Kuyu Mahallesinde Bir Türkü Bir Hatıra
24 Ekim 2026 | Kuyu Mahallesi’nde Bir Türkü, Bir Hatıra
Annemle Mualla teyzeyi yan yana oturttum. Malum, hem birbirlerini pek özlemişler hem de annemin rahat işitebilmesi için böyle oturmaları daha iyi olmuştu. Şimdi yediklerimizi eritme zamanı. Sahi, şu sofrayı biraz gözünüzde canlandırayım.
Mis gibi lokmalara iki çeşit reçel eşlik ediyor. Benim vazgeçilmezim gül reçeli de sofrada. Diğeri şeftali reçeli; ondan da tattım, pek güzeldi. Şeker, tansiyon, sağlıklı beslenme derken bütün o hesaplar aklımdan uçup gitmiş doğrusu. Üç çeşit peynirimiz var. Bizim Balıkesir, peynir konusunda zaten tescilli. Amanda aman, Fatma abla da kendi elleriyle yaptığı zeytinleri anlatıyor. Benim tercihimse yıllar içinde değişime uğramış; artık ille de kara zeytin! Çayın dumanı tütüyor. Elimde olmadan Nazan Bekiroğlu’nun Nar kitabı geliyor aklıma. Çayın demlenişini o kitaptan öğrenmiştim bir zamanlar. Bak sen şu işe, bir fincan çay insanı alıp nerelere götürüyor!
Ne demiştim? Hepimiz tef gibi gerildik. Allah rahmet eylesin, tefçi Münevver bizi küçük tüpte kıvama getirip çalardı. Şimdi o günlerin neşesi yeniden soframıza konuk oluyor. Annem, pırıldayan gözlerle Mualla teyzeye bakıp yavaştan yavaştan başlıyor:
Yerden Aldım Keseri
Yerden aldım keseri
Vuramadım enseri
Bir babanın göynünü
Yapamadım serseri
Aman Kurd Ali
Canım Kurd Ali
Oynasana Kurd Ali
Karşıdaki almalar
Kaça gidiyor kaça
Gönderdiğin mektuplar
Boşa gidiyor boşa
Aman Kurd Ali
Canım Kurd Ali
Oynasana Kurd Ali
Kurd Ali'nin saçları
Pırıl pırıl parlıyor
Kurd Ali'mi görenler
Hıngır hıngır ağlıyor
Aman Kurd Ali
Canım Kurd Ali
Oynasana Kurd Ali
Eller çırpılıyor, kıvırcık saçlarını savuran Ömre ortaya çıkıyor, Dilek’i de kaldırıyor. Fatma abla çoktan harekete geçmiş; minik pullu mendilleri, minik tefleri, kalçalara dönsöz kemerlerini bulup getirmiş. Bir anda sofranın etrafı şenleniyor. Türkü, alkış, kahkaha… Çocukluğumuzun mahalle eğlenceleri sanki yılların ardından kapıyı çalıp içeri giriyor. O anlarda insanın yaşı kaç olursa olsun, içindeki çocuk yerinde duramıyor.
Peki, benim çekim yaptığımı annemin fark etmesiyle türkü bir anda kesiliyor. Sanki odanın içine soğuk bir hava esiyor. Az önceki neşenin yerini bir sessizlik alıyor.
“Sesimi mi alıyorsun?” diye soruyor.
“Evet,” diyorum.
Elini savuruyor. Yüzünde öyle bir duygu fırtınası kopuyor ki… Minik ela gözleri bir noktaya takılıp kalıyor. Sonra elini bir kez daha havaya savuruyor. Ağzından tek kelime çıkıyor:
“Boşver.”
Bir kelime… Ama içinde ne var, insan kestiremiyor. Az önce türküyle geçmişe uzanan annem, şimdi birden kendine ait bir kapıyı kapatmış gibi. Ben de o kapının önünde, elimde telefonumla kalakalıyorum.
Yıllar önce annemin anlattığı bir anekdotu hatırlıyorum. Aydın’da yaşayan matematik öğretmeni Yücel dayım, bir gün elinde kamerayla memleketi Bigadiç’e geliyor. Hâliyle annesi, yani ananemi, ortancaların bulunduğu bahçesinde görüntülüyor; onu, o güzel hâliyle ölümsüzleştiriyor. Ananem de bu çekimlerin sevincini komşusuyla paylaşıyor. Ne var ki aldığı cevap, bütün sevincini bir anda hüzne dönüştürüyor.
İşte o hüzün şimdi anneciğimin gözlerinde de var. Yıllar önce ananemin yüreğine dokunan o sözler, bugün annemin yüzünde yeniden canlanıyor. Ne demişti o ağzı büzeşeli gomşu?
"Aşagadın Aba, sen ölünce özledikçe oynatcaklar o filmi...”
Bazı sözler vardır, söylendiği anda insanın içine bir gölge düşürür. Oysa kamera ne güzel bir şeydir; sevdiğimizin sesini, gülüşünü, bir bakışını saklar. Ama bir yandan da insanın yüzüne, bir gün o görüntüye hasret kalabileceğini vurur. Belki annem de şimdi bunu düşündü. Belki de yalnızca kendine sakladığı bir duygunun kıyısına dokunulmuştu. Bilemiyorum. Bildiğim, o an gözlerindeki hüznü gördüğüm ve ananemin yıllar önce yaşadığı o duyguyu daha iyi anladığım.
H. Çiğdem Deniz
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu