Bir Şairin Bana Bıraktığı Rüzgâr
Bir Şairin Bana Bıraktığı Rüzgâr
Bazen insanın hayatına öyle insanlar girer ki öldüklerinde bile cümleleri yaşamaya devam eder.
Nizamettin İlhan benim için şiir yazan ilk şairdi.
Sakarya'dan ayrılmadan önce, aylardır birlikte soluk aldığımız kütüphane etkinliklerinin sonuncusunda elime bu şiiri verdi. Sonra mikrofona geçti. Şiiri okumaya başladı.
Sesi titriyordu.
Boğazındaki düğümü salondaki herkes hissediyordu. Bir insanın gözyaşını tutmaya çalışırken sesinin nasıl değiştiğini ilk kez o gün bu kadar yakından duydum. Benim gidecek olmam onu gerçekten üzmüştü.
Şiirin adı da sanki bunu haber veriyordu:
"Bir Rüzgârdı Gelip Geçti."
Oysa ben kendimi bir rüzgâr gibi hissetmiyordum. Dostlukların arasına kök saldığımı sanıyordum.
İlk kez o topluluğa Engin'le birlikte katıldığımız günü de unutamam. O gün Nazım Hikmet konuşuluyordu. Biz asker camiasından geliyorduk. O yıllarda asker denince insanların zihninde Nazım'a mesafeli bir dünya canlanırdı.
Biz ise sessizce dinledik.
Şiir üzerine konuştuk.
Belki de o gün, birbirimize dair küçük önyargılar usulca kapının dışına çıktı.
Nizamettin Abi bunu fark etmişti.
Şiirinde "vatan sevgisiyle yandık Nazım'ın mısralarında" derken belki de tam bunu anlatıyordu.
Bir başka kütüphane etkinliği...
Kim bilir kaçıncısıydı.
Bu kez okuduğu şiir bambaşkaydı. İçinde özgürlük vardı. Anadolu vardı. Dağlar vardı. Sevinç vardı. Bazı bölgelerin düğünlerde, bayramlarda göğe bıraktığı o kadın çığlığı vardı.
Zılgıt...
Şiiri dinlerken kendimi tutamadım.
İçimden yükselen ses, düşünmeden dudaklarımdan döküldü.
Bir zılgıt attım.
Salon bir anlığına dondu.
Nizamettin Abi de şaşırmıştı. Ne yapacağını bilemez hâlde bana baktığını bugün bile hatırlıyorum.
Fakat o şaşkınlığın içinde bir sevinç de vardı.
Şiirin gerçekten bir yüreğe ulaştığını görmüştü.
Yıllar sonra hayatını anlattığı bir videoda o günü de anlatmış. Benim attığım zılgıttan söz etmiş.
Demek ki bazen tek bir ses, bir şairin hafızasında yıllarca yaşayabiliyormuş.
Aramızdaki dostluk yalnızca sohbetlerden ibaret değildi. Birbirimize şiir armağan ederdik. Öyle çiçeği solacak, zamanı geçecek hediyeler değil... Kelimelerden örülmüş emanetlerdi bunlar.
Şu an Ürgüp'te çektirdiği fotoğrafa bakıyorum. Ben yanında değildim. Döndüğünde Kapadokya'nın taşlarını, vadilerini, rüzgârını anlatan şiirini bana okudu. Ben de o şiiri seslendirdim. Belki de bir şair için yazdığı şiirin başka bir yüreğin sesiyle yeniden doğmasından daha güzel bir armağan yoktur.
O gün ona verebileceğim en değerli hediye, kendi şiirini kendi duygusuyla geri sunabilmekti. Sonra düşündüm de... Biz birbirimize hiçbir zaman pahalı hediyeler vermedik. Birbirimize paha biçilemeyen şiirler verdik. Şimdi o şiirlerin sahibi bu dünyadan göçüp gitmiş olsa da dizeleri hâlâ yaşıyor. Çünkü bazı insanlar öldükten sonra sesleri susar; bazıları ise başkalarının hafızasında okumaya devam eder.
Bugün Nizamettin İlhan artık bu dünyada değil belki.
Ama bana verdiği bu buruşturulmuş kâğıt hâlâ duruyor.
Kâğıdın kırışıklıkları çoğaldı.
Mürekkep biraz yaşlandı.
Fakat dostluk eskimedi.
Şiirin sonunda bana söylediği dilek hâlâ kulağımda:
"Dostça kal, şiirde kal, dört mevsim açan çiğdem gibi kal..."
Sanırım insanın ardından bırakabileceği en güzel miras, başkasının yüreğinde
yaşamaya devam eden birkaç mısradır.
30 Haziran 2026
H. Çiğdem Deniz
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.