
Ortaokul
birinci ve ikinci sınıfta okurken sınıfın iftihar listesine seçilmiştim.
İftihar listesine sınıflarında en başarılı iki öğrenci seçilirdi. Hala
anımsarım. İkinci sınıf sene sonunda ilçeden köye gidiyorum. İftihara geçme durumum
verdiği güvenle artık tüm bilgileri biliyorum kanısına kapıldım. Artık tüm
bilgilere vakıftım çocuk aklımla. Her yeni öğretim yılında yeni yeni bilgiler
öğrenince öğrenmenin sonunun olmadığı gerçeğini de öğrendim.
Benim
köyümde ilkokul 1930 yılında açılmış. 50’li yıllara gelindiğinde okula
devamsızlık sorunu yokmuş. Kız-erkek tüm çocukların okullu oldukları bilinir ta
o yıllarda.
Öğretmen
Okulu son sınıfta öğrenciler çevre köylere gönderilirdi staj için. Okul
idaresince, on arkadaşımla bir gurup oluşturup Trabzon Maçka Yolu üzerinde bir
köye gönderildik. İlk kez başka bir şehirde köy gördüm. İlçemizde de çok az köy görmüştüm. Yakinen
tanıdığım köyler bu kadardı…
“Yurdumuz
uçsuz bucaksız/ Gökte yıldız kadar köylerimiz var.” Diyor Külebi. Çokluğu
yıldızlarla özdeşleşen 40 000 köyümüz olduğunu gerçi Coğrafya Kitaplarında
okumuştuk. Yaşar Kemal’in yaptığı Anadolu gezilerinden derlediği röportaj
yazılarında anlattığı yer altında yaşayan doğuda köylerimizin olduğunu hiç bilmiyordum.
Tanıdığım sayıları iki elin parlaklarını
geçmeyen köyler gibi yurdumuzun bütün köylerinin en azından okula, yola
kavuşmuş olduklarını sanıyordum. (Köylerimizde daha elektriğin esamisi
okunmuyordu büyük çoğunlukta)
Kazların
ve yeşil başlı suna ördeklerinin ayaklarının hiçte öyle olmadığını atandığım
köyü ve çevre köyleri tanımaya başladığımda anladım. Karadeniz Bölgemizin
kıyıdan uzak tüm köyleri okula henüz kavuşmuştu. Siz bakmayın şairin: “
“Sen ne
güzel bulursun
Gezsen Anadolu'yu
Dertlerden kurtulursun
Gezsen Anadolu'yu
Billur ırmakları var
Buzdan kaynakları var
Ne hoş toprakları var
Gezsen Anadolu'yu
Orda bahar başkadır
Yazlar kışlar başkadır
Ah!.. Bu diyar başkadır.” Dediğine
Özellikle
Doğu Anadolu bölgesi olmak üzere yurdumun kentlerden uzak köylerine atanan
öğretmen arkadaşlarımla mektupla iletişim kuruyordum. Abartısız tüm
arkadaşlarım tıpkı benim atandığım köy gibi çalıştıkları köylerin uygarlığın
tüm nimetlerinden yoksun olduğunu yazarlardı. Okullarımızın araç gereçlerden
yoksun olduğu da yadsınamaz birer acı gerçekti. “Selçukiler dönemindeki gibi
buğday bire kırk vermiyordu.”
Halkımızın
%70-80’ni köylerde oturuyordu. Göçler başlamadan önce. Köylerimizin tüm
olanaksız koşullarına karşı Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran irade kuş uçmaz kervan
geçmez en uzak köylere yoldan önce okul ve öğretmen götürmeyi amaç edinmişti.
Bu amaçla yurdunu kendisinden çok seven yurdunu yüceltmeye ant içen idealist
öğretmenler yetiştiriyordu.
İşte
o öğretmenlerdi ölmeye yattığı yatağında son nefesini verirken: “Bana çiçek
getirin, öğrencilerimi getirin buraya/ Son bir ders vereceğim onlara…” diyordu.
Çünkü Türk Kültürünü çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmayı hedeflemiştik ulus
olarak. Öğretmenler başlatılan gericiliği yenmekteki savaşta en önde savaşan
meçhul askerlerdi.
Cumhuriyeti
kurup bir an önce cumhuriyeti tam demokrasi ile taçlandırmak hedeflemişti
kurucu irade. Çok partili yaşama geçme ve de NATO’ya girmek, ABD ile yapılan
ikili antlaşmalar sonunda başlatılan kendine yeterli özellikle sanayi hamlesi
yıl yıl aksadı. Bir türlü kurallarıyla işleyen demokrasiyi yeşertemedik.
Eğitim-öğretim
çalışmalarımızda ulusal çıkarlarımıza uygun kuşaklar yetiştirmesi için açılan;
köylerde görev alacak öğretmen yetiştiren Köy Enstitüleri, ortaokul ve liselere
öğretmen yetiştiren eğitim enstitüleri kapatıldı.
Demokrasi
ile yönetilmeyen ülkelerde adı bile duyulmayan darbeler yaşadık. Eksiklerine
karşı uygulanan demokrasimiz yaralar aldı. Günümüzde maalesef demokrasi üzerine
yaprak kımıldamıyor bu bitek topraklarda.
Ve
adım adım köy okulları kapatıldı. Uygulanan çarpık ekonomik politikalar sonucu köyler
boşaldı. Kentlere hızlı göçler yaşandı. Realite çok acı ve düşündürücü. Gelişmişlik hayallerime uymuyor. Devlettin
görevlerinden en önemlisi halkın eğitim-öğretim düzeyini yükseltmektir.
Yurttaşların anayasal hakkıdır; devletçe ilköğretimin parasız karşılanması.
Oysa günümüzde bu görev %20’leri aşan bir oranda özel okullarca karşılanıyor.
Kadrolu, mutsuz sözleşmeli ve ücretli öğretmenler, farklı ücret ve özlük
hakları ile çalıştırılıyor.
Toplumun
aydınlanmasında adına Milli Eğitim Bakanlığı biricik görev yapması gereken
idari yapıdır. Gelin görün ki, ülkemizde en çok Milli Eğitim Bakanı
değiştirilmekte ve görev yapan bakanlarda çoğu kere eğitim içinden gelen
kişiler olmamakta. Ve sık sık müfredatlarla oynanmakta tabir caizse… Ezcümle
geleceğimize güvenle bakmak için eğitim-öğretim çalışmalarını bataklıklar
üzerine kurulmuş, Ak Zambaklar ülkesi Finlandiya gibi ülkelerin bu uğurda
yaptığı çalışmalar örnek alınılabilir.