Geceye Terk Edilen
Gece usulca çöktü şehrin kamburuna,
sokaklar çiğnenmiş yorgunlukları kustu.
Uzak bir pencerede kibrit çöpü gibi yandı bir ışık;
içimde eski zamanların pası büyüdü.
Ay dolaştı çinko çatılar boyunca,
gümüş bir jilet gibi çizdi karanlığı.
Adını sustum bütün kelimelerde;
yine de bir sızı sızdı, doldurdu o boşluğu.
Rüzgâr, menteşesi çürük kapımdan içeri sızdı,
perdeler gidişinin dilsiz şahidi gibi salındı.
Bir kuş ölüsü kadar hafifti hatıraların,
bıraksam düşecekti gecenin uçurumuna.
Saatler akrebin zehrinde erirken,
gölgeler birer tabut gibi uzadı duvarlarımda.
Bir zaman yüzünde açan o yabancı gülüş,
eski bir plakta takılı kaldı zihnimde.
Deniz uzakta siyah bir ciğer gibi nefes aldı,
dalgalar vurdu göğsümün taş duvarına.
Her köpükte çekilen bir parça sendin sanki;
her çekilişte kıyı biraz daha kimsesiz, biraz daha tenha.
Yıldızlar çoğaldı göğün o soğuk koynunda,
birini söküp kör bir emanet gibi fırlattım boşluğa.
Belki aynı gökyüzü altında üşürüz diye,
bu ayrılıkla mühürlenmiş gecenin orta yerinde.
Sabahın ilk soğuğu dokunurken şehrin tenine,
içimde biriken hüzün de çözülüyordu usulca.
Karanlık boyunca gözümden sakladığım o özlemi,
güneşin altına serdim; kurusun ve utansın diye bugün.
Şimdi rüzgâr geçiyor ayak izlerimizin silindiği sokaktan,
yine adını fısıldamıyor kurumuş dudaklarım.
Ama ne zaman gece inse bu şehrin kamburuna,
senin bıraktığın o uçuruma açılır bütün adımlarım.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.