Emanet
Bir gece
Mekke'nin taşları susarken
bir adam çıktı karanlıktan.
Elinde hükümranlık yoktu,
ardında ordu yoktu,
dilinde kendisine çağıran bir söz de yoktu.
Allah birdir dedi.
Ve insanın içine
dünyadan daha ağır bir kelime bıraktı:
tevhid.
Sen geldin,
fakat kendinden bir âlem kurmadın.
Kendine secde ettirmedin taşı,
kendin için yükseltmedin sunağı.
Kula kulluğun zincirini kırıp
kul ile Rabbi arasındaki
o berrak yolu gösterdin.
“Ben de sizin gibi bir beşerim”
diyen bir elçiydin.
Ne göğün sahibi,
ne duanın menzili—
yalnızca emanetin taşıyıcısı.
Vahiy geldiğinde
onu kendine mal etmedin.
Söz, sahibine aitti.
Sen sustun;
emanet konuştu.
Sen yürüdün;
yolun sahibi Allah'tı.
Sen tebliğ ettin;
hidayetin kapısını O açtı.
İşte seni sevmek
burada başlıyor belki:
Seni,
sana ait olmayanı sana vermeden sevmekte.
Seni yükseltirken
Rabbinden eksiltmemekte.
Adını anarken
getirdiğin kitabı unutmamakta.
Biz ise ne tuhaf kullarız—
Kitabı öperiz,
hükmünden kaçarız.
Sünneti överiz,
ahlâkına yanaşmayız.
Salâtı dilimizde çoğaltır,
emaneti elimizde eksiltiriz.
Bir yetimin yüzüne bakarken
acelemiz vardır.
Bir mazlumun âhını duyunca
hesabımız.
Bir haram kapısında
nefsimize bin mazeret buluruz.
Sonra sana salât getirir
kendimizi iyi sanırız.
Hayır.
Sen bize
kendimizi iyi sanmayı değil,
kendimizi tartmayı öğrettin.
Ölçüyü gösterdin.
Malın karşısına emaneti,
öfkenin karşısına hilmi,
kibrin karşısına ubûdiyeti,
zulmün karşısına adli koydun.
Ve insanı
insanın üstüne değil,
Rabbinin huzurunda
sorumluluğa çağırdın.
Şimdi yüzyıllar geçmiş.
Bizim şehirlerimiz büyümüş,
sesimiz çoğalmış,
dünyanın her tarafına ulaşan
nice vasıtamız olmuş.
Fakat bir insanın kalbine
hak sözü ulaştırmak hâlâ zor.
Çünkü insanın en yüksek duvarı
taştan değil.
Nefsinden örülür.
İşte orada
senin bıraktığın iz beliriyor:
Kılıçta değil yalnız,
merhametin sınırında.
Sözde değil yalnız,
söze sadakatte.
İbadette değil yalnız,
ibadetin insanı değiştirmesinde.
Ey Allah'ın Resûlü,
Sana dair en büyük şahitliğimiz
seni göklere çıkarmak değil;
getirdiğin hakikati
yeryüzünde taşımaktır.
Bir tüccar teraziyi doğru tuttuğunda,
bir baba çocuğuna zulmetmediğinde,
bir güçlü kendinden zayıf olana
el kaldırmadığında,
orada senin tebliğinin
bir izi sürülür.
Belki naat budur:
Seni anlatırken
Rabbini unutmamak.
Seni överken
kendimizi aklamamak.
Sana salât ederken
emanete sırt çevirmemek.
Ve bir gün
bütün sözler sustuğunda,
ardımızda
güzel cümleler değil,
hak yememiş bir el,
incitmemiş bir dil,
emanete hıyanet etmemiş bir ömür
bırakabilmek.
Çünkü sen geldin—
kendine bir taht kurmaya değil,
insanı
tahttan indirip
Rabbine kul olduğunu hatırlatmaya.
Biz hâlâ
o ilk cümlenin önündeyiz:
Allah birdir.
Ve insan,
O'nun huzurunda
ne kadar insan olduğunu
ömür boyunca
kendine sorar.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.