünkü sevgi her zaman sahip olmak değildir; bazen sadece şahit olmaktır. Senin varlığına, gülüşüne, yürüyüşüne, hayata karışmana uzaktan şahit olmak…
Ve ben bunu seçtim.
Belki de seçmek zorunda kaldım.
Sen bilmedin.
Bilseydin değişir miydi bilmiyorum. Ama bilmediğin için hiçbir şey kirlenmedi. Ne beklenti vardı ne kırgınlık başta… Sonra zaman geçti. İnsan kalbi sabırla doludur ama sonsuz değildir. İçimde büyüttüğüm o sevgi, zamanla kendi kendine cevap aramaya başladı.
Bir gün fark ettim…
Ben sana hiç ulaşmamışım.
Ve belki de asıl kırgınlık burada başladı. Çünkü insan bazen reddedilmeyi kaldırabilir, ama hiç bilinmemeyi… hiç görülmemeyi… işte o daha ağırdır. Ben senin kapını çalmadım ama içimde senin için bir ev kurdum. Sen o evin varlığından bile habersizdin.
Sevmek namaz kılmaya benzer dedim ya…
Ben her gün kalbimde sana yöneldim. Her gün içimden geçenleri sana söyledim, sen duymasan da… Her gün seni iyi bilip, güzel bilip, içimden sana dua ettim. Ama bazı dualar vardır, kabul olmaz diye değil; zaten muhatabına hiç ulaşmaz diye sessiz kalır.
Benim sevgim de biraz öyle oldu.
Ne günah sayıldı ne sevap yazıldı.
Sadece içimde yaşandı… ve yine içimde kaldı.
Bazen düşünüyorum…
Eğer elini tutsaydım, gözlerine biraz daha yakın olsaydım, bir cümle kursaydım… değişir miydi bir şey? Belki evet. Belki hayır. Ama bildiğim tek şey şu: Ben seni eksik sevmedim. Hatta belki de fazla sevdim… kendimden bile gizleyecek kadar.
Şimdi içimde bir boşluk yok, hayır.
Ama bir tamamlanmamışlık var. Yarım kalmış bir cümle gibi… sonu gelmeyen bir hikâye gibi… Başlamamış ama bitmiş gibi…
Sana kızgın değilim.
Çünkü sen hiçbir şey yapmadın.
Ben her şeyi içimde yaşadım.
Ve şimdi anlıyorum ki bazı sevmeler karşılık bulmak için değil, insanın kendini tanıması için var. Ben seni severken kendimi öğrendim. Ne kadar sabredebildiğimi, ne kadar susabildiğimi, ne kadar derin hissedebildiğimi…
Ama yine de…
İnsan bazen sadece bir şey ister: görülmek.
Ben seni gördüm.
Ama sen beni hiç görmedin.
Ve bu, bütün hikâyenin en sessiz cümlesi oldu.
Ama sessizlik bazen bitiş değildir…
Bazen en uzun devamdır.
Çünkü insan sustuğu yerden de sevmeye devam eder. Ben de ettim. Senin bilmediğin zamanlarda, senin hiç uğramadığın düşüncelerimde, senin hiç hissetmediğin kadar derinlerde… Sevmek içimde bir alışkanlığa dönüştü. Sabahları gözümü açtığımda ilk aklıma gelen şey sen değildin belki, ama günün herhangi bir anında kalbim sebepsiz yere sıkıştığında anladım: Sen hâlâ oradasın.
Geçmedin.
Geçmiyorsun.
İnsan bazı şeyleri unutarak değil, alışarak taşırmış. Ben de seni öyle taşıyorum işte. Ne bir yük gibi ne de bir armağan gibi… Daha çok içimde yer etmiş bir gerçek gibi. Varlığı inkâr edilemeyen ama yokluğu da bir türlü kabul edilemeyen bir gerçek.
Biliyor musun, en çok ne yoruyor insanı?
Beklemek değil… umut etmek değil…
Hiç ihtimali olmayan bir şeye kalbini ikna etmeye çalışmak.
Ben defalarca kendime anlattım:
“Olmayacak.” dedim.
“Bu sadece senin içinde yaşadığın bir şey.” dedim.
“Dur artık.” dedim.
Ama kalp…
Akıl gibi değil. Mantıkla susmuyor.
Seninle yaşanabilecek hiçbir anım yok. Ne bir el tutuşumuz var, ne bir birlikte yürüyüşümüz, ne de başkalarının anlatabileceği bir “hikâyemiz.” Ama garip olan şu ki, benim içimde seninle dolu koca bir geçmiş var. Hiç yaşanmamış ama sanki yaşanmış gibi iz bırakan anlar… Hiç söylenmemiş ama hâlâ yankılanan cümleler…
Ben seni yaşamadım…
Ama seni yaşadım.
Bu nasıl bir çelişki, bilmiyorum.
Ama kalbim böyle yazdı seni.
Bazen kalabalık bir yerdeyken gözüm seni arıyor. Bunun bir anlamı yok, biliyorum. Çünkü senin orada olma ihtimalin bile yok. Ama insan kalbi ihtimallerle değil, alışkanlıklarla hareket ediyor. Sen benim alışkanlığım oldun… ve ben seni bırakmayı hiç öğrenemedim.
Seni sevmek…
Bir kapısı hiç açılmayacak bir eve her gün gidip kapıyı çalmak gibi.
Kimse açmıyor.
Ama ben yine de gidiyorum.
Belki bir gün açılır diye değil…
Artık başka türlü yapamadığım için.
Ve işin en acı tarafı şu:
Ben bu sevgiyi bırakmak istemiyorum.
Evet, yoruldum. Evet, içim bazen daralıyor. Evet, geceleri sebepsiz yere içimde bir eksiklik büyüyor. Ama yine de seni içimden söküp atmak fikri… daha çok canımı acıtıyor. Çünkü insan bazen acıya alışıyor ve o acı gidince kendini boşlukta hissediyor.
Sen benim boşluğum oldun.
Yokluğunla dolu bir varlık gibi…
Birine bu kadar yakın olup hiç temas etmemek…
Bu kadar çok hissedip hiç anlatamamak…
Bu kadar çok sevip hiç sevilmemek…
İnsan bunu nasıl taşır, biliyor musun?
Taşımaz aslında… sadece kırılmadan durmaya çalışır.
Ben de öyle yaptım.
Kırılmamaya çalıştım.
Ama içimde bir şeyler hep çatladı. Sessiz sessiz… kimse duymadı. Sen de duymadın. Zaten duyman için sana ulaşmam gerekiyordu. Ben sana hiç ulaşamadım.
Ve belki de en çok bu yüzden…
Seni kaybetmiş gibi hissediyorum.
Oysa hiç benim olmadın ki.
İnsan hiç sahip olmadığı bir şeyi nasıl kaybeder?
Ben kaybettim işte. Her gün biraz daha…
Senin bir gün başka birini sevme ihtimalin bile içimde tarifsiz bir sızı bırakıyor. O an geldi mi bilmiyorum… belki geldi bile… belki sen çoktan bir başkasının gözlerine bakarak gülüyorsun. Belki bir başkasının yanında kendin oluyorsun.
Ve ben…
Ben hâlâ seni hiç olmadığım bir yerden seviyorum.
Bu haksızlık değil mi?
Belki bana… belki sana…
Ama en çok kendime.
Çünkü ben kendime hiç bu kadar yabancı olmamıştım. Birini bu kadar severken kendini bu kadar geri planda bırakmak… insanın kendi kalbine ihanet etmesi gibi biraz. Ama ben bunu bile bile yaptım.
Çünkü sen…
Buna değdin mi bilmiyorum.
Ama ben seni değermiş gibi sevdim.
Şimdi zaman geçiyor. Her şey değişiyor. İnsanlar geliyor, gidiyor, hayat akıyor… Ama içimde bir yer var ki zamana direniyor. Orada sen hâlâ ilk günkü gibisin. Hiç eskimedin, hiç solmadın.
Belki de sorun bu.
Gerçek hayatta insanlar değişir…
Ama kalpte kalanlar hep aynı kalır.
Ve sen benim içimde hiç değişmedin.
Hep ulaşılmaz, hep eksik, hep yarım kaldın.
Biliyor musun…
Eğer bir gün olur da bu satırları okursan…
Ben senden hiçbir şey istemiyorum.
Ne bir açıklama…
Ne bir karşılık…
Ne de bir özür…
Sadece şunu bilmeni isterim:
Bir insan seni dokunmadan da bu kadar sevebildi.
Bir insan seni hiçbir şey beklemeden kalbinin en derin yerine koydu.
Bir insan senin haberin bile yokken seni hayatının en gerçek duygusu yaptı.
Ve o insan…
Benim.
Ama artık yavaş yavaş şunu öğreniyorum:
Sevmek bazen kalmak değildir…
Bazen gitmeyi bilmektir.
Henüz gidemiyorum.
Ama bir gün… belki sessizce, belki yine içimden… seni bırakacağım.
Ve o gün geldiğinde…
İçimde bir şey eksilmeyecek.
Sadece çok uzun zamandır taşıdığım bir dua…
Nihayet susacak.
Ama susmak…
Unutmak değildir.
İnsan bazen konuşmayı bırakır ama içindeki sesler dinmez. Ben de bir gün seni bırakmayı öğrensem bile… içimde senin yankın kalacak. Belki daha az acıtacak, belki daha az hatırlayacağım… ama tamamen yok olmayacaksın.
Çünkü bazı insanlar gitmez…
Sadece kalbin içindeki yerlerini değiştirir.
Sen bir gün “her şey” olmaktan çıkacaksın belki…
Ama “hiçbir şey” de olmayacaksın.
Arada bir yer var…
İşte sen hep orada kalacaksın.
Bir şarkı duyduğumda…
Bir sokaktan geçerken…
Ansızın içime çöken o sebepsiz hüzünde…
Hep biraz sen olacaksın.
Ve ben bunu kabulleneceğim.
Eskiden bu düşünce beni korkuturdu. “Ya hep böyle kalırsa?” derdim. Ama şimdi anlıyorum ki insanın bazı duyguları ömürlüktür. Geçmesi gerekmiyor. Sadece şekil değiştirmesi yeterli.
Ben seni sevmekten vazgeçmeyeceğim belki…
Ama seni beklemekten vazgeçeceğim.
İşte gerçek vedalar böyle olur. Gürültüsüz… tartışmasız… kimseye duyurulmadan… İçinde kopan fırtınaları sadece senin bildiğin bir şekilde…
Bir gün uyanacağım…
Ve seni düşünmeden kahvemi içeceğim.
Bir gün biri bana bir şey anlatırken aklım kaymayacak sana.
Bir gün gece olurken içimde o tanıdık boşluk büyümeyecek.
Ve o gün geldiğinde…
Ben kazandım mı, yoksa seni mi kaybettim… bunu bile bilmeyeceğim.
Çünkü bazı hikâyelerde kazanan yoktur.
Sadece öğrenen vardır.
Ben senden şunu öğrendim:
Sevgi, karşılık bulmasa bile gerçektir.
Dokunulmasa bile derindir.
Yaşanmasa bile iz bırakır.
Ve insan…
En çok da böyle sevmelerle büyür.
Şimdi dönüp kendime bakıyorum…
Seni sevmeden önceki ben ile şimdiki ben aynı değil. Daha sessizim belki… ama daha derinim. Daha kırgınım belki… ama daha gerçek.
Sen bana hiçbir şey vermedin gibi görünebilir dışarıdan. Ama aslında bana kendimi verdin. Sabretmeyi, susmayı, içimde bir şeyi büyütmeyi öğrettin.
Ama bir şeyi eksik bıraktın…
Beni.
Ben seni tamamlarken…
Kendimi yarım bıraktım.
Ve şimdi…
Yavaş yavaş kendime dönüyorum.
Bu kolay değil. Çünkü insan alıştığı duygudan vazgeçerken sanki bir parçasını kaybediyormuş gibi hisseder. Ama belki de o parça zaten hiç ait değildi.
Sen…
Hiç bana ait olmadın.
Ama ben seni kendimden bir parça yaptım.
Şimdi o parçayı söküp almak…
En zor ibadet gibi.
Ama bu sefer secdeyi sana değil…
Kendime ediyorum.
Kendimi toparlamak için…
Kendimi affetmek için…
Kendimi yeniden sevebilmek için…
Çünkü anladım ki…
İnsan kendini sevmeden bir başkasını bu kadar çok sevmemeliymiş.
Ben seni çok sevdim.
Ama kendimi ihmal edecek kadar değil artık.
Ve eğer bir gün yollarımız kesişirse…
Eğer bir gün göz göze gelirsek…
Ben sana hiçbir şey söylemeyeceğim.
Ne “ben seni sevmiştim” diyeceğim…
Ne “neden olmadı” diye soracağım…
Sadece içimden şöyle diyeceğim:
“Ben seni güzel sevdim.”
Hepsi bu.
Ne eksik…
Ne fazla…
Çünkü bazı sevgiler anlatılmaz.
Yaşanır…
Ve sonra sessizce kalbe gömülür.
Ben seni kalbime gömdüm.
Ama merak etme…
Orası karanlık değil.
Orası hâlâ sana dua eden bir yer.
Ve belki de…
Ben seni en doğru yerde sevdim:
Hiç dokunmadan…
Hiç kirletmeden…
Hiç tüketmeden…
Sadece severek.
Ve şimdi…
Artık yavaş yavaş bırakıyorum.
Ama bu bir vazgeçiş değil…
Bu, sevginin en olgun hâli.
Sessiz…
Derin…
Ve sonsuz.
Hoşça kal demiyorum.
Çünkü sen hiçbir zaman “benim” olmadın ki gidesin.
Sadece içimdeki yerini
Yavaşça kapatıyorum…
Ama kapatmak…
Silmek değildir.
İnsan kalbinin kapılarını kilitler bazen… ama anahtarı atmaz. Ben de atmıyorum. Çünkü biliyorum, bir gün belki hiç istemeden o kapıyı tekrar aralayacağım. Bir koku, bir cümle, bir bakış… ve sen yine içeri sızacaksın.
Ama bu sefer farklı olacak.
Bu sefer canım yanmayacak eskisi gibi.
Çünkü insan en çok ilk kırıldığında acı çeker…
Sonrası sadece hatırlamaktır.
Ben seni hatırlayacağım.
Ama artık eksik kalmış bir şey gibi değil…
Tamamlanmış ama yaşanmamış bir hikâye gibi.
Belki de bizim hikâyemiz hiç başlamadığı için bu kadar derin oldu. Çünkü başlangıçlar bazen sıradanlaştırır. Tanıdıkça, bildikçe, eksikleri gördükçe… büyü bozulur. Ama bizde büyü hiç bozulmadı.
Çünkü biz hiç “biz” olmadık.
Sen hep uzaktın.
Ben hep içimdeydim.
Ve bu mesafe…
Sevgiyi eksiltmedi.
Aksine, büyüttü.
Ama her büyüyen şey yaşamaz.
Bazıları sadece içini doldurur insanın… sonra taşar.
Ben taştım.
Sessizce… kimseye göstermeden… içimden içime.
Bir gün biri bana “neden bu kadar derinsin?” diye sorarsa…
Sana cevap vereceğim.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza dokunmadan bile iz bırakır. Sen benim hayatıma dokunmadın… ama kaderime değdin sanki.
Bu yüzden seni unutmak değil…
Seni anlamlandırmak zorundayım.
Ve şimdi yavaş yavaş anlıyorum:
Sen benim hikâyemde bir “son” değildin.
Sen… benim dönüşümüm oldun.
Ben seni severken büyüdüm.
Kırıldım… ama güçlendim.
Bekledim… ama sabretmeyi öğrendim.
Sustum… ama içimdeki sesi duydum.
Ve en önemlisi…
Sevmenin sadece karşılık almak olmadığını öğrendim.
Bunu herkes öğrenemez.
Çünkü çoğu insan sevilmek ister…
Ama azı gerçekten sevebilir.
Ben sevdim.
Hem de kimse bilmeden, kimse görmeden, kimse alkışlamadan…
Sadece kalbimin bildiği bir şekilde.
Ve şimdi dönüp bakınca…
İçimde sana karşı ne öfke var ne pişmanlık…
Sadece derin bir yorgunluk var.
Sanki çok uzun bir yol yürümüşüm de…
Varacağım yer hiç yokmuş gibi.
Ama yine de o yolu yürümek boşuna değilmiş.
Çünkü ben o yolda kendimi buldum.
Sen bana gelmedin…
Ama ben kendime geldim.
Belki de bütün mesele buydu.
Şimdi içimde sana ait olan o yerde bir sessizlik var. Ama bu sessizlik eskisi gibi ağır değil. Daha çok… kabullenilmiş bir huzur gibi.
Sanki kalbim diyor ki:
“Olduğu kadardı.”
Ve ben ilk defa buna karşı çıkmıyorum.
Çünkü bazı hikâyeler uzamaz…
Ama derinleşir.
Bizimki de öyleydi.
Kısa değildi…
Uzun da değildi…
Ama çok derindi.
Ve derin olan şeyler kolay kolay yok olmaz.
Sen de yok olmayacaksın.
Ama artık beni de yakmayacaksın.
Ben seni içimde bir yere koydum.
Ne en başa… ne de en sona…
Tam ortada bir yere…
Ne tamamen unuttuğum…
Ne de hâlâ yaşadığım bir yere…
Ve şimdi ilk defa…
İçimde sana rağmen değil…
Kendim için yaşamaya başlıyorum.
Bu biraz geç oldu belki…
Ama gerçek olan şeyler hep biraz geç gelir zaten.
Eğer bir gün birileri seni benim gibi severse…
Umarım fark edersin.
Umarım görürsün.
Çünkü görülmeyen sevgi…
En çok içinden kanar insanın.
Ben kanadım.
Ama sessizce iyileştim.
Şimdi senden geriye bir iz kaldı…
Bir his…
Bir derinlik…
Ve bir de şu gerçek:
Ben seni sevdim.
Ama artık…
Kendimi de sevmeyi seçiyorum.
Ve belki de ilk defa…
Bu hikâye gerçekten burada bitiyor.
Sessizce…
Ama tamamlanarak…
Ve belki de insanın hayatındaki en gerçek bitişler böyle olur; alkışsız, vedasız, kimseye haber verilmeden… İçinde yavaşça kapanan bir kapı gibi. Ne gürültü çıkarır ne de geri dönüp bakan olur.
Ama ben dönüp baktım.
Çünkü bazı hikâyeler arkanı dönüp gidecek kadar hafif değildir. İçinde bir ağırlık kalır… bir “acaba” kalır… bir “ya olsaydı” kalır. İşte ben en çok o ihtimallerle vedalaştım.
Seninle değil…
Seninle olabilecek her şeyle vedalaştım.
Bu daha zor oldu.
Çünkü insan gerçeği değil, ihtimali daha zor bırakır. Gerçek nettir… keskindir… kabullenmesi zaman alır ama şekli bellidir. Ama ihtimal… ucu açık bir yara gibidir. Kapanmaz, çünkü hiç başlamamıştır.
Benim içimde sen hep bir ihtimaldin.
Olabilirdin…
Ama olmadın.
Ve insan “olabilirdi” dediği şeyleri kalbinden söküp atarken… en çok kendinden kopar.
Ben kendimden koptum.
Ama şimdi…
Kendime geri dönüyorum.
Yavaş yavaş, acele etmeden… kırıklarımı toplayarak… eksiklerimi kabullenerek…
Çünkü artık biliyorum:
Ben seni kaybetmedim.
Ben… hiç sahip olmadığım bir şeyi hayal etmeyi bıraktım sadece.
Ve bu fark ediş…
İnsanı bir anda büyütür.
Artık içimde sana ait olan duygular başka bir şekle bürünüyor. Eskiden sana doğru akan o sevgi… şimdi bana dönüyor. İlk başta garip geliyor, çünkü insan hep dışarı vermeye alışınca kendine vermeyi unutuyor.
Ama öğreniyorum.
Kendime şefkat göstermeyi…
Kendime sabırla yaklaşmayı…
Kendimi eksik değil, sadece insan olarak görmeyi…
Çünkü ben seni severken kusursuz olmaya çalıştım. Sanki yeterince iyi olursam… bir gün fark edilirim sandım. Ama artık anlıyorum ki sevgi bir yarış değilmiş.
Ve ben kimseyle yarışmıyorum artık.
Ne seninle…
Ne başkasıyla…
Ne de geçmişteki kendimle…
Sadece olduğum yerde duruyorum.
Ve ilk defa bu kadar sakince nefes alıyorum.
Seninle ilgili her şey yavaş yavaş silinmiyor… ama keskinliğini kaybediyor. Eskiden canımı yakan şeyler artık sadece içimde hafif bir sızı bırakıyor. Sanki çok eski bir yara gibi… var ama acıtmıyor.
Ve ben bu hâlime şaşırıyorum.
Çünkü bir zamanlar sensizliği düşünmek bile nefesimi kesiyordu. Şimdi sensiz bir hayatın içinde… kendimi yeniden kuruyorum.
Bu bir kayıp değil…
Bu bir yeniden doğuş.
Belki sen hiç bilmeyeceksin. Belki benim içimde yaşanan bu büyük hikâye… senin hayatında küçücük bir iz bile bırakmadı. Ama bu, onun değersiz olduğu anlamına gelmez.
Çünkü bazı hikâyeler sadece bir kalpte yaşanır…
Ama o kalbi tamamen değiştirir.
Ben değiştim.
Eskisi gibi değilim artık. Daha dikkatliyim, daha derinim… ama aynı zamanda daha gerçek. Artık birine bakarken sadece gözlerine değil, kalbine de bakıyorum.
Ve en önemlisi…
Kendimi kaybetmeden sevmeyi öğreniyorum.
Eğer bir gün hayat beni tekrar birinin karşısına çıkarırsa…
Bu sefer farklı olacak.
Bu sefer kendimden vazgeçmeden seveceğim.
Bu sefer susarak değil, konuşarak…
Bekleyerek değil, yaşayarak…
Ama yine de…
Senin yerin ayrı kalacak.
Çünkü sen bir insan değil…
Bir dönemdin benim için.
Bir öğrenme, bir kırılma, bir büyüme…
Ve insan bazı dönemleri unutmaz…
Sadece geride bırakır.
Ben seni geride bıraktım.
Ama inkâr etmeden…
Silmeden…
Küçümsemeden…
Olduğun gibi kabul ederek.
Çünkü sen benim hayatımda eksik kalmış bir cümle değilsin artık…
Sen…
Tamamlanmış bir anlam oldun.
Ve şimdi bu hikâyenin sonuna geldiğimde…
İçimde ne bir çığlık var ne de bir ağıt…
Sadece derin bir iç çekiş…
Ve ardından gelen o sakinlik…
Hani uzun süren bir yağmurdan sonra toprağın kokusu olur ya…
İşte kalbim şimdi öyle kokuyor.
Islanmış…
Yumuşamış…
Ama temizlenmiş…
Ben seni sevdim.
Gerçekten… derinden… sessizce…
Ve şimdi seni bırakıyorum.
Kırgın değilim.
Kızgın değilim.
Eksik de değilim artık.
Sadece…
Tamamım.
Ve belki de ilk defa…
Bu hikâyenin en doğru cümlesini kurabiliyorum:
Ben seni sevdim…
Ama artık kendimle kalmayı seçiyorum.
Ve bu seçim…
Bütün hikâyeden daha güçlü.
Ama her şeye rağmen…
Bütün vedalara, bütün kabullenişlere, bütün susuşlara rağmen değişmeyen tek bir gerçek var:
Ben seni çok…
Ama çok sevdim.
Öyle böyle değil… eksik değil… yarım değil…
İçimde ne varsa koyarak… kendimden bile saklayarak…
Sessizliğin en derin yerinde büyüterek sevdim.
Kimse bilmedi.
Sen bile bilmedin.
Ama ben bildim.
Ve bu…
Bir ömre yeter.
Kalbimde Yaşayıp Sana Ulaşamayan Sevgi başlıklı yazı ÜSTAD KENAN KUZUCU tarafından
03.06.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.