Gökyüzü Masalları 3 Altın Balın Sırrı
Bir varmış, bir yokmuş.
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; arı bala, bal pınara, pınar deryaya karışırken, ben o deryanın kıyısında oturmuş dalga sayarken, Kaf Dağı’nın ardında, ayın hiç batmadığı, her şeyin yerini bilip sustuğu Özlengi adında bir sır diyarı varmış.
O diyarda sabah, sabah değilmiş de bir tatlı aydınlığın biraz daha tatlılaşmasıymış.
Yolcu gözlerini açtığında çınarın altın yaprakları üstüne ışıktan benekler düşürüyormuş.
Yine ilk işi, az ötede otlayan atına bir göz atmak olmuş. Atı yerinde, sapasağlam duruyormuş.
Kılıcı belinde, atı yamacında...
Yolcu derin bir nefes alıp içi rahatlayarak doğrulmuş.
Bilge Dede çoktan uyanmış. Çınarın dibinde bir şeyle meşgulmüş.
Yolcu yanına vardığında, dedenin önünde toprak bir çanak, çanağın içinde de altın renginde, ışıl ışıl bir şey olduğunu fark etmiş.
Balmış o gördüğü.
Ama öyle bir balmış ki sanki güneşin ilk ışıklarını sağıp bu çanağa doldurmuşlar. İçine baktıkça insan gün batımına bakıyormuş gibi hissediyormuş.
“Gel evlat, tam vaktinde,” demiş dede. “Şu baldan tat bakalım. Bunu bu diyarın arıları getirdi.”
Yolcu parmağını daldırıp bir tatmış.
Gözleri kapanmış kendiliğinden.
Ömründe böyle bir tat almamış.
İçinde baharın esintisi varmış. İçinde güneşin ılıklığı varmış. İçinde adını koyamadığı bin türlü güzellik varmış.
“Beğendin belli,” demiş dede usulca gülerek. “Söyle bakalım yiğidim, bu balın tadında neler var?”
Yolcu bir daha tatmış, düşünmüş.
“Bilmem ki,” demiş kaşlarını çatarak. “Çok şey var ama ayıramıyorum. Hepsi birbirinin içinde erimiş, karışmış.”
“İşte,” demiş dede, gözlerinde o asırlık pırıltıyla. “Ayıramazsın. Çünkü o bal olmadan önce bin bir ayrı yerdeydi. Şu Uyku Gülü’nün pembe çiçeğindeydi. Şu dağ yamacındaki yabani kekiğin moruydu. Derenin kıyısındaki, adını bilmediğin sarı çiçeğin tozuydu. Her biri ayrı bir çiçekti. Ayrı renkteydi, ayrı kokudaydı. Kimi dikenli, kimi ipek gibi; kimi tepedeydi, kimi vadinin dibinde.”
Dede çanağı sakince çevirmiş.
Bal, ışıkta altın gibi dönmüş.
“Bak,” demiş. “O ayrı ayrı, o birbirinden uzak, o birbirini hiç görmemiş bin bir çiçek... Şimdi neredeler? Hepsi şu küçücük kabın içinde. Ne kekiğin yaprağı görünüyor, ne gülün dalı; ne moru kaldı, ne alı. Hepsinin özü, aynı balın tadı.”
Yolcu çanağa bakakalmış.
Bir tuhaf olmuş içi.
Demin “Hepsi karışmış, ayıramıyorum,” derken sıradan bir şey söylediğini sanıyormuş. Ama o sıradan söz, birden zihninde koca bir
kapı açmış.
Ayrı ayrı duran bunca şey nasıl olup da böyle bir oluyordu?
Bilge yine fısıldamış:
“Yediğin balın özündeki o çiçekler de en baştan beri aynı toprakta yetişti. Aynı bulutun pınarından içtiler de aynı güneşi aldılar içlerine. En başından beri aynı özdendiler. Şekilleri başka olsa da.”
Tam o sırada, yolcunun ayağının dibindeki ince çimenlerin arasından bir karınca telaşla geçip gitmiş. Sırtında kendinden büyük bir taneyle, sessizce...
Yolcu farkında bile olmamış.
Onun gözü hâlâ altın sarısı baldaymış.
Ama dede görmüş.
O küçücük karıncaya, sırtındaki o ağır yüke bakmış. Dudağının kenarı hafifçe, çok derinden bir sırrı biliyormuş gibi kıvrılmış.
Sonra yine dönüp şefkatle yolcuya bakmış.
Yolcu uzun uzun susmuş.
Suskunmuş ama aklı hâlâ o pazardaymış. Hâlâ Bilge Dede’nin rüyasını alıp gitmek istiyormuş.
Ama içinde bir şeyler de yavaş yavaş değişiyor, sınırları bulanıklaşıyormuş.
Sınırlarının silikleştiğini, o bal gibi her şeye karıştığını hissetmek onu hafiften ürpertmiş.
Başını çevirip hızla atına doğru bakmış.
Yine atı orada, tek başına, sınırları belli, etiyle kemiğiyle duruyormuş.
Kendi kendine “Ben buradayım,” dercesine usulca hançerinin kabzasını yoklamış.
Bir soluk almış.
O gece yolcu yine çınarın gölgesine uzanmış.
Ağzında hâlâ o balın tadı, aklında Bilge Dede’nin söyledikleri varmış.
Gözlerini kapatmış.
Uyku Gülü’nün o tatlı, o karşı konulmaz kokusu yine sarmış dört bir yanını.
Göz kapakları yumulmuş.
Rüyasında ne gördü bilinmez.
Zaten bu rüyayı bilen söylemezmiş. Söyleyen, bilmediğini ele verirmiş.
Gökten üç elma düşmüş.
Biri hep merakla bakanların, biri her şeydeki güzelliği sezenlerin, diğeri de bu masalın bir sonraki sırrını bekleyen sabırlı, güzel bakışlı çocukların başına.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu