Hayır Sanırım Sabahı Bekleyemem
‘’Anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz.
Hayır, sanırım sabahı bekleyemem
Bilmiyorum.
İnsanlar rüyalarını acilen anlatmalı.’’(Alıntı)
Kaykıldığım o eksen evrenin tam da merkezi.
Kaçkın uykumun da ibresi yine aynı nokta.
Düşlerim yorgun iklimlerden haber taşıyor ve dünde kalması gereken ne varsa yürekten ve havsalamdan taşıyor.
Rüyalarım ve kalemim ve ben.
Öznesine sadık bir özlemim ben en çok da kendine ve Rabbine sadık.
Sonlanmayan bir metanetim var Allah tarafından yüklenmiş.
Ve aşırı bir coşkum var t/aşkın yüreğinde saklı.
Bir metafor değilim bir imge hiç değilim:
Hatta bayım, ben sadece şiirlerden de ibaret değilim gerçi siz beni şiir olarak tanıdınız ama…
Anlatmak istiyorum:
Dinler misiniz?
Sormak istiyorum?
Yan çizer misiniz?
Sevmek istiyorum.
Peki, izin alabilecek miyim?
Telaşla yazıyorum son 15 yıldır ve de aşkla.
Yoksa aşkın na’şı mı demeliydim?
Rengime de sadığım onuruma da yüreğime de kalemime de ve tabiim.
En çokla en azın kesiştiği o optimum nokta:
Elbet şu meşhur arz talep dengesi.
En azından eğitimini aldığım mesleklere ihanet etmeseydim ya?
Arz-talep döngüsü.
Arz var mı da yazıyorum arz var mı da yaşıyorum?
Ne komik ne de çok acı.
Sonuçta size bahşedilmiş bir ömür ve sizin mutluluk hakkınız elinizden alınmış üstelik tek bir yabancı da değil buna kalkışan bilakis yakınınız ve yandaşları.
Geçtim.
Döndük mü başa ve işte şu optimum nokta.
Bir ömrün de kaygısı illa ki ortak müştereklerde buluşmak adına insanlarla çabaladığım nihayetinde gardımı aldığım en son da gardımın düştüğü.
Melankolik değil karamsar hiç değil sadece gerçekçiyim.
Görünmeyeni gösterenlere de yazıklar olsun çünkü görmemem gereken bilmemem gereken ne varsa bizzat başıma geldi.
Ve siz bayım dinliyor musunuz?
Kimseyi de kulağından çekip gel de dinle beni, deme hakkım olmadığı kadar anlatmak istediklerimdir boyumu aşan ve kalemin nüktedan fısıltısı nihayetinde çığlığa dönüşen.
Belki de şarkılarda olduğu gibi:
Alo, orda mısın?
Ya da:
Ara beni ara beni.
Hangi ara kim kimi arayabilir ki sonuçta herkesin müstakil bir hayatı var yine de optimum noktayı yakalama coşkusuyla debeleniyorum.
Bir şeyleri hayal etmek ve gerçeğe dönüştürmek işte hayattaki görevim hep bu oldu ve bu görevi bana kimse vermedi kendimden başka ama hayalini kurduğum her ne ise gerçek kıldım.
Manevi anlamda da doyuma ulaştım.
Ya işin maddi boyutu?
Şiirler servetim.
Şiirler benim her şeyim.
Ve kitaplarım.
Ve hayal dünyam.
Neticeye vardık mı peki?
Kaç bin dosyadır kim bilir külliyem ve kim bilir kaç milyon cümle kurdum bir ömür?
Daha hazırlık öğrencisi iken gözlük takmış biri olarak hep de ziyanım kendime oldu.
Anlatsam beni kim mi dinler?
Anlatmasam da içimde patlar.
Sanırım ben ayaklı bir bombayım ve pimi çekiyorum ve de yazdım mı tehlike geçiyor.
Üstelik kimseden de izin almıyorum.
Zaten hayatta en nefret ettiğim şeydir özgürlüğüme müdahale edilmesi.
En azından düşünce ve yazma özgürlüğü elbet fiile de dökmek adına.
Rüyamda görmemem gereken ne varsa gördüm dün gece ve uyandığımda üstümü başımı yokladım ve dedim ki:
Çok şükür rüyaymış.
Beni dinleyin ya da dinlemeyin ben anlatmaya devam edeceğim, bayım ve çalçene olduğum kadar da seviyorum kendimi:
Alabildiğine hayalperest ve de uyumsuz…
Sevgimle…
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.