Cırcır Böcekleri Yeniden Öttüğünde
Cırcır Böcekleri Yeniden Öttüğünde
18 Temmuz 2026
Dut ağacının gölgesinde kamp sandalyelerimize yaslanmışız. Önümüzde masmavi deniz, kıyıya serpilmiş şemsiyeler... Cırcır böcekleri yine hiç durmadan koro halinde ötüyor. Eskiden bu ses bana yalnızca yazı hatırlatırdı. Şimdi ise her ötüş, beni istemsizce yaşlı bakım evinin koridorlarına götürüyor.
Yanımda Engin oturuyor. Kaynım Ergun denizi seyrediyor, oğlu Umut ara sıra ufka dalıp sonra yeniden sohbete katılıyor. Seher, denizden esen rüzgâra karşı şemsiyenin ayağını kumun içine biraz daha gömüp sağlamlaştırıyor. Amca oğlum Ali Rıza, eşi ve oğulları Alp'le gülüşüyor. Deniz, kahkahalarımızı usulca içine çekiyor. Yaz, bütün dinginliğiyle üzerimize serilmiş.
Tam o sırada, yalnızca benim görebildiğim biri masamıza doğru yürümeye başlıyor.
Gözlerimin önünde yine o kadın beliriyor.
Yaşlı bakım evinde yataktan yatağa koşuyor, her birine elini uzatıp, "Burası benim!" diye sahipleniyor. Akıl, belleğin elinden usulca kayıp gitmiş; geriye yalnızca sahip olma telaşı kalmış.
Bir an sonra hayalim değişiyor. Kadın bu kez bakım evinden çıkıp Fener sahiline geliyor. Şemsiyelerin arasında dolaşıyor.
"Bu şemsiyenin altı benim... Bu kamp sandalyesi benim..."
Sonra doğruca bizim masaya yöneliyor. Kocaman açtığı gözlerini kaynım Ergun'un gözlerine kilitliyor. Yüzünde çocuksu ama ürkütücü bir gülümseme var. Masanın üzerindeki cin tonik dolu bardağı kaptığı gibi tek nefeste içiyor. Ardından bardağın dibinde kalan buzları dişlerinin arasında çatır çutur eziyor. O ses, cırcır böceklerinin korosuna karışıyor.
Sonra yüzünü bana çeviriyor. Gözlerinde en küçük bir mahcubiyet yok. Büyük bir rahatlıkla idrarını kumların üzerine bırakıyor.
Dayanamıyorum. Ayağa kalkıp denize doğru yürümeye başlıyorum. Arkamdan geldiğini biliyorum. Dönüp bakmıyorum bile.
Tam suyun kıyısına vardığımda sesini duyuyorum.
"Yıkanmalıyız."
Dizlerime kadar suya giriyorum. Tuzlu su ayaklarıma vururken, yaşlı bakım evinin üzerime sinen ağır kokusunu söküp atmak ister gibi avuçlarımla yüzümü yıkıyorum. Ama biliyorum ki bazı kokular tene değil, hafızaya siniyor. Ne kadar yıkansanız da çıkmıyor.
Arkamı döndüğümde deniz kıyısında yalnızca şemsiyeler, kamp sandalyeleri, denizin sesi ve sevdiklerim var. O kadın yok.
Ama cırcır böcekleri hâlâ aynı inatla ötüyor.
O gün anladım ki insan bazen bir mekândan ayrılabiliyor. Fakat bazı sesler, bazı kokular ve bazı bakışlar, insanın içine yerleşip onunla birlikte yaşamaya devam ediyor. Yaşlı bakım evinden ayrılmıştım; ama yaşlılık, belleğimin kıyısında sessizce oturmaya devam ediyordu.
H. Çiğdem Deniz
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.