Bay Grundig
Pardon hanımefendi,
yanlış saymadıysam buradaki toplam bir altı yüz liradır,
Eksik ise bana söyleyin,
eğer fazla ise devlete bağış olsun diye gülümsemişti çocuk;
Küçük parmaklarının her tarafı derin yaralarla doluydu,
Kasadaki hanımefendi bu hali görünce sersemlemiş,
dışarı fırlayan gözleriyle o küçücük ellere bakakalmıştı.
Halbuki o an kimse bilemezdi
babasının o eski radyosunu geri alabilmek için
hangi çetin yollardan geçtiğini,
Babası bu radyoyu dinlemeyi pek severdi çünkü,
çocuk bunu başarabilmek için günlerce ter dökmüştü,
Kasadaki kadının da evde kendisini bekleyen
aynı yaşta bir evladı vardı,
yüreği bu manzarayla derinden sızlamıştı.
Ben de o radyoyu dinlemeyi çok seviyorum dedi kadın,
şefkatli ellerini çocuğun yaralı parmaklarının üzerine koyarak,
Rehin makbuzunu alıp eşyaların toplandığı
loş ve tozlu arka odaya doğru hızlı adımlarla yöneldi,
Çok geçmeden ellerinde babasının o kutsal emanetiyle,
yüzünde mahcup bir tebessümle geri döndü.
Osman heyecandan zangır zangır titriyordu,
radyoyu uzatır uzatmaz kollarının arasına sıkıca çekti,
Etraftaki meraklı insanların garip ve süzen bakışlarını
bir an olsun umursamadı,
Kasadaki kadın ne diyeceğini bilemeyip öylece kalakaldı,
içinde kopan devasa fırtınayı gizleyemedi.
Osman bisikletini park ettiği o kalabalık köşeye doğru ok gibi fırladı,
Babasının radyosunu arka koltuğa sıkıca bağlayıp
hemen pedalları var gücüyle çevirmeye başladı,
Pazarın o hıncahınç kalabalığını yara yara ilerlerken
arkasına bir kez bile bakmıyordu.
Köyleri geride bırakıp uzun, sessiz ve kimsesiz bir yola girdi;
Sağda ve solda uzanıp giden
uçsuz bucaksız, serin çayırlar karşılıyordu onu,
İçindeki sevinç taştı,
bisikletin gidonundan ellerini bir anlığına kaldırıp
iki yana genişçe açtı,
Ilık rüzgâr terli yüzüne ve alnına sertçe vuruyor,
ona uçtuğunu hissettiriyordu.
Arkaya doğru dönüp kocaman bir gülümseme
ve parlayan gözlerle radyoya baktı,
Sanki radyo da metal kasasının ardında
ona aynı neşeyle karşılık veriyor,
gülümsüyordu.
Çok uzun bir zamandan sonra seni ancak şimdi alabildim Bay Grundig
ne olur affet beni dedi içtenlikle,
Radyonun o kulak tırmalamayan,
zihninde yankılanan hayali sesi hemen duyuldu:
Ah, önemli değil Osman
seni bekleyebileceğimi biliyordum zaten.
İş bulmanın bu kadar zor olduğunu nereden bilebilirdim ki Bay Grundig?
Anladım evladım,
sen zor olanı başardın ve nihayet buraya geldin ya,
önemli olan bu.
Çayırların ortasından geçen o uzun ve ıssız yolda
tekerleklerin çıkardığı homurtu gökyüzüne karışıyordu,
Osman’ın yara bere içindeki küçücük elleri
bisikletin gidonunu yeniden sıkıca kavradı,
bu kez içinde ne bir yorgunluk ne de dünün ağırlığı,
tek bir sızı bile kalmamıştı.
Geride bıraktığı o ağır yük,
kasadaki kadının acıklı tebessümleri,
tezgahın arkasındaki o merhametli bakış,
Birer hatıra olarak serin rüzgâra karışıp uçtu gitti,
Her pedal atışında babasının en sevdiği melodiler
kulaklarında yeniden çalmaya başlıyor,
Küçük çocuk, hayata karşı kazandığı bu sessiz ama dev zaferin gururunu
o yolda tek başına taşıyordu.
Güneş yavaş yavaş ufuk çizgisine inerken
çayırların üzerine altın sarısı,
huzurlu bir akşam yayılıyor,
Bisikletin arka koltuğundaki radyo güvenle sallanarak
Osman’ın bu uzun yolculuğuna sadakatle eşlik ediyordu;
Evine artık çok az kalmıştı,
babasının yüzündeki o büyük şaşkınlığı ve mutluluğu hayal ettikçe,
İçindeki sevinç dalga dalga büyüdü.
Yaralı parmaklarındaki bütün acılar bir anda uçup gitti
Nihayetinde bu sadece piyanolu, tuşlu eski bir radyo değil;
Kaybedilen zamanın, direnişin,
çocuk yaşta omuzlanan kocaman bir sevginin destanıydı,
Rüzgâr esmeye devam ettikçe
Bay Grundig’le,
sessiz ve tenha yollarda el ele birlikte pedal çevirdiler.
Eşikli kapının önüne geldiğinde kalbi göğüs kafesini dövüyordu,
Nefes nefeseydi,
ne oradaki yorgunluk ne de parmaklarındaki sızı kalmıştı,
Bisikleti duvara yaslayıp radyoyu özenle kucakladı,
İçeriden gelen o hafif öksürük sesi,
Babasının her zamanki gibi pencere önünde onu beklediğini belirtiyordu.
Osman’ın gözlerinde biriken o masum ve gururlu yaşlar,
Yanaklarından süzülüp tozlu toprağa düşerken,
Kapıyı yavaşça araladı,
zaman sanki o an durmuştu.
Babası şaşkınlıkla başını çevirip baktığında
karşısında oğlunu ve eski dostunu gördü.
Hangi rüzgârın bu mucizeyi getirdiğini anlamaya çalışıyordu gözleri,
Osman gülümseyerek
"Bak Bay Grundig da evine döndü baba" dedi soluk soluğa,
Yaşlı adamın kırışık elleri titreyerek uzandı radyoya,
O an odadaki bütün yokluk, bütün sıkıntılar
ve dünün acıları bir anda buharlaşıp gitti,
Evlat olmanın,
vefanın ve sevginin en güzel türküsü çalmaya başladı içeride,
Küçük Osman, hayatının en büyük zaferini kazanmış bir komutan gibi,
Babasına sarılırken
rüzgâr dışarıda pencereyi usulca dokunuyordu…
redfer
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.