Gece Vardiyası
Bütün fabrikalar dumanını göğe boşalttı, ustalar evine döndü,
Bir ben kaldım bu montaj masasının başında, elimde somunlar ve birikmiş pazar günleri.
Bant akıp gidiyor önümden, demir demire çarpıyor,
Dünya dediğin, montajı hiç bitmeyen büyük bir makineymiş meğer;
Biz sadece vidalarını sıkıştırıyoruz ömrümüzün, başkaları yaşasın diye.
Yirmili yaşlarımın o fiyakalı rüzgârı hangi ara dindi, hatırlamıyorum,
Ellerimde şimdi geçmeyen bir makine yağı, içimde tıkır tıkır işleyen bir yorgunluk.
Eskiden dünyayı kurtaracak kitaplar taşırdım arka cebimde,
Şimdi iki vardiya arası kaçırılmamış bir uykunun hesabını yapıyorum.
İnsan ekmeğinin peşine düşerken, hayallerini hangi tezgâhta unutuyormuş meğer.
Çay molasında plastik bardaktan sızan o ucuz sıcaklığa sığındım,
Karşımdaki aynada yüzüme baktım bir ara, gözlerimin altı gece mesaisi.
Babamın o sert, nasırlı elleri geldi aklıma birden,
Çocukken batardı o eller yanağıma, canım yanardı da kızardım içten içe;
Şimdi anlıyorum o nasırların kaç kışı ısıttığını, insan kendisi nasır tutunca anlıyormuş meğer.
Cebimdeki telefon çalmadı bu gece, zaten kimsenin arayacağı da yok bu saatte,
Herkes kendi rüyasının uykusunda, herkes kendi yarınının telâşında.
Biz burada, sac levhaların arasında, günün doğuşunu ilk gören adamlarız;
Güneş bizim için doğmuyor aslında, biz sadece gecenin bittiğini buradaki demirlerin parlamasından anlıyoruz.
Birazdan servis otobüsü gelecek, lastikleri çamurlu ve içi mazot kokan o eski araç.
Kafamı cama yaslayıp şehrin uyanışını izleyeceğim camın buğusundan.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.