Bir Sandalye Kadar Büyük Bir Saygı
Bir Sandalye Kadar Büyük Bir Saygı
29 Haziran 2026
Yıllar önce, Sakarya Şairler ve Yazarlar Derneği üyesi olduğum günlerde, dernekten ağabeylerle birlikte bir ziyarete gitmiştik. Bir büroydu. Aradan yıllar geçti. Bugün ne o ziyaretin sebebini ne de yapılan konuşmaları hatırlıyorum. Demek ki hafıza her ayrıntıyı saklamıyor. Ama insanın ruhuna dokunan incelikleri ömür boyu koruyor.
O gün on, belki de on beş erkeğin arasında tek kadın üyeydim.
İçeri girildiğinde herkes kendine bir yer ararken Muzaffer abi, hiç gösterişe kaçmadan eliyle yanındaki sandalyeyi işaret etti.
"Buyur Çiğdem."
Belki onun için sıradan bir nezaketti. Benim için ise bir kadına duyulan saygının sessiz ifadesiydi.
O yıllarda Ankara'dan tayinle Sakarya'ya gelmiş, bu şehrin sokaklarını olduğu kadar insanlarını da tanımaya çalışan biriydim. İnsan bazen bir şehre adres değiştirerek değil, gördüğü zarafet sayesinde yerleşiyor. O gün bana uzatılan sandalye, sanki "Sen de buraya aitsin." diyen sessiz bir cümleydi. Gurbetin soğukluğu bir anlığına çözülmüş, kendimi biraz daha Sakaryalı hissetmiştim.
Muzaffer abi, ilk bakışta insana güven veren bir duruşa sahipti. Griye çalan saçları, yılların yükünü değil, yılların biriktirdiği bilgeliği taşıyordu. Mavi gözleri dikkat çekiciydi; fakat onu unutulmaz yapan gözlerinin rengi değil, o gözlerin insanı gerçekten görmesiydi. Nice insan bakar ama görmez. O ise önce görür, sonra konuşurdu.
Kitaplarla kurduğu dostluk, kelimelere de yansımıştı. Şiiri yalnızca okumaz, yaşatırdı. Dizeleri seslendirirken kelimelerin arasındaki sessizlik bile anlam kazanırdı. Bilgisi gösterişten uzaktı; insanı ezmeyen, aksine elinden tutan cinstendi.
Bir gün bana dönüp hiç unutamadığım şu cümleyi söyledi:
"Çiğdem'in niye ağladığını biliyorum. Çünkü zaman ona yetmiyor."
O gün bu sözün üzerinde fazla durmamıştım. Fakat yıllar geçtikçe ne demek istediğini daha iyi anladım.
Gerçekten de beni hüzünlendiren şey çoğu zaman tek bir olay değildi. Okunacak kitapların, yazılacak satırların, dinlenecek insanların, öğrenilecek bilgilerin ve yaşanacak güzelliklerin ömrün saatlerinden daha fazla olduğunu hissetmekti.
Bugün kadın ile erkeğin birbirine bakışı üzerine çok şey konuşuluyor. Elbette yaşanmış acılar, haksızlıklar ve kırgınlıklar var. Bunları görmezden gelmek doğru olmaz. Ama aynı zamanda insanın hafızasında yer eden zarafet örnekleri de var.
Ben bir cinsiyeti değil, bir karakteri hatırlıyorum.
Muzaffer abiyi düşündüğümde aklıma önce bana uzattığı o sandalye geliyor.
Sonra da yıllar öncesinden bugüne ulaşan o cümle...
"Çiğdem'in niye ağladığını biliyorum. Çünkü zaman ona yetmiyor."
Bazı insanlar bize uzun nasihatler vermez. Bir davranışlarıyla saygıyı, tek cümleleriyle de insanı anladıklarını hissettirirler.
Aradan yıllar geçti.
Ziyaretin sebebini unuttum.
Konuşulanlar hafızamdan silindi.
Ama o sandalye hâlâ yerinde duruyor.
Çünkü bazı insanlar bize yer gösterirken, aslında gönüllerinde de yer açarlar. İnsan şehirleri sokaklarıyla değil, böyle insanlarıyla sever. Bir ömür sonra bile hatırlanan, bazen sadece uzatılan bir sandalye ve yüreğe dokunan tek bir cümledir.
H. Çiğdem Deniz
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.