Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
5 (1 oy)

Yaş Atmış Beş

Yaş Atmış Beş



Hani o sokaklar ki, yaz ikindilerinde 

tozlu yollardan geçen dondurmacının çıngırağıyla irkilirdi. 

Biz, dizlerimizde kabuk bağlamış yaralarla koşardık arkasından, 

zamanı ve yarını hiç hesaba katmadan.

Şimdi o yaralar iyileşti belki, 

belleğin en kuytu köşesinde sızlayıp duruyor hâlâ izleri.


Hatırlarsın, gaz lambasının sarı, titrek ışığında 

bize masallar anlatan o badanasız odaları... 

Dışarıda rüzgâr ağaçların dallarını sallarken, 

içeride demlenen çayın buğusu, 

duvardaki saat tıkırtısına karışırdı. 

Ne büyük bir güven duygusuydu o,  

o kapının ardında kalırdı,

dünyanın bütün kötülükleri .

Radyoda çalmaya başlayan ince bir bağlama sesiyle 

büyükler derin bir iç çeker, 

biz ise o iç çekişlerin manasını 

yıllar sonra anladık.


Şimdi o ahşap evlerin kokusu, 

o eski fotoğraflar, 

siyah-beyaz bir filmin şeridi gibi geçiyor gözlerimin önünden. 

Sokak aralarında oynadığımız misketler, 

uçurtmaların peşinden gökyüzüne saldığımız o haylaz çocukluk... 

Hepsi o unutulmuş o çardağın altında, 

galiba…yeniden canlanıyor.

Yıllar sonra.


Evet, eskimek her şeyin fıtratında var. 

Lakin o günlerden kalan o bir avuç sıcaklık, 

yürüdüğümüz o mıcır taşlarının hışırtısında, 

bizi hâlâ ayakta tutan yegâne teselli. 

Sorma sakın o günler nerede diye; 

onlar bizim sığınağımız, 

hiç bitmeyecek o uzun, o güzel hayallerimiz.


Düşlerimiz o eski İstanbul semtlerinin dar sokaklarında gizli. 

Hani o ahşap evlerin cumbalarından sarkan sardunyalar, 

gökyüzünü mavi bir dantel gibi işleyen o martı çığlıkları... 

Şimdi bitti bitiyor koskoca bir yaz daha; 

deniz, yorgun bir derviş gibi çekiliyor kıyılardan, 

Boğaz’ın suları, o eski sevdaları fısıldıyor dalga dalga. 

Sarayburnu’nda, Kuzguncuk’ta ya da ahşap iskelelerde 

bıraktığımız o gençlik heyecanları, 

şimdilik dalgaların köpüğünde canlanıyor.


Bir sonbahar daha hüzünle yaklaşıyor, 

bilirim, erguvanların rengi soldu, 

çınarlar ilk sarı yaprağını döktü dökecek. 

O eski İstanbul sonbaharları ne güzeldi; 

yağmur fırtınayla gelmeden önce, 

Boğaz’ın üstüne çöken o serin pus, 

vapurların o derinden gelen, 

insanı evine çağıran o mahzun sesi... 


Eminönü’nde balıkçı teknelerinin dumanına karışan o dost sohbetleri, 

şimdi birer uzak hatıra, içimizde hiç dinmeyen…

Ah o yaşanmışlıklar... 

Her köşesinde bir ömrün izi olan o cadde ve sokaklar. 

Beyoğlu’nun yağmurda parlayan tramvay rayları, 

Çamlıca’dan seyredilen o masalsı, o devasa gurup vakitleri... 

Biz o denizlerin mavisinde büyüttük hasretimizi, 

dalgaların sesinde avuttuk o bitmek bilmeyen özlemleri. 

Şimdi ne zaman rüzgâr sertleşse lodostan,

içimde hep o eski İstanbul’un, 

o geçmiş zamanların kokusu havalanacak…


Günler sayılı, mevsim hazan, eyvallah... 

Ya Boğaz’ın o serin sularında yankılanan şarkılar, 

biz sustuğumuzda da yaşamaya devam edecek. 

Kız kulesinin önünde , 

içimde dinmeyen bir İstanbul hasretiyle bekliyorum seni. 

Geleceksen, 

tam da yapraklar dökülürken gel...

Geleceksen, 

tam da o boğazın koyu mavisiyle 

o sıcak esintisiyle gel... 



Hani Beyazıt Meydanı’nın o devasa çınarları altında, 

Sahaflar Çarşısı’ndan yükselen o eski kitap kokularında, 

gençliğimizin o deli fişek, 

o memleket kokan heyecanlarında gel. 

Üniversite amfilerinden sokağa taşan o gür seslerimiz, 

çay ocaklarındaki hırçın ama dürüst tartışmalarımız... 

Her şey o meydanın taşlarında saklı şimdi; 

adımlarımız sussa da, 

o taşların hafızası taptaze duruyor.


Sultanahmet’te, o eski ahşap evlerin gölgesinde,

turist kafilelerine karışan seyyar satıcıların gürültüsü, 

dikilitaşın etrafında koşturan o dertsiz günlerimiz... 

Sonra Kadıköy İskelesi’nde inen o kalabalıklar; 

iskele sancak yapan o emektar, o dumanı tüten vapurlar... 

Moda’ya doğru yürürken cebimizde üç beş kuruş harçlık, 

aklımızda ise hep o dünyayı kurtaracak büyük düşler. 

Süreyya Sineması’nın önündeki o kuyruklar, 

Geleceksen…

plakçılardan sokağa taşan o buğulu, 

Ferdili, Orhanlı o dertli arabesk şarkılarla...gel


Ya o Taksim? Yetmişlerin o fırtınalı, o inançlı Taksim’i...

AKM’nin önünde buluşulan o heyecanlı ikindiler, 

İstiklal Caddesi’nin o henüz tramvaysız, 

ancak insan kaynayan yılları. 

Kristal Büfe’de yenilen bir ıslak hamburgerin neşesi, 

gece yarısı sinema çıkışlarında,

geleceksen…

sokak lambalarının altında yürürken içimize çektiğimiz o hürriyet, 

o gençlik havasıyla ...gel


Ve Üsküdar... Ah o deniz kokulu Üsküdar... 

Şemsipaşa’da dalgaların kayalara çarpıp 

yüzümüzü yıkadığı o sert rüzgârlar, 

Ayazma’nın dik yokuşlarında nefes nefese kaldığımız o ikindiler. 

Kız Kulesi’ne karşı oturup çekirdek çitlerken Salacak’ta, 

hayatın henüz bu kadar hızlı, 

bu kadar acımasız olduğunu nerden bilirdik. 


Hemen arkasından Ümraniye’ye uzanan o tozlu yollar; 

henüz gecekonduların yeşillikler arasında yükseldiği, 

mahalle kültürünün, komşuluğun, bir tas çorbanın paylaşıldığı, 

gurbetten gelenlerin umutla tutunduğu o samimi, o çilekeş banliyö...

Şimdi o yılların, yetmişlerin bütün sancısı ve güzelliği, 

bir şiirin mısralarında birleşiyor. 

Zaman akıp gitti, semtler değişti, çehreler eskidi, 

ama o sokaklarda bıraktığımız gençlik, 

bizimle yaşlanıp bizimle yaşayan en güzel anımız olarak kaldı.


Şimdi vakit daralıyor, asmanın yaprakları da iyice sarardı, 

gölgeler uzadı bahçede, çakıl taşları sustu. 

ne o senelerin fırtınası kaldı geriye, 

ne yetmişlerin o mahzun sokağı. 

Her şey, o uzaklaşan geminin geride bıraktığı 

köpüklü, dilsiz bir sese dönüştü .

Giden gitti , evdekiler ,dostlar, arkadaşlar o eski İstanbul’la beraber

Parmakla sayılacak kadar azaldık

Galiba sıra bizde.

Gitme sırası .


Yaş atmış beş ,kimine göre genç ihtiyar .

Kimine göre dede, emice ,dayı 

Sorma artık, beklemek de bitti bu kıyıda. 

Biz bu dünyadan geçerken bir parça İstanbul taşıdık içimizde, 

bir parça çocukluk, bolca hasret ve birkaç kırık dökük hatıra. 

Varsın günler sayılı olsun, 

varsın yapraklar dökülsün, 

yaşanan her an, 

o tozlu sokaklarda saklı duruyor ya, 

o yeter bize.

Dökülmeyen birkaç yaprak bırakında avuntumuz olsun

Düşler kurmaya dair.


Söz bitti, kelimeler tükendi, akşam kapladı etrafı .

Gözlerini uzaklara dikip o gemiyi bekleyenlere selam olsun. 

Artık yavaş yavaş yürüyelim; 

Yarını hiç düşünmeden, 

o eski günlerin hatırına...


redfer


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (1 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 3
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Yaş Atmış Beş

Yaş Atmış Beş

redfer redfer