Deneme / Hayata Dair Denemeler
Eklenme Tarihi : 2/1/2026
Son yazımı “Türkiye’nin
Çıkmazı” adıyla yazmış ve gerek batıda gerek yaşadığımız topraklarda
toplumların yaşamını etkileyen gelişmelere karınca kararınca dokunmuştum.
Kesinlikle
belirtmeliyim bu yazılarda hiçbir ideolojiyi ya da siyasi partiyi savunulmak ya
da yermek değil amacım. Ve hiçbir siyasi partiye de bağlanmadım hiçbir zaman.
Henüz on sekiz yaşında tanrı mesleği öğretmenlik yaşamım başladı. On dört yıl
güzel yurdumun kuş uçmaz kervan geçmez; yolu, ulaşımı olmayan köylerinde
çalıştım. Altı yıl Almanya, dört yıl özel okullar derken iki yıl da ücretli
öğretmen olarak çalışarak hepsi kırk iki yıl öğretmenlik yaptım.
Geçen yıllar boyunca
mesleğimi, öğrencilerimi daha çok sevdim. Sürekli çocukların gülmesi, mutlu
olmasını, yarınlara güvenle bakmalarını istedim. Ve biricik dileğim ülkemde
gerçek demokrasinin tesis edilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tam bağımsız olarak
sonsuza kadar yaşamasıdır. İşte bunun için yazıyorum şimdilerde. Yaşadığım ve
gözlemlediğin gerçekleri yazmazsam çalıştığım yıllara, aklaşan saçlarıma ve
devletimin yatılı okulda okurken, yurtdışında çalışırken bana yaptığı katkılara
haksızlık etmiş olurum.
Evet, bir önceki
yazımda çok partili yaşama geçince iktidara gelen parti köy ağaları ve
tarikatların temsilcisiydi demiştik. Ve ülkemizde yıl yıl Atatürk
devrimlerinden uzaklaşıldı. Önce ezanın Türkçe okunmasına son verildi. Halk
Evleri kapatıldı… İktidar olan parti demokrasi sözü vermesine karşı
uygulamalarıyla gitgide demokrasiden uzaklaştı. Cumhuriyet değerlerine karşı
olanlara göz yumdu.
50’li yıllardan
günümüze gelelim. Kanunen kapalı olmalarına karşın bu gök kubbenin altında,
ülkemizin yer karası üzerinde onlarca İslami tarikat, cemaat ve tekkeler
kendilerine tanınan özgürlükler sayesince faaliyetlerini sürdürüyor. Kırkın
üzerinde iktidara yakın vakıflarda çalışmalarına devam ediyor.
Yaz aylarında
camilerimizde çocuklarımız için Kuran Kursları açılıyor. Yine camilerimizde her
mevsimde Kuranı Kerim öğrenmek isteyenler için gerek kadınlarımıza gerekte
erkeklerimize deyim yerindeyse okul benzeri çalışmalar yapılıyor. Cami imamı
arkadaşlar bu çalışmaları yürütüyor. (Ben de katıldım bu çalışmalara ve hatmettim.)
Peki camilerimiz
bünyesinde Kuran-ı Kerim öğretmek olası iken Cuma namazı camiden çıkışlarda
hemen hemen her hafta yurdun çeşitli yerlerinde yapılmakta olan kuran kursları
için para toplamak niye!? Toplanan bu paralar nasıl harcanıyor. Soran eden var
mı? Bir kez cami çıkışında para toplayanlara toplanan paraların makbuzu
kesiliyor mu? Diye soru soracak oldum. Adamlar beni aforoz etti. Sorduğuma
pişman ettiler.
Bir anekdotla sözlerimi
sürdüreyim. Sosyal medya gelişince uzaktaki tanıdıklarla iletişim kurmak çok
kolaylaştı. İlk öğretmenlik yaptığım köydeki öğrenci ve velilerle de iletişim
kurma olanağım oldu. Hatta bazı öğrencilerim evime ziyaretime geldiler. Eski
günleri yâd edip hoş sohbetler ettik. Bir öğrencim ta Ezher Üniversitesinde
okumuş bir büyük ilimizde vaaz olarak çalışıyor.
Bu öğrencim, sayfamdaki bir arkadaşım öğretmen Okulları, İmam
hatip Liseleri içerikli bir paylaşıma yorum yazmıştı. Ezher ’de okumuş öğrencim,
kendisinin arkadaşı olmayan, yorum yazan arkadaşımı hayli set eleştirmişti.
Öğrencime
arkadaşın olmayan birisine yorum yazmanın etik olmadığı belirttim. Devamla, ülkemizde
Öğretmen ve İmam Hatip Okulları, Sanat Okulları bu alanlardaki ülkemizin
ihtiyacı olan eleman yetiştirmek için açılmış meslek okullarıydı. Öğrencim
hemen şöyle yazmaya başladı. “Yazdıklarınız doğrudur. Kanun öyle diyor. Fakat
bundan böyle bütün orta dereceli okullar İmam Hatip Okullarına dönüşecek.
Böylece yeni nesiller dinimizi öğrenecek…” Bana da “Sen ne diyorsun” gibi
sözler etti.
Nasrettin Hoca örneği,
“sen de haklısın(!) diyerek öğrencime başarılar dileyip sanaldaki yazışmayı
noktaladım.
Bu durumlara nasıl
geldik? Sorusuna cevap vermek hiç zor değil. Ülkemizde siyasi partiler oy
uğruna halkımızın en saygı duyduğu duyguları olan din inançlarını sömürdüler. Tarikatlar
kapalı olmasına karşın çalışmalarına yeşil ışık yaktılar. Tarikat ve cemaatler
de palazlandıkça siyasi partilerin içine sızıp milletvekili hatta bakanlık
koltuklarına oturdular.
Bilindiği gibi hizmet
hareketi olarak halka şirin görünen bir oluşum darbe yapıp idareye el koymak
istedi. Ne iyi ki, halkımızın devlete sahip çıkmasıyla şehitler vererek bu
hareket önlendi.
Günümüzde Milli Eğitim
bakanımız okullarla tarikatlar arasında sözleşmeler yaparak: “'Sizin tarikat dediğinize ben STK diyorum
ve sözleşme yapmaya devam edeceğim' diyor!”
Camilerimizde
4-6 yaş gurubu için sınıflar açılıyor. Diğer tarafta aynı yaş gurupları için
anaokulları açılıyor. İleride ise İmam Hatipler ve diğer okullar maalesef
farklı görüşlerde öğrenciler yetiştiriyor. Ve birbirini yetesiye anlamayan
kuşaklar ortaya çıkıyor.
İşin
ilginç yanı Sam Amca ve batılı dostlarımız (!) cumhuriyeti kuran iradeye,
Mustafa Kemal’e, ulus devlete karşı. Tarikat ve cemaatler de karşı Mustafa
Kemal’e, Cumhuriyete. Bu olgu nasıl yorumlanmalı?
Ülkemizde
tarikat ve cemaatler giderayak güçlendikçe hızlı bir biçimde İran, Afganistan
olmak içten bile değil. Yarım asra yakın doğu komşumuzda tarikatların etkin
olduğu molla rejimi var. İki bin beş yüzyıllık İran’ın devlet deneyimi yerle
bir oldu. Günümüzde İran sanayi, teknoloji alanında hiçbir varlık gösteremiyor.
İran halkı sık sık rejimi yıkmak için ayaklanıyor. İran’ı ziyaret edenler
anlatıyor. İran halkının molla rejiminden hoşnut olmadığını söylüyorlar…
Ülkemizin
çağdaş uygarlığı yakalamasının tek şartı, demokrasiyi güçlendirmek, Cumhuriyetimizin
kuruluş ayarlarına dönmesi ve çağın yakaladığı en akılcı eğitim modelleriyle
eğitim-öğretim çalışmalarını tasarımlaması ve uygulanmasından geçer. Çünkü
Avrupa devletleri, Japonya ve benzerleri her alanda bilimi rehber alan
çalışmalarla yer karasında söz sahibi hale geldiler. Tarih böyle buyuruyor!