Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Kelimelerin Nöbetçisi

Kelimelerin Nöbetçisi

KELİMELERİN NÖBETÇİSİ


SAYŞAD'da tanıdığım insanların her biri bende ayrı bir iz bıraktı. Abdulkadir hocam ise, kelimelerin başında nöbet tutanlardan biriydi.


Emekli bir öğretmendi. Köy Enstitülerinin yetiştirdiği, Anadolu'nun toprağından filizlenmiş bir köy çocuğu... O nesil, sadece okuma yazmayı değil; emeği, üretmeyi, doğruyu ve güzel Türkçeyi de hayatının ayrılmaz parçası sayardı. Abdulkadir hocam da bu anlayışın yaşayan temsilcilerindendi.


Kısa boylu, mavi gözlü, vakur duruşlu bir insandı. O mavi gözlerinde bazen bir öğretmenin dikkati, bazen de memleket sevdasının dinginliği okunurdu. Konu Mustafa Kemal Atatürk'e geldiğinde ise sesindeki kararlılık bambaşka bir hâl alırdı. Atatürk sevgisini gösteriş için değil, bir ömür boyunca taşıdığı bir vicdan borcu gibi yaşardı.


Sosyal medyada paylaştığım şiirleri ve hikâyeleri mutlaka okurdu. Bir yazım ya da noktalama yanlışı görürse, bunu herkesin göreceği bir yerde söylemezdi. Sessizce özel mesaj gönderirdi. Yanlış bulduğu kelimenin doğrusunu tırnak içine alır, gerisini bana bırakırdı. O tırnak işaretleri zamanla ikimizin arasında kurulmuş zarif bir dile dönüştü. Mesajını görünce, bu defa hangi kelimeyi incitmeden yerli yerine oturttuğunu hemen anlardım.


Öğretmenlik onun mesleği olmaktan çıkmış, karakterine dönüşmüştü. Emekli olmuştu belki; ama kalemini, dikkatini ve dil sevgisini hiç emekliye ayırmamıştı.



Bugün dönüp geriye baktığımda anlıyorum ki Abdulkadir hocam yalnızca yazılarımdaki eksik virgülleri tamamlamıyormuş. O, Cumhuriyet'in öğretmenlerine yakışır bir titizlikle, kelimelerime de karakter kazandırıyormuş. Belki de Köy Enstitülerinin gerçek mirası tam da buydu: Toprağı işler gibi insanı işlemek, kelimeleri korurken memleketi de korumak.



Sayşad'ın kimi zaman küf kokusunu içine çekmiş eski dernek binasında, kimi zaman da dernek başkanı Çetin Bey'in alt kattaki iş yerinde buluşurduk. Dükkânın içine sinmiş deri kokusuna, bir köşede çalışan dikiş makinesinin motor sesi eşlik ederdi. O ses, sohbetlerimizin görünmez fon müziğiydi sanki.


Abdulkadir hocamın yanına ilişir, durmadan sorular sorardım. Tarihten, edebiyattan, eski kelimelerden, unutulmuş geleneklerden... Aslında cevaplarının bir kısmını bilirdim. Belki de onun anlatışını dinlemeyi seviyordum.



Bir ara yine sabırla cevap verirken sustu. O şaşkın mavi gözlerini bana çevirdi. Yüzünde ince bir tebessüm vardı.


"Bildiğin şeyleri niye bana soruyorsun?" dedi.


Ben de gülümsedim.


O gün bunun cevabını veremedim.


Aradan yıllar geçti. Şimdi biliyorum... Ben cevapları değil, insanları dinliyormuşum. Aynı bilgi, herkesin dilinde aynı kalır; ama aynı ömür, herkese aynı bilgeliği vermez. Ben onun kelimelerinin arasındaki ömrü dinliyormuşum.


Şimdi dönüp o günlere baktığımda, keşke bunu ona söyleyebilseymişim diyorum. Belki o zaman neden durmadan soru sorduğumu daha iyi anlardı. Gerçi... beni gerçekten anlayan insan sayısı hayatım boyunca hep az oldu. Bu yüzden içimde usulca büyüyen tek bir cümle kaldı:


Keşke bazı insanlar, soruların cevabını değil; o soruların ardındaki sevgiyi ve hayranlığı da okuyabilseydi...


1 Temmuz 2026


H. Çiğdem Deniz 





Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Kelimelerin Nöbetçisi

Kelimelerin Nöbetçisi

çitlembik çitlembik