Oy Benim Gülüşü Bahar Bahçesi Yarim
yüreğim bir gurbet bavulu şimdi, ağzına kadar hasret dolu
-bir insan kaç kere sürülür kendi toprağından,
kaç kez yabancı olur bastığı yollara?..
memleket dediğin sadece haritada bir yer değilmiş meğer,
havadaki o nane kokusu,
kaldırımların yağmurdan sonraki o derin nefesiymiş.
burada ne zaman yağmur yağsa, ıslanıyor anılarım
lakin hiçbir yağmur,
çocukluğumun çamurlu sokakları gibi kokmuyor.
bir sokağın sesini özler mi insan? özlüyor işte...
penceremin altından geçen o seyyar satıcıları,
balkonlardan sarkan o samimi komşu seslerini özlüyor.
..,bazen diyorum ki,
rüzgarı buraya kadar esen o dağlar var ya,
onlar da mı bana yabancı,
onlar da mı öksüz?
bir selam göndersem turnaların kanadında,
ulaştırırlar mı sence bizim memlekete?
gurbet dediğin ne uzaklıkmış ne de yollar,
kalabalıkların ortasında tek bir tanıdık yüz bulamamakmış.
akşamları gökyüzüne bakıyorum, yıldızlar aynı yıldızlar,
ama nedense bizim evin çatısından göründüğü gibi parlamıyorlar.
ne zaman bir memleket türküsü çalınsa bir yerlerde,
içimde bir dal kırılıyor,
yapraklarım dökülüyor ...
gözlerimde biriken bulutlar, Anadolu’nun kurak bozkırlarına yağmak istiyor
şimdi bana öyle bir sarıl ki,
o eski ceketinden memleketimin o sıcak havasını alayım,
sılasına kavuşmuş bir gurbetçi gibi
hadi, o eski kerpiç evin ocağı hiç sönmemiş gibi,
sımsıkı sarıl…
üç oda bir hasret şimdi bu gurbet;
biri anam, biri babam, biri de yâr kokan o memleket
-gurbetlik dediğin tek bir acı değilmiş be,
meğer insan uzağa düşünce,
her gün üç yerinden birden kanarmış...
ne zaman rüzgar biraz sert esse,
babamın o güven veren dağ gibi gölgesini arar gözlerim;
biliyorum, o yaşlı gözleriyle her akşam kapının eşiğine bakar,
"gelecek" der sessizce.
ya anamın o seccade başında ettiği,
gurbetteki evladına zırh olan o dilsiz duaları?
"üstünü sıkı ört oğul, üşütme" diyen o şefkatli sesi,
burada en kalın yorganların bile ısıtamadığı
o soğuk gecelerde çınlar kulağımda.
onlar orada yaşlanırken,
ben burada ömrümden ömür veriyorum,
ve içimdeki bu sızı,
memleketin o dik yamaçlarından kopan bir çığ gibi büyüyor içimde.
..,ve yâr... o gözleri kömür karası, gülüşü bahar bahçesi yârim...
onun hasreti memleket hasretine öyle bir karışmış ki be,
ayırt edemiyorum artık;
yârin kokusu toprağımın kokusu olmuş,
toprağımın kokusu yârin saçları...
onu düşünmek, yaylalarda çiğ düşmüş bir sabaha uyanmak gibi,
ona sarılmak, memleketin o şifalı sularından
kana kana içmek gibi.
şimdi aramızda sıra dağlar, geçit vermez yollar
ve o upuzun,
o soğuk geceler var;
ben burada her gün yârin hayaliyle uyanıp,
memleketin o dumanlı dağlarına karşı bir sigara daha yakıyorum,
tütüyor gözlerimde anamın ekmek kokan elleri,
babamın nasihati,
yârin mahcup edası...
de ki gurbet biter, de ki yollar tükenir de bir gün kavuşuruz o sılaya...
bir yanım anamın duası, bir yanım babamın rızası,
kalbim ise yârin sıcak yuvası
şimdi öyle bir sarıl ki bana,
kollarında hem anamın o sıcak kucağını bulayım,
hem babamın o güven veren kokusunu,
ve sanki yârime kavuşmuşum gibi,
dinsin bu içimdeki amansız gurbet sızısı.
hadi, o yarım kalmış masalın kavuşma sahnesi aşkına,
uzat kollarını .
bir eylül akşamındayım şimdi, yaprak dökümü sessizliğinde
-eylül geldi mi,
içimdeki o eski yara yeniden sızlamaya başlar,
sarı bir hüzün çöker şehrin üstüne,
bulutlar ağırlaşır, gökyüzü ağlamaklı olur…
her düşen yaprakta ömrümüzden bir günün daha
kayıp gidişini izleriz sessizce,
sanki zaman, o en sevdiklerimizi bizden alıp götüren o rüzgardır şimdi.
hüzün, eylülün o buğulu camlarına
parmak uçlarıyla yazılmış isimsiz bir mektuptur;
okuyamazsın ama bilirsin içinde gidenlerin adı yazdığını.
adımlarım ağırlaşır sararmış kaldırımlarda,
sanki bastığım her kuru yaprak, gençliğimin kırılan hayalleridir…
..,oysa eylül en çok bize yakışırdı be, o mahzun ve derin bakışımıza…
hani rüzgar saçlarını savururdu ya,
o dökülen türküler arasında bir masal gibiydi her şey.
şimdi gurbette bir sonbahar,
memlekettekinden daha soğuk, daha tenha geçiyor;
ne anamın o şefkatli "üşüyeceksin oğul" deyişi var,
ne babamın o sessiz, koruyan adamlığı.
yalnızlık, bir eylül yağmuru gibi usulca süzülüyor içime,
her damlasında geçmişin o demli çay kokusu,
o sıcacık odaların özlemi…
gitgide sararıyor hatıralar da,
tıpkı eylülün o solgun ve duygusal yüzü gibi.
de ki bu sonbahar son ayrılığımızdır,
de ki önümüzdeki mevsim kavuşmak var.
rüzgarda savrulan son bir yaprak gibi,
tutunacak bir dal arıyor ellerim
ve ben, bu eylül akşamının o nemli, o kimsesiz karanlığında,
kışın o soğuk nefesi kapıya dayanmadan hemen önce,
sadece senin o hiç eksilmeyen sıcaklığına,
o sığınak limanına muhtacım be...
hadi, sanki dökülen bütün yapraklar
baharda yeniden yeşerecekmiş gibi,
bu eylül hüznünü yüreğimizden silecek
o yanık sesinle
bir hicaz şarkı söyle şimdi.
“Ayrılık Ateşten Bir Ok
Nazlı Yardan Hiç Haber Yok
Benim Derdim Herkesten Çok
Ben Nasıl Yanayım Dağlar
Dağlar Dağlar Dağlar “
redfer
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.