Deneme / Hayata Dair Denemeler
Eklenme Tarihi : 18.02.2026
Kutsal
kitabımızda anlatılır; insan soyunun İlk atası Havva’dan olma Hz. Âdem’in erkek
çocukları bir sorun yüzünden anlaşmazlığa düşerler. Kâbil kardeşi Habil’i
öldürür. Ve denir ki, insanoğlunun DNA’sında var kavga etme güdüsü. Allah
inancı taşımayanlar da ilk insan mağara adamlarının kan dökmekten yana
sicillerinin temiz olduğunu öne süremezler. Ezcümle insanlar yer karasında
yaşamaya başladıktan günümüze dek sürekli mücadele etmişler. Tarihte barış
dönemlerinden uzundur savaş dönemleri.
Şöyle
bir çıkarımda bulunabilir miyiz? Örneğin: Jül Sezar, Anibal, Büyük İskender,
Attila, Cengiz Han, Napolyon, Hitler, Stalin, bir kaçını tenzih ederken ABD’nin
bütün başkanları ve fetihten fetihe koşan nice liderler (!) Kâbil’in soyundan
gelenler midir?
“Eğer vatan savunması için şart değilse her
savaş bir cinayettir'” diyen barışsever Atatürk, pasif direnişle Hindistan’ı
özgürlüğüne kavuşturan Gandhi’nin; “Sen bana vursan bile ben sana el
kaldırmam…” hitabı sahibi Habil’in soyundan geldiğini söylemek hiç de yabana
atılacak fikir değil. Barışçı liderler ne kadar az. Şu anda hiç birisini
anımsayamıyorum.
Aklım
almıyor bir türlü! Sezar’ın Anadolu’da ne işi vardı. İranlılar ta Yunanistan’a
kadar gelmekle ne kazandılar çağlar öncesinde. Ya Büyük İskender’in Hindistan’a
uzanmasını nasıl açıklayabiliriz. Napolyon ya da Adolf; Rusların tabii
müttefiki dondurucu soğuk iklimi hesap etmediler mi?
Savaşlar
ve savaşlar. Ne kazandırıyor insanlara! Yıkım, onulmaz acılar ve gözyaşı. Geri
dönmeyen fidanlar. Hele I. ve II. Paylaşım savaşlarında milyonlarca insan öldü.
Askerler suçsuz, suçsuz günahsız siviller…
Ta
Öğretmen Okulu’nda Nevil Shute’nin “Kumsalda” adlı bilim kurgu kitabını
okumuştum. I. Ve II. Paylaşım savaşlarına katılan uçak mühendisidir yazar.
Romanda Amerika ve Sovyetler arasında nükleer silahların kullanıldığı III.
Dünya Savaşı yapıldığı ve kuzey yarım kürede yaşayan tüm insanların radyasyon
etkisiyle öldüğü anlatılır. Roman kahramanları bir gemi ile Avusturalya’ya
sığınırlar. Radyasyon bulutları 6 ay sonra Avusturya’yı da etkisine alıp adada
yaşayanlarda ölecektir.
Roman
filme alınır. Filimde New York’ a dönen gemideki film kahramanı şehri insanların
yaşamadığı ıssız bir şehir olarak görür. Tüm tanıdıkları ölmüştür. Filmin o
sahnesini izleyen seyirci şok olur. Bu
söz romandan bir cümledir: “Belki de biz böyle bir dünyayı hak etmek için
fazlasıyla aptaldık.” (Kumsalda)
Ve : “1949
yılında, Gazeteci Alfred Werner tarafından Üçüncü Dünya Savaşı'nın hangi
silahlarla savaşılabileceğine sorduğunda Einstein, “3. Dünya Savaşı'nda hangi silahların kullanılacağını
bilmiyorum ama 4. Dünya Savaşı'nda taş ve sopalar olacağını biliyorum"
cevabını vererek olası bir Üçüncü Dünya Savaşı'nın sonucunun, insanlığı Taş
Devri'ne geri döndürecek kadar korkunç
olacağını öne sürdü.”
Almanya ve Japonya savaş mağlubu oldukları
için ancak ABD’nin kontrolünde az sayıda askeri harcama yapabiliyordu. Bu
bakımdan iki ülke kaynaklarını kalkınmaya harcadı ve başarı sağladılar. Bu
görüş hiç yabana atılacak değil.
Günümüzde örneğin Suudiler ABD’den trilyon
dolarlık savaş malzemesi anlaşması yaptığını basından öğreniyoruz. Ve en güncel
konu ABD İran’ı ne zaman vuracak. Einstein haklı çıkacak eğer Ortadoğu
karışırsa. Şu anda üç süper güç ABD, Rusya ve Çin dünya üzerinde paylaşım
savaşı yapıyorlar silahlı, silahsız. Ya nükleer silahlar ateşlenirse savaş
pilotu Nevil Shute’in öngörüsünün gerçekleşmeyeceğini kim iddia edebilir.
Yaşanan
savaşlar bu kadar acı sonuçlar veriyorken ve tüm dünyayı yok edecek kadar silahlar
imal edilmişken göklerden Mesih beklemenin gereği de yok olasılığı da. Tanrı
bizlere en büyük hazine akıl vermiş. Kullanın diye. Kullanalım. Evet ütopik
(hayali) bir düşünce ama olsun:
Tüm
dünya liderleri Cenevre mi olur, Moskova mı olur, Davos mu İstanbul mu hiç fark
etmez toplansalar. Sanatçılar, bilim insanları… katılsa bu toplantıya. Ve karar
alsalar: Bundan böyle silah fabrikalarına kilit asılacak. Elde silahlar imha
edilecek. Fabrikalar insanlığa hizmet edecek biçimde dizayn edilecek. “Kıyamet mi kopar?” İnanıyorum: Kaynaklar
insanlığın hizmetine harcansa yer karası, denizler, göller, akarsular hepimize
yeter. Ve atmosferimiz gökkuşağı renkli uçurtmalarla bezenir. Anneler ağlamaz,
çocuklar öksüz kalmaz, hastalıklar yok
edilir, açlık sözü kullanımdan kalkar...
Yazarın
Önceki Yazısı