Babamın Ellerine Geç Kaldım
Babamın elleri,
ben çocukken
göğe uzanan dilsiz iskeletti.
Yağmur yağardı,
gövdem kemikli gölgede kurak kalırdı.
Sonra bir gün,
parmaklarını uzattı.
Tutmadım.
Zamanı tek kelimeyle felç ettim:
"Sonra..."
Bir gün fark ettim,
küçülmemiş nasırlı et;
ben,
ağır gövdeyi tutacak kadar gecikmişim.
Şimdi ne zaman tokalaşsak,
parmaklarının arasına
zamanın gri tozu sıkışıyor.
Eskiden dünyayı kaldıran bilek,
şimdi ömrün en hafif nesnesini bile
kendi ağırlığıyla tartar gibi kaldırıyor.
Ant içtim ki;
dünyadaki hiçbir gürültü,
bir babanın sessizce ufalanışını
yenecek kadar güçlü değil.
En ağır yenilgiler,
toprağın mühürlü kapısında başlamıyor.
Bir sandalyeden kalkarken
gövdesi kendi iskeletine ağır gelen
yorgun adamlarda başlıyor.
Bir gün,
ben de onun adımlarındaki ağır sızıyla yürüyeceğim.
İşte o gün anlayacağım;
insan,
babasına benzediği için değil,
biyolojinin çıplak yorgunluğunu sırtlandığı için yaşlanırmış.
Ve bil ki sevgilim;
bir ev,
içindeki koca çınar devrilince yetim kalmıyor.
Babasının kemikleri kendi gözlerinin önünde ufalandıkça,
insan dilsiz dehlizde yavaş yavaş tek kalıyor.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.