Sokak Ortasında Başlayan Hayatlar' İlk Nefeste Gelen Terk Ediliş
Bir insanın bu dünyadaki ilk tecrübesi soğuk bir kaldırım taşı, bir çöp konteynerinin kenarı ya da bir apartman boşluğu olamaz. Olmamalı. Ama oluyor.
Dünyaya bir can getirip, o can henüz gözünü bile tam açamamışken, ciğerlerine çektiği ilk birkaç nefesin ardından onu bir poşetin, bir bez parçasının içinde sokağın insafına bırakıp arkasını dönüp gidenin vebali bu.
Hiçbir çaresizlik, hiçbir korku, hiçbir bahane yeni doğmuş bir bedeni ölüme terk etmeyi aklayamaz.
O adımları atıp oradan uzaklaşırken insanın içindeki hangi bağ kopar, vicdan denen şey nasıl susar, anlamak mümkün değil. Sen hayatına bir şekilde devam ettin. Belki unuttun, belki üstünü örttün. Ama geride bıraktığın o nefes, senin korkaklığının bedelini bir ömür boyu ödemek zorunda kaldı.
Biri buldu onu, hastaneye yetiştirdi, devletin kollarına bıraktı. Yaşadı çocuk. Büyüdü. Ama nasıl büyüdü?
Bir yetimhane koğuşunda, onlarca çocuğun arasında, başını koyduğu yastıkta tek bir soruyla büyüdü: "Ben neden istenmedim?"
Çocuk aklı suç arar. Kendi küçücük varlığında bir kusur arar. "Ben kötü bir şey mi yaptım da beni bıraktılar?" diye sorar kendine. Aynaya bakar, yüzünde onu sokağa atan o silüeti arar. Saçının rengini kimden aldığını bilmemek, ilk adımlarını kime doğru attığını hatırlamamak öyle hafif bir yük değildir.
Akranları okul kapısında anne babasının elini tutarken, o her kapı açıldığında içeriye giren yabancıların gözlerine bakar; bir tanıdıklık, bir umut kırıntısı arar. O yetimhane koridorlarında yankılanan sessizlik, senin sokağa fırlatıp attığın o anın yankısıdır aslında.
Sonra yıllar geçer, büyür. Hayat bir şekilde yolunu bulur. Çok güçlü bir insan olabilir; okur, meslek sahibi olur, sever, sevilir. Kendi evini kurar, belki kendi evlatları olur ve onlara dünyadaki en güzel sevgiyi verir. Dışarıdan baktığında "bak ne güzel toparladı, ne kadar mutlu bir hayatı var" dersin.
Ama insanın hayatının çok güzel olması, geçmişinde açılan o ilk yaranın tamamen kapanacağı anlamına gelmez.
O yara kapanmaz. Sadece kabuk bağlar, şekil değiştirir. En mutlu gününde, kendi çocuğunun doğumunda, sıcacık bir sofranın başında birdenbire gelen o tarifsiz boşluk hissindedir o yara. Kalabalıkların içinde bile ansızın yakalayan o "köksüzlük" hissindedir.
İnsan her şeyi aşabilir, her başarıyı kazanabilir; ama hayatının ilk sayfasının bir sokağın kenarına buruşturulup atılmış olduğu gerçeğini hafızasından söküp atamaz. Sen onu bir köşeye bıraktığında sadece bir canı terk etmedin; ömrünün sonuna kadar taşıyacağı güven duygusunu, ve çocukluğunu çaldın.
O çocuk bugün dimdik ayakta. Kendi sevgisiyle, tırnaklarıyla kazıya kazıya o karanlıktan pırıl pırıl bir hayat çıkardı.
Ama sen… Sen neredesin? Hangi bahanenin arkasına saklanıp kendini temize çekiyorsun?
Dünyanın neresinde, hangi sıcak yatakta uyursan uyu; o kaldırım taşının soğuğu bir gün senin de sırtına batacak. Adını bile koymadığın, bir paçavra gibi sokağa fırlatıp ardına bakmadan kaçtığın o can büyüdü, seni aştı, seni çoktan geride bıraktı.
Sen ise bir ömür boyunca kendi korkaklığının içine hapsoldun. Sen o gün bir bebeği sokağa bırakmadın; sen o gün insanlığını çöpe attın. Ve ne yaparsan yap, o ilk nefesin vebali son nefesinde bile boğazına yapışıp kalacak.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu