Bu Kaçıncı Eylül
ne zaman bir sokak lambası titrese bu şehirde
içimin o körfezinde demir atar hatıralar adımlarım ağırlaşır,
gecenin sırtına biner yüküm
bir vapur düdüğü yırtar uykusunu limanın
seninle doldurduğum bütün boşluklar taşar
uzak bir melodi yürür kaldırımların teninden
gözlerimi kapatsam,
göğsümün ortasında büyürsün kimse bilmez,
bu sokağın en yalnız köşesinde seninle çoğalır,
seninle eksilirim her akşamüstü.
rüzgârla gelen ne varsa yüzüme çarpar şimdi
yapraklar dökülür takvimlerin en hüzünlü yaprağına
ellerim üşür,
cebimde saklarım o liseli düşlerimi
bir pencere aralanır,
içeriden eski bir şarkı sızar
o liselim şarkısı ,ardından eylülde gel …
senin o hiç solmayan gülüşün takılır kalır anılarıma
ne yana baksam anılar uzar duvardan duvara
bu kaçıncı Eylül,
bu kaçıncı sensizlik
Yıllar unutturur da adını,
yüreğim unutmaz seni
gece dediğin uzun bir nehir, akar durur içimde seninle
vardığım o eski günlerin kıyısında
bir kum tanesiyim şimdi rüzgârla savrulan
ne bir tutunan dalım kaldı
ne de sığınacak limanım
yalnızlık, o sadık dost gibi kurulur başköşeye
bir fincan kahve soğur,
bir sigara kül olur yavaşça
ve ben en çok seni özlerim,
göğsümde patlar fırtınanın en delişmeni…
şehir değişti , ben hâlâ seninleyim
kaldırım taşlarında yankılanır adımlarının sesi
galata köprüsünün başında durup denize bakarım uzun uzun
suya düşen yakamozlar gözlerini anımsatır,
dönüşü olmayan bir yoldur yürüdüğüm
ama yine de her adımda seni arar bu deli gönül
bir martı kanat çırpar gökyüzünün ucunda
sanki senden bir selam getirir bana
Ekmek arası balıktan veririm ona
getirdiği selam hatırına
zaman dediğimiz o zalim hırsız çalarken ömrümüzü
biz hâlâ aynı masalın en güzel yerinde kalmışız
ne yazlar yaz olmuştur sensiz,
ne de karlar kış
bir bahar dalı gibi kırılmış sevdalar kökünden
ama içimdeki o inatçı liseli genç
hâlâ seni bekler
gelir de bir gün, tutar parmaklarımın ucundan sessizce
umut dediğin kaç paralık ki
canı varsa,
senin bir tek bakışına feda ederim
bu dünyayı bilirsin.
duvarda asılı kalmış o eski fotoğraflar hala gülümsüyor
zamanın eskitemediği tek şeydir o bakıştaki sıcaklık
ellerim masada, seni arar parmak uçlarım hâlâ
bir bardak çayın buharında tüter yokluğun
ne yana dönsen bir parça hüzün
bu şehir dar gelir artık düşlerime
ve ben, her gece yeniden başlarım seni sevmeye
hiç bitmeyen,
hiç tükenmeyen bir aşk gibi.
ay ışığı vurur pencerenin solgun perdesine gece,
bütün sırlarını döker önüme birer birer
seninle geçen o demler gelir aklıma
nasıl da büyülüydü adının geçtiği bütün cümleler
şimdi koca bir boşluk,
şimdi koca bir sessizlik var
ama biliyorum, ruhun bir yerlerde benimle hâlâ
çünkü bazı ayrılıklar veda etmeyi beceremez
gözün aynasında asılı kalır bütün yaşananlar
ve nihayet gün ağarır, uyanır cümbür cemaat sokak
ben yine seni düşlerimden söküp koyarım cebime
hayat kaldığı yerden başlar, maskeler takılır yine
ama kimse bilmez içimdeki o büyük fırtınayı
her gün, evet her gün, yine o ıslak saçların karasında
devrilir bütün vakitler
ve ben her şeyi unutan , seni unutamayan liseli genç,
çekip giderken bu şiirden yorgun adımlarla,
adın kalır geriye,
göğsümün en solgun yerinde
Firuze …
redfer
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.