Ama Siz Ellerinizi Cebinize Sakladınız
Toz pembe tüllerin arkasına saklanan o sahte cennetler yıkılıyor;
ekranların soğuk ışığında büyüyen
yalnızlığın, bencilliğin ve yapayalnız yok oluşların
acı gerçeğini haykırıyor yüzlerimize
Çekin alın ruhlarınızın üzerindeki o toz pembe tülü,
Zamanı geldi, yüzleşin artık kapıdaki korkularınızla.
Dışarıda, o süslü sosyal medya vitrinlerinin,
Parlak ekranların ve yalan gülüşlerin arkasında
İnsanlık tarihinin en sessiz, en dehşet verici salgını yayılıyor.
Yalnızlık…
Görkemli kalabalıkların ortasında büyüyen,
Sessizce iliklerimize kadar işleyen o devasa boşluk.
Yani bir odanın soğuk bir köşesinde,
Tek başına,
kimseden habersiz biten bir hayat,
Ve günler sonra bulunan cansız bir beden.
Uzaklarda bir "yaşlılık dramı" sanırdık bunu,
Oysa kabus şimdi bizim kapımıza dayandı;
Çok daha karanlık,
çok daha çirkin ve de çok genç.
Artık hayatının baharındaki gençler,
Yüz binlerce takipçisi olan o parlak, popüler yüzler
Evlerinde tek başına son nefesini veriyor.
En çok canı yakan ne biliyor musunuz?
Günlerce hiç kimse yokluklarını bile hissetmiyor.
Koca bir fenomenin evinde iki gün boyunca unutuluşu,
Modern dünyanın kibirli suratına inen ağır bir tokattı.
Alışsanız iyi olur bu manşetlere;
Çünkü biyolojik olarak genç,
Ruhen çoktan toprağa girmiş insanların çağındayız artık.
Bu felaketi adım adım, kendi ellerinizle inşa ettiniz.
Kapitalizmin "Sen her şeyin en iyisine layıksın" illüzyonuna,
"Kimse senden değerli değil" zırvalıklarına körpece kandınız.
Kendinizi evrenin merkezine koyup
Etrafınızdaki her ruhu harcanabilir bir nesne sandınız.
İki-üç kişisel gelişim sloganını omurga yapıp,
Katıksız bir bencilliği
"kendine değer vermek" diye yutturdunuz.
Ekranların sunduğu o sonsuz seçenek sahteliği yüzünden
Hiç kimseye, hiçbir ilişkiye emek harcamadınız.
Bir tık ötede hep "daha iyisi" var sandınız,
Oysa bir tık ötede sadece daha büyük bir boşluk vardı.
Gerçek sevgiyi, aşkı, sadakati bir çocuk oyuncağına çevirdiniz;
Ufacık bir anlaşmazlıkta, zerre sabır göstermeden
Kapıyı vurup çıktınız hayatların içinden.
Yanınızda dağ gibi duracak insanları,
devasa egolarınıza kurban ettiniz.
Kendinizi geliştirdiğinizi sandınız ama sadece nasırlaştınız.
Paylaşmayı, fedakarlığı, bir başkasının yüküne omuz vermeyi
Bir "zayıflık" olarak gördü gözleriniz.
Sizi sürekli tükettiren, birbirinize düşüren
Ve dört duvar arasına hapseden o sisteme
kendi ayaklarınızla yürüdünüz.
Tuzağa düşürüldünüz,
Kendi rızanızla
girdiniz o yaldızlı kafeslere.
Şimdi binlerce takipçiniz,
yüzlerce sanal arkadaşınız var;
Ama kapınızı çalacak,
yokluğunuzu fark edecek tek bir dostunuz yok.
O şaşaalı hayatların,
içi boş özgüvenin ve kibrin son durağı:
Bir odada tek başına unutulup gitmek.
Bu geleceği siz istediniz,
bu yalnızlığı siz dokudunuz.
Şimdi iyi bakın kendi ellerinizle hazırladığınız bu soğuk aynaya;
Çünkü gazetelerde okuduğunuz
her "evinde ölü bulundu" haberi,
Aslında kendi geleceğinizin yankısıdır.
Işığı hiç sönmeyen o küçük ekranlar,
Birer sıcak yuva değil, etrafınızı saran buzdan parmaklıklar.
Bildirim sesleriyle avuttunuz o derin iç çekişlerinizi,
Her "beğeni" tuşunda bir parça daha sattınız samimiyeti.
Sanal alkışlar ruhunuzdaki çölü sulamaya yetmedi,
Gece yastığa başınızı koyduğunuzda
Yalnızlığın yankısı yine odanın tavanında çınladı.
Kendi illüzyonunda boğulan bir nesil yarattınız;
Kalabalıklar içinde,
avuç içindeki bir cam parçasına tutsak...
Geleneksel komşuluğu, kapı çalmayı "yük" saydınız,
Bir tas sıcak çorbayı,
içten bir "Nasılsın?"ı demode buldunuz.
"Kendi kendime yeterim" kibriyle yıktınız aradaki bütün köprüleri,
Oysa insan insana muhtaçtı,
insan insanın yurduydu.
Harcını samimiyetin oluşturmadığı duvarlar
İlk rüzgarda üzerinize çöktü işte.
Sokaklar dolu ama mahalleler ölü,
Binalar göğe uzanıyor ama gönüller dipte;
Birbirine teğet geçen,
birbiri için sızlamayan milyonlarca yabancı...
Şimdi sorun kendinize o soğuk karanlıkta:
Değdi mi gururla beslediğiniz o devasa egolara?
Değdi mi iki günlük hevesler uğruna harcanan dağ gibi dostluklara?
Kaçış yok;
kendi elinizle ördüğünüz bu kozadan
Ancak bir başkasının elini tutarak çıkabilirdiniz.
Ama siz ellerinizi cebinize sakladınız,
kalbinizi kilitlediniz.
Şimdi duvardaki saatin tık tıklarında yankılanan şey
Kendi ellerinizle hazırladığınız o kaçınılmaz sonun geri sayımıdır:
Sessizlik,
kimsesizlik
ve yapayalnız bir veda...
redfer
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.