Derin Vadiler Ve Tükenen Ormanlar
Yukarki
yayla diye adlandırdığımız yayla evleri yayla düzlüklerinin kenarında derin bir
vadinin iki yamacına kurulmuştur. Yayla evlerinin içme suyu Çift Pınarlar denen
dedelerimizin taş işçiliğinin özgün örneği iki oluktan akan diş sızlatan soğuk
mu soğuk sudan sağlanır. Otlaklarında sürülerini otlatmak için Sahara Dağı adlı
dağı yerleşim yeri olarak seçilmiş. Ortalama 2500 metre yüksekliğindeki Çift
Pınarların suyunun yanında ilk zamanlar sadece üç aile yayla evi yapılmış. Giderek
köy nüfusu artınca yayla evlerinin sayısı da artmış.
Yukarki
yayla evlerinin doğu ve güneydoğu tarafı yayla düzlüklerine açılır. Düzlüklerin
daha ilerisinde Ardahan Köylerinin yaylaları vardır. Haziran sonunda başlayan
Yukarki yaylaya göçlerle yaylalar şenlenir. Büyük ve küçükbaş hayvanlar
çiçeklerle bezeli düzlüklerde zevkle yayılırlar. Bir güzelliktir serin
yaylalarda yaşamak. Pırıl pırıl güneşli havalar. Bol oksijen. Bazen de dağları
saran göz gözü görmez pus. Pus bile bir çeşni katar yaylacılığın devranına.
Ve Ağustosun sonunda bu defa Kışla ’ya (alt yaylaya)
döner kış için yağ, peynir hazırlığı yapan köylüler.
Yayla düzlüklerinden çıkar yaylaların köy yönüne
doğru akan çayımız. Çayımızı oluşturan suların kaynağı Biçenek ’teki iki pınar,
Çoraklar, Örtülü Pınar ve Zincirli Pınar’ın suları küçük dereler oluşturup
yaylalara yaklaşınca birleşip derin bir vadiden akar. Bu suya vadinin bir
yamacında Soğuk Pınarın soğuk suyu karışır. Daha aşağılarda başka vadilerin
yamacında kudretten çıkan suların birikimiyle Çay diye adlandırılan çay derin
vadilerden geçerek ilerlerde Çoruh nehrine karışır.
Yaylaların köy yönünde başlayan vadi kuzey batı
yönünde giderek genişler. Başlangıcı yayla düzlükleri düzeyinde olan rakım
giderek düşer. Rakımın düşmesi ile vadinin yamaçları genişler. Ve bu yamaçlar
yayla düzlüklerinde bulunmayan ormanlarla bezenirmiş.
Daha ilkokula başlamamıştım. Yaşlı bir nine
ile Yukarki Yayla ’ya gidiyorduk yürüyerek. Şavşat Ardahan Şosesi bir türlü
bitmiyordu. Benim kısa çocuk adımlarım, ninenin yorgun adımlarıyla eşit hızla
yayvan yayvan yürüyorduk. Nine anılarını anlatıyordu hoş bir anlatımla. Ben de
can kulağıyla dinliyordum. Şosenin alt tarafındaki vadinin yan yüzü çimenlerle
yemyeşildi. Vadinin diğer yüzünde de tek seyrek bodur ağaçlar gözüküyordu. Bir
ara nine:
“Oğul
ben gelin olduğumda yayla evlerinin karşısına kadar gördüğün yamaçlar çam ve
ladin ağaçlarıyla kaplıydı.” Demek ki, iki kilometrelik orman geçen 50-60 yıl
içinde yok edilmişti.
Çay’ın yıllar içinde akarak oluşturduğu
vadisinin karşı yamaçlarını Kayınlık diye adlandırmış atalarımız. Yöremizde huş
ağacı kayın diye adlandırılır. İlkokul yıllarımda keçi çobanıydım. Bugün gibi
ansıyorum yayla evlerimizin biraz ilerisinde başlardı Kayınlık ormanımız.
Keçiler ormana daldıkları zaman ağaçlar arasında kaybolur ben de korkardım.
Ormanı,
kayın, gürgen otantik adıyla, tela, germeşe benzeri yayvan yapraklı ağaçlar
süslerdi. Küme küme maki toplulukları, daha ileride ladin ve köknar ağaçları
ormanın diğer varlıklarıydı. Bizim köylüler daha çok tarım araçları için
kestiler güzelim yayvan yapraklı ağaçları. Ardahan yaylalarından ve yaylacılık
yapan Hopalılar gerek kağnılar, gerekte atlarıyla maki ve diğer ağaçları
yakacak odun için kendi yaylalarına taşıdılar. Keçiler otlatırken hemen hemen
her gün kayınlıktan kağnılarla odun taşındığını izlerdim. Ormancıların,
ormandan ihtiyaç giderenlerin mücadelesi hiç bitmezdi.
Şimdilerde
yaylaya ve Ardahan’a giderken Kayınlık ve Yanbegi adı verilen vadinin kara
yolunun alt ve üst yamacı ağaçsız, çırıl çıplak hallerini görmek benim gibi
doğa, orman sevdalıları için çok acı.
Köyümüzde
ormanları içine alan geniş bir alan Milli Park olarak ilan edildi. Betimlemeye
çalıştığım yerler de Milli Park’ın kapsam alanına giriyor. Köyde yaşayan yurttaşlarımızın
geçim kaynağı tarım ve daha çok son yıllarda hayvancılığa dayanıyor. Milli Park
alanına hayvan girmese bir zamanlar orman olan şimdinin çıplak yamaçlarında orman
oluşabilir. Köyde geçinmek için hayvancılığın zorunlu olduğu gerçeği de yadsınamaz
bir gerçek.
Seksenli
yıllarda gazeteler yazdı: Şavşat köyleri ve köylerin yakın çevreleri yemyeşil
orman denizidir. Şavşat köyleri Anadolu’nun uygun bölgelerine taşınıp bu bölge
sadece orman bölgesi olacak şeklinde devletimizin bir projesi olduğu haberlerini
duyduk. Daha sonra böyle bir projenin sözü edilmedi.
Doğaseverleri
mutlu edecek bir olgu yaşanıyor son elli yıl içinde. Köylerin boşalması sonucu
köylerde yaşayan nüfus çok azaldı. Hele kış mevsiminde köylerimizde bacası
tüten haneler iki elin parmakları kadar neredeyse. Nüfus azalınca ormanlar
rahatladı. Artık orman içlerine gezi yapmak tehlike arz ediyor. Doğanın gerçek
sahipleri, domuzlar, özellikle ayılar resmen işgal etti ormanlarımızı…
Devam
edecek.
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.