Tema
Üye Ol Giriş Yap
Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Sesli Şiirler Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Sıradan Kısa Bir Kış Günü

Sıradan Kısa Bir Kış Günü

        23 Ocak 26 günü için hastahane randevum vardı. Toplum karşısına özellikle kamusal alanlar ziyaret edeceğimde kılık kıyafetime daha bir özen gösteririm. Tıraşımı akşamdan olmuştum. Sabaha fazla meşguliyetim yoktu. Kahvaltımı yapıp otobüs durağına vardım. Sözü uzatmayalım. Fizik poliklinikte sıramı fazla beklemeden doktor odasına girdim.

 

        Kollarımın omuzlarımdan ağrıdığını… söyledim. Doktorum bir jel yazdı reçeteme. Ve beni MR çekmeye yönlendirdi. Bazı günler işlerimiz dört dörtlük denk gelir örneği. MR’da aynı günün saat 17.00’ye randevu aldım. Ve aynı saatte çekim yapıldı. Ve doktorum şubat ayına randevu verdi ayrıca. İşin dahası var.

 

        Eşimin şubat ayı için Kocaeli Şehir Hastahanesinden Endokrinoloji Poliklinikte şubat ayı için randevusu vardı. Evimizden şehir Hastahanesine abartısız gidiş dönüş halk otobüsleriyle iki saat sürüyor. Evimize çok yakın olan Derince Araştırma Hastahanesinden randevu bulamamıştık.

 

        Şansımı deneyeyim. Derince Devlet Hastanesinde Endokrinoloji polikliniğinden eşim için randevu arayayım istedim. İlgili doktorun odasına sıradaki hastalardan müsaade isteyerek girdim. Doktora durumu kısaca arz ettim. Hemşire hanım dışarıya davet etti beni çabucak. Boynu büküp dışarı çıktım. Hastaneden daha ayrılmamıştım. Yürüyordum hastane bahçesinde. Bir kadın sesi: “Amca amca diye ünlüyordu! ” Az önce konuştuğum doktor hanımdı bana seslenen. Şaşkınlıkla. “Bana mı bir şey söylemek istiyorsunuz ?” diye sordum. Doktor: “Hastanızı pazartesi saat 09.00’da getirin” diye söyledi. Doktorum pencereden beni çağırması ülkemizdeki insanlık adına tarifsiz mutluluk duydum. Birkaç yaş daha genç hissettim kendimi.

 

        Eve döndüm. Vakit öğleye yaklaşıyordu. Cuma namazı için hazırlanıp en yakın camiye yöneldim. Bazı vatandaşlar camiinin lokalinde oturuyor, bazıları ise henüz içeri girmemiş camii kapısında sohbet ediyorlardı.

 

        Nihayet camiye girdim. Namazın usulüne uygun kılmakta özürlü vatandaşlar, arka köşede taburelerde yerlerini almıştı. Ön tarafta sol köşeye geçtim ben de. İlk kez gördüğüm genç bir imam efendi kürsüde vaaz yapıyordu. Taburelerde oturanların tarafından cemaati rahatsız edecek düzeyde camilerde pek tanık olmadığım kahvehane usulü oldukça sesli sohbet ediyorlardı.

 

        İmamımız konuşanları kırıcı bir biçimde eleştirdi haklı olarak. Sözlerini. “Cami, diğer adıyla mescittir burası. Bizler buraya ibadet için geliyoruz. Konuşarak bir birimizi rahatsız etmeye hakkımız yok. Konuşmak isteyen dışarı çıktığı zaman konuşur. Camiler Allah’ın evidir. Allah’a gösterdiğim saygıyı O’nun evine de göstermeliyiz…” Sözleriyle anlatısına devam etti:

 

 Okuduğu sürenin bazı ayetlerinin mealini okudu. “ Sayın Müslümanlar, Kuranı Kerim’in mealini okumak da önemlidir. Arapça okuduklarımızın mealini bilmek dinimizi yeterli içselleştirmek için gereklidir…” Namaz vakti yaklaşıyordu. Ezan okundu.

 

Hemen sağ tarafımda oturan bir vatandaş sık sık öksürüyordu. Kesik kesik öksürmesi cemaati de rahatsız ediyordu. Yerimi değiştirip arka saflara geçmek zorunda kaldım.

 

        Toplum içine girmek gerekirken soğan, sarımsak yemenin doğru olmadığını ifade eden hadis olduğunu biliyoruz. Hele kış gününde çevreye hastalık yayma olasılığı yüksek ciğerleri koparacak biçimde rahatsız olan bireylerin cami yerine hastaneye gitmeleri daha uygun olmaz mı(!)

 

        Hoca efendimiz hutbesini uzun uzun Arapça, Türkçe sözlerle okudu. İki rekât Cuma namazını güzel sesiyle Fatiha Süresi ve zemmi süre ayetlerini okuyarak kıldırdı. İmam ve müezzinlerin özellikle güzel sesli olmasını cemaatin camiye gelmesinde önemli olduğuna inanırım. Güzel sesli ve de bilgili din görevlerinin nezaretinde namaz kılmakla ben de mutlu olurum.

 

        Hocamız ; “Camiler Allah’ın evidir…” yaklaşımıyla vaaz ediyordu. Şöyle de bir hadis de var:

  Allah için ibadete mahsus olan tüm camiler ve mescitler için de “Allah’ın evi” terkibi kullanılır. Nitekim bir hadis-i şerifte“Yeryüzünde Allah’ın evleri; mescitlerdir. Oraya gelene Allah Teâlâ ikramda bulunur.” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr, 10/161 [10324]) buyrulmaktadır.”

 

 Camiler Allah’ın evidir yaklaşımında sıkıntı var bana göre. Çünkü Yüce Allah(c.c.) zaman ve mekândan münezzehtir. Bu bakımdan yüce yaratıcının mekânının olduğu yaklaşımı yetesiye doyurucu bir yaklaşım olmamalı. Ve hocamız Arapça okunan ayet ve sürelerim meallerinin de okunması gereklidir telkinleri benim de istediğim bir olgu. Fakat imamımız hutbede sadece bir ayeti mealiyle okudu. Hutbede okudukları tamamen Arapçaydı (!)

 

        Ezcümle ben isterim ki, Kuranı Kerim okunduğu camii vb. her yerde sure ve ayetler orijinal diliyle Arapçanın yanında meali Türkçe de okunmalı. Hutbe metinleri de Türkçe olmalı. İnanıyorum ki, o zaman halk olarak dinimiz kurallarını iyice anlar, içselleştirebiliriz. Böylelikle insan onuruna yakışmayan dinimizce de mekruh, haram olan haramdan, yalandan, riyadan, kul hakkı yemek benzeri filleri işlemekten sakınır barış içinde yaşayan mutlu toplum olabiliriz.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Sıradan Kısa Bir Kış Günü

Sıradan Kısa Bir Kış Günü

sahara sahara