Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Küllenen Aynalar

İçimde susturduğum ne varsa

geceleri duvarlara yaslanıp büyüyor.

Bir evin terk edilmiş odalarında

unutulmuş eşyalar gibi,

her biri başka bir zamana ait

ve hepsi bana bakıyor.


Ben artık kırılmanın sesini tanıyorum.

Cam düşmeden önce nasıl ürperirse pencere,

insan da gitmeden önce

içinde bir kapıyı sessizce kapatıyor.

Sonra ne kadar kalabalık olursa olsun sokaklar,

adımlarının altında

bir mezar sessizliği taşıyor.


Yüzler gördüm,

sabah güneşi değmiş kadar aydınlık,

ama avuçlarında gece saklıydı.

Bir tebessümün ardına

kaç uçurum gizlenebileceğini öğrendim.

Kimi gözlerime bakarak eksiltti beni,

kimi ardına bile dönmeden

omzumdan bir parça alıp gitti.


Şimdi içimde

paslanmış bir istasyon var.

Trenler çoktan kalkmış,

raylarda yalnızca rüzgârın ayak sesleri.

Ben her gece aynı peronda

gelmeyecek bir şeyi bekliyorum.

Belki bir insan,

belki eski bir ben,

belki de hiç yaşanmamış

bir ihtimalin cenazesi.


Kalbimin duvarlarında

eski mevsimlerden kalma çatlaklar var.

Yağmur yağdıkça

oralardan çocukluğum sızıyor.

Bir zamanlar gökyüzüne inanmış

o saf tarafım,

şimdi avuçlarımın içinde

küçük, kırık bir yıldız gibi titriyor.


Bazen insan

kendi gölgesinden bile yoruluyor.

Nereye dönse peşinden gelen

o karanlık şekil,

hangi aynaya baksa

yüzünü biraz daha yabancılaştırıyor.

Ben kendimi yıllarca

başkalarının gözlerinde aradım,

meğer insanın kaybolduğu yer

çoğu zaman kendi içindeki aynaymış.


Bir şehir düşün,

milyonlarca pencerelerde ışık yanıyor

ama hiçbirinde sana ait bir ışık yok.

Ben o şehrin içinde

cebinde anahtarı olmayan bir ev saklıyorum.

Kapısını kimse çalmıyor,

bacasından duman yükselmiyor,

ama içeride hâlâ

bir masanın üzerinde

yarım bırakılmış bir hayat duruyor.


Bana artık gökyüzünün mavisini anlatmayın.

Ben bulutların altında

kaç kez kendi içimde karardığımı biliyorum.

Bazı yaralar kanamaz,

bazıları bağırmaz,

bazıları yalnızca insanın sesini değiştirir.

Benim sesim de

uzun zamandır içimde kırılan şeylerin yankısı.


Yine de yürüyorum.

Çünkü bazı insanlar

enkazın altında kalmayı değil,

enkazın kendisi olmayı öğreniyor.

Ben de öğrendim.

Üzerimden geçen bütün mevsimleri

kaburgalarımda taşıyorum şimdi.

Kışın ağırlığı var omuzlarımda,

sonbaharın sararmış yaprakları dilimde,

ilkbaharın ulaşamadığı

bir kuytu var içimde.


Ve biliyorum,

insan bazen affetmediği için değil,

unutamadığı için susar.

Sustuğu her şey

gecenin bir yerinde yeniden doğar.

Bir kuş kanadından düşen tüy gibi

sessizce iner göğsüne

ve orada yıllarca kalır.


Ben artık kimseye

içimdeki kapıları göstermiyorum.

Bazı odaların anahtarı yok,

bazı pencereler dışarıya değil

insanın kendi karanlığına açılıyor.

Bütün kayıplarımdan

bir gölge diktim kendime.

Giydim.

Üzerime tam oturdu.


Şimdi kalabalıkların arasından geçerken

kimse bilmez

hangi yangından çıktığımı.

Kimse duymaz

içimde hâlâ devrilen şehirleri.

Ben yalnızca yürürüm.

Gökyüzü üzerimde ağır,

yeryüzü ayaklarımın altında suskun.

Ve içimde,

adı konmamış bütün vedaların

uzun bir geceye benzeyen

son yankısı kalır.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Küllenen Aynalar

basak-kaya basak-kaya