
Yaşamları
boyunca hiç pişmanlık duygusunu tatmamış insanlar olacağına inanasım gelmiyor.
Hepimizin az çok anımsadığımızda keşke yapmasaydım, vicdanımızı acıtan
olayların öznesi olmuşuzdur. Kimimiz kurt ve tilkileri tuzak kurarak yakalamış.
Kimimiz kargaların yuvalarını dağıttık…
Çocukluk
ve başımızda kavak yellerinin estiği ilk gençlik yıllarımızda yaşadıklarımızı
yirmili, otuzlu, kırklı yıllarımızın olgunluğa eriştiğimiz düşünce atmosferiyle
değerlendirmek yanlış olur. Yaşanılan çevre bile hele çocukluk dönemlerimizde
istenmeyen eylemlerin içinde olduk.
Köyde
yaşarken doğayla, doğada yaşayan canlılarla baş başayız. Vahşi doğada yaşayan
kurt, tilki, ayı, domuz benzeri hayvanlarla bire bir ilişki içindeyiz. Bu
canlılara uçan hayvanlar, kargalar, kartallarla da olan serüvenler sürüp gider.
Hayvan
sever dostlar; insanlar evcil olmayan hayvanların yaşama alanlarına girmedikçe
o hayvanlardan insanlara zarar gelmez derler. Kazın ayağının hiç öyle
olmadığını özellikle orman köylüleri bilir. Örneğin ayılar, önce kiraz daha
sonra elma armut ağaçlarının hatta ceviz ağaçlarının acımasızca dallarını kırar.
Moğol ordularının Anadolu topraklarında yaptığı zulümlere taş çıkartırlar.
Ayılar, sığır, manda, koyun, keçi gibi hayvanları da parçalar kendilerine
ziyafet çektiklerine tanık olmuşluğum var.
Kurtlar,
aman aman koyun, keçi sürülerinden ırak olsunlar. Çobansız bir sürüye rast
geldiklerinde korunmasız hayvanları; canlı bırakmamacasına hepsini boğup boğup
bırakırlar. Ayı bu alanda insaflıdır. Sadece bir tane küçükbaş hayvanı
avlamakla yetinir.
Tilkiler,
kaz ve tavukları kapıp ormanların derinliklerinde kaybolurlar. Karga ve
kartallar, atmacalar… henüz yetesiye büyümemiş civcivlerin biricik
düşmanlarıdır. Kartalların tavuk ve kazları hakladıkları da köylerde yaşanan
olaylardan bazılarıdır.
Köyleri
bırakıp şehirlere taşındık. Doğanın sessiz müziğine, içlerinde barındırdıkları
hayvanlara özlemimiz yıl yıl artıyor. Fakat adlarını saydığım hayvanların hepsi
ile acı anılarım var. Bir kurt, güttüğüm sürüden bir kuzuyu kaptığı gibi
ormanın derinliklerinde kaybolmuştu. Kuzusunu kaybeden koyun günlerce meledi. Ve
koyunumun gözlerinden akıttığı yaşları anımsadıkça hala boğazım
düğümlenir. Yıllar geçti. O hayvanlara
düşmanlığım yok artık. Ayılar daha geçen yıl armut ağaçlarımıza zarar vermesine
karşın.
Kargalar
yaşadıklarım da çoktur. Kuluçkadan çıkan civcivlerimizi evimizin çöplüğünde
kargaya kaptıran tavukların acı acı feryadını çok duymuşum. Kavgadan, hır
çıkarmadan hoşlanmayan bir çocuktum. İlkokulu bitirdikten yıllar sonra bir
sınıf arkadaşımla sohbet etme fırsatım oldu. Evli, çoluk çocuğa karışmışız ikimiz
de. Arkadaşıma ilkokulda nasıl çocuk olduğumu sordum. Arkadaşım, “Sen çok iyi
çocuktun, hiç kimsenin kalbini kırmazdın!” dedi.
İyi
çocuk olmama karşın şimdilerde ansıdığımda keşke yapmasaydım diye hayıflandığım
bir olay yaşadım. Nisan ayının son günleri. Güle oynaya sabahleyin çantanı
kaptığım gibi okula gitmek için yola çıktım. Okul evimize hayli uzaktı. Yol
boyu çiçeğe durmuş erik ağaçlarını geçip, okula daha kısa yoldan gitmek için
gür köknar ağaçlarıyla kaplı içinde patika yolun geçtiği ormana saptım. Ormanın
içinde hayli yol aldıktan sonra bir karganın uzun boylu köknar ağacının
doruklarına tünediğini gördüm. Hayli zaman konduğu dallar arasından kalkıp
uçmadı.
İçimi
tanımsız bir merak kapladı. Kargayı daha dikkatle izledim. Ve karganın yuvası
olduğunu fark ettim. Okulu, çantamı unuttum! Hiç durmadan ağaca tırmanmaya
başladım. Yuvayı bir an önce görmeliydim! Ağaç dalları merdiven görevi
yapıyordu. Okula gitmek gereğini yuvaya yaklaştığımda ansıdım.
Bir an
önce yuvaya yaklaşmak için çabamı artırdım. Karga yuvasından uçtu. Az sonra
onlarda karga acı acı öterek ağacın etrafında uçuşmaya başladılar. Bazen bana
çok yaklaşıp yakınımda feryat ederek uçuyorlardı. Gerek heyecan, gerek de daha
sıklaşan dallar arasından geçmek beni yordu. Yuvaya epeyce yaklaşmıştım. Dallar iyice sıklaşmıştı. Karga kendince
ulaşılmaz yerde yuva kurmuştu.
Hızlı
hızlı nefes alırken tırmanmaya mola verdim. Okula geç kalacağımı hatırladım. En
iyisi yuvaya erişmeyi okul paydosuna bırakmaktı. Hızlıca ağaçtan inip okul yolunda yürümeye
başladım. Heyecanımı bir türlü yenemiyordum. Sınıfta dersler işlenirken usumda
hep karganın yuvası vardı.
Nihayet
paydos zili çaldı. Hiçbir arkadaşıma olayı anlatmadan ormanın içinden geçen
patika yoluna saptım. Yuvanın bulunduğu ağaç hemen yolun kenarındaydı. Bu kez
daha deneyimli ve kararla yuvaya erişmek için ağaca tırmanmaya başladım. Fazla
heyecanlanmadan ve kondisyonumu da kontrol ederek serüvenimi devam ettirdim. Zamanım
boldu. Kargalar yine etrafımda daha bir gayretle uçmaya ve feryat figan gaklamaya
başladılar. Yuva ağacın tepesine çok yakındı. Eğilip, bükülerek sık dalların
arasından geçerek yuvaya vardım.
Yuvada
gri benekli misketten biraz büyük üç adet yumurta vardı. Yumurtaları sakince
alıp pantolonumun cebine koydum. Dikkatlice ağaçtan inmeye başladım. Yere
indiğimde cebimi yokladım. Yumurtalar kırılmıştı maalesef. Midemi ağzıma
getiren pis pis kokuyordu kırık yumurtalar.
Oysa
amacım yumurtaları kırmak değildi. Kümeste kuluçkaya yatan tavuğumuzun altına
koyup karga civcivlerim olsun istiyordum. Olmadı. Kuzuyu kurda kaptırdığım
zaman koyunum kuzusu için ne kadar üzüldüyse yumurtalarını telef ettiğim
kargada o kadar üzülmüştür. Doğayla bire bir mücadele içinde olduğum köy
yaşamında hayvanlara ve de doğaya karşı fazla sevgim yoktu açıkçası.
Doğduğum
coğrafya Doğu Karadeniz Bölgesi dünya harikası bir güzellikte olduğunu ve
doğanın barındırdığı hayvanlarla bir değer olduğunu şehirlerin kalabalık ve
kirli havasını soluyarak yaşayınca iyice idrak ediyorum. Şimdi değil karganın
yuvasını bozmak bir karıncayı incitmekten bile sakınırım.