Bir Meyvenin Kabuğunda Saklı Zarafet
Bir Meyvenin Kabuğunda Saklı Zarafet
30 Haziran 2026
Sakarya'da Şayşad çatısı altında geçen yıllar, bugün dönüp baktığımda zihnimde birer fotoğraf karesi gibi beliriyor. O günlerde de insanları dikkatle gözlemler, konuşmalarını, tavırlarını, birbirleriyle kurdukları ilişkiyi sessizce izlerdim. Fakat henüz bunları güncelerime emanet etmeyi öğrenememiştim.
O yılların en güzel kazanımlarından biri de Polat Bozkuş Hocayı tanımaktı.
Sofraya meyve geldiğinde eline küçük bir bıçak alır, meyveleri büyük bir özenle soyardı. Kabukları aceleye getirmez, dilimleri özenle ayırır, sonra büyük bir nezaketle önümüze uzatırdı. Bazen kendi elleriyle ikram ederdi. O kadar tabiiydi ki bunu yaparken, sanki ikram ettiği meyve değil, gönlünün inceliğiydi.
Onun bu tavrı beni hep düşündürürdü. Hizmet etmeyi küçüklük saymayan, aksine insan olmanın zarif bir tarafı gibi yaşayan biriydi. Evine hiç gitmedim. Aile hayatını da hiç görmedim. Ama bana ve çevresindekilere gösterdiği bu özen, içimde sessiz bir kanaat oluştururdu.
"Herhâlde evinde de böyledir." derdim.
Belki yalnızca bir sezgiydi bu. Fakat insan bazen görünen davranışlardan görünmeyen karakteri okumaya çalışıyor. Kadın işi, erkek işi diye ayrım yapmayan insanların, bunu yalnızca misafirlikte değil, hayatın her köşesinde taşıdığına inanmak isterdim.
Bazı zamanlar bana gülümseyerek,
"Sen biraz da Huriye ablanla vakit geçir." derdi.
Bu teklifinden büyük mutluluk duyardım. Huriye ablanın zarafeti de insana huzur verirdi. Ama gönlüm çoğu zaman başka tarafa kayardı. Ben, Polat Bozkuş Hocanın ve etrafındaki o şair, yazar ağabeylerin yanı başında oturmayı yeğlerdim.
Çünkü öğreneceğim çok şey vardı.
Konuşmalar bazen bir şiirle başlar, bir hatırayla derinleşirdi. Ardından 12 Eylül'ün ağır günleri açılırdı. İhtilalin bıraktığı izler, sürgünler, saklanmak zorunda kalan insanlar, el altından dolaşan kitaplar, yasaklar, korkular...
Ben çoğu zaman sadece dinlerdim.
Belki yaşım gereği her anlatılanın derinliğine nüfuz edemiyordum. Fakat o sohbetlerin sıradan olmadığını hissediyordum. Bugün anlıyorum ki ben, farkında olmadan bir mektebin eşiğinde oturmuşum. Bana sadece şiir öğretilmiyordu; bir dönemin hafızası, insan olmanın vakarı ve düşüncenin bedeli de sessizce aktarılıyordu.
Yıllar geçti.
Bugün Polat Bozkuş Hocayı düşündüğümde zihnimde önce şiirleri değil, elindeki o küçük meyve bıçağı beliriyor. Sonra özenle soyduğu meyveler... Ardından ikram ederken yüzüne yerleşen mahcup tebessüm...
Çünkü bazen bir insanın karakteri, yazdığı kitaplardan önce, başkalarına uzattığı bir dilim elmada görünür.
H. Çiğdem Deniz
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.