Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
(0 oy)

Gökyüzü Masalları 4 Sudaki Ayna

Gökyüzü Masalları 4 Sudaki Ayna

Bir varmış, bir yokmuş.


Evvel zaman içinde, ahir mekân içinde; el verir de gönül vermez, dil söyler de gönül susar iken, ben o gönüllerin kapısında durmuş açılsın diye beklerken, çok uzaklarda, Kaf Dağı’nın ardında, ayın hiç batmadığı, sözün azının makbul olduğu Özlengi adında bir sır diyarı varmış.


O sabah Bilge Dede:


“Haydi evlat, su bizi bekler,” demiş.


Başka da bir şeycik eklememiş.


Yolcu sevinmiş.


“Belki bugün pazar kurulur,” diye geçirmiş içinden.


Ama dedenin yüzünde acele namına bir şey yokmuş. Her zamanki gibi, vakti bol birinin sükûnetiyle önden yürümüş.


Yolları, dalları yere kadar sarkmış ince bir söğüdün altından geçmiş.


Tan Yeri Söğüdü’ymüş bu ağaç.


Yaprakları uzun, incecikmiş ki insanın yüzüne değdikçe bir ipek gibi okşayıp geçiyormuş.


Yolcu bu yaprakların altından geçerken ister istemez başını eğmiş. Sanki bir kapıdan, bir perdenin ardından geçer gibi.


Geçtikten sonra bir tuhaf olmuş.


Sanki o ince yaprak perdesi üstündeki tozun, telaşın bir kısmını silip almış gibi.


Az sonra göl görünmüş.


Ağaçların arasında saklı, küçük, durgun bir gölmüş bu. Su öyle kıpırtısız, öyle dümdüzmüş ki gökyüzü eğilip içine uzanmış sanki.


Kıyıdaki ulu ağaçlar, gümüş yapraklar, göğe uzanan sarp kayalar bütünüyle suya yansımış.


Hangisi gökyüzündeki dal, hangisi suyun kalbindeki aksi?


Ayırmak ne mümkünmüş?


Dünya tersine dönmüş de suyu boylamış gibiymiş.


Yolcu bir an durmuş.


Çünkü ayağının ucundaki suda koca bir gökyüzü ve koca bir orman yatıyormuş.


Dede kıyıdaki düz bir taşa çökmüş, yanını göstermiş.


Yolcu da oturmuş.


Bir süre ikisi de hiç konuşmamış. Yalnızca suyu ve o suda asılı duran koca ağaçların derin yansımalarını seyretmişler.


Su o kadar duruymuş ki yüzünde tek bir kıpırtı yokmuş.


Arada bir uzaktan bir yaprak düşüp suya değdikçe küçücük halkalar yayılıyor, sonra yine her şey duruluyormuş.


Bir vakit sonra dede eğilmiş, avucunu suya daldırmış, bir avuç su almış.


Hiçbir şey söylemeden avucunu yolcuya doğru tutmuş.


Yolcu bakmış.


Şu koca mavi göl, ulu ağaçların yeşiliyle, göğün rengiyle bezeliymiş. Ama dedenin avucundaki su tertemiz, dupduru, renksizmiş.


Ne mavisi varmış ne yeşili. Yolcu bunu bilirmiş elbet. Ama nedense ömründe ilk kez bildiği bu şeye gerçekten bakıyormuş.


Dede suyu her zamanki sakinliğiyle göle geri bırakmış.


Halkalar yayılmış, durulmuş.


“Duru su renksiz olur evlat,” demiş Bilge Dede. “Dikkatle bakana ardını gösterir. Dikkatle bakmayana aksini.”


Yolcu suya bakakalmış.


Bir şey gördüğünde hemen inanmanın ne kadar kolay, ne kadar da yanıltıcı olduğunu ilk kez böyle içine işleyerek hissetmiş.


Tam o sırada gözü, suyun hemen kıyısındaki ıslak kumlara kaymış.


Ayağının dibindeki ince çimenlerin arasından küçük bir karınca, sırtında kendinden büyük bir tane ile telaşsızca ve sessizce geçip gidiyormuş.


Yolcu bir an o karıncaya bakıvermiş.


İçinde tuhaf bir aşinalık kıpırdamış ama ne olduğunu anlayamamış.


Başını çevirip az ötedeki atına bakmış.


Atı da sakin sakin suyunu içiyormuş.


Onu görünce içi rahatlamış, derin bir soluk almış.


Sonunda dede ağır ağır doğrulmuş, gülümsemiş.


“Hadi evlat,” demiş. “Su bugünlük bu kadarını söyledi. Vakit yakındır evlat. Heybende sakladığın çekirdek çınar olmak ister. Gerisi yarın ola, hayır ola.”


Yolcu kalkmış.


Dedenin söylediklerinin bir kısmını anlamış, bir kısmını anlamasa da soramamış.


Gitmeden önce bir kez daha dönüp o aynaya benzeyen göle ve ağaçların derin uykusuna bakmış.


O gece yolcu Düş Çınarı’nın köklerine başını koymuş, gözlerini kapamış.


Kapalı göz kapaklarının ardında ulu ağaçların suya düşen o derin aksini görmüş.


Bir de o suyu düşünmüş. Belli belirsiz, uykuyla uyanıklık arasında...


O sırada Uyku Gülü’nün kokusu yine usulca sarmış dört bir yanını.


Ama bu kez o tatlı kokunun arasına, çok uzaklardan esen bir rüzgârla birlikte belli belirsiz bir ekmek kokusu karışmış.


Yolcuyu uykuya çağıran o derin kokunun içine sızıvermiş.


Göz kapakları iyice ağırlaşmış.


Bu tanıdık kokuyla, yüzünde hafif bir gülümsemeyle dalmış uykuya.


Rüyasında ne gördü bilinmez.


Bu rüya öyle bir rüyaymış ki dile gelmez, gören söyleyemezmiş.


Gökten tek bir elma düşmüş.


Bu sefer elma o durgun suya düşmüş.


Üç halka yayılmış.


Birinin halkası her gördüğüne sevgiyle bakanların, birininki bir parıltıyı görünce durup tartanların, sonuncusu da bu masalın yarınki o büyük sırrını bekleyen, gözleri uykuyla ballanmış güzel çocukların kıyısına doğru yayılmış.


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Gökyüzü Masalları 4 Sudaki Ayna

Gökyüzü Masalları 4 Sudaki Ayna

Cihan Akçeşme Cihan Akçeşme