Ütopik Düşünceler

 

        Kutsal kitabımızda anlatılır; insan soyunun İlk atası Havva’dan olma Hz. Âdem’in erkek çocukları bir sorun yüzünden anlaşmazlığa düşerler. Kâbil kardeşi Habil’i öldürür. Ve denir ki, insanoğlunun DNA’sında var kavga etme güdüsü. Allah inancı taşımayanlar da ilk insan mağara adamlarının kan dökmekten yana sicillerinin temiz olduğunu öne süremezler. Ezcümle insanlar yer karasında yaşamaya başladıktan günümüze dek sürekli mücadele etmişler. Tarihte barış dönemlerinden uzundur savaş dönemleri.

 

        Şöyle bir çıkarımda bulunabilir miyiz? Örneğin: Jül Sezar, Anibal, Büyük İskender, Attila, Cengiz Han, Napolyon, Hitler, Stalin, bir kaçını tenzih ederken ABD’nin bütün başkanları ve fetihten fetihe koşan nice liderler (!) Kâbil’in soyundan gelenler midir?

 

          “Eğer vatan savunması için şart değilse her savaş bir cinayettir'” diyen barışsever Atatürk, pasif direnişle Hindistan’ı özgürlüğüne kavuşturan Gandhi’nin; “Sen bana vursan bile ben sana el kaldırmam…” hitabı sahibi Habil’in soyundan geldiğini söylemek hiç de yabana atılacak fikir değil. Barışçı liderler ne kadar az. Şu anda hiç birisini anımsayamıyorum.

 

        Aklım almıyor bir türlü! Sezar’ın Anadolu’da ne işi vardı. İranlılar ta Yunanistan’a kadar gelmekle ne kazandılar çağlar öncesinde. Ya Büyük İskender’in Hindistan’a uzanmasını nasıl açıklayabiliriz. Napolyon ya da Adolf; Rusların tabii müttefiki dondurucu soğuk iklimi hesap etmediler mi?

 

        Savaşlar ve savaşlar. Ne kazandırıyor insanlara! Yıkım, onulmaz acılar ve gözyaşı. Geri dönmeyen fidanlar. Hele I. ve II. Paylaşım savaşlarında milyonlarca insan öldü. Askerler suçsuz, suçsuz günahsız siviller…

 

        Ta Öğretmen Okulu’nda Nevil Shute’nin “Kumsalda” adlı bilim kurgu kitabını okumuştum. I. Ve II. Paylaşım savaşlarına katılan uçak mühendisidir yazar. Romanda Amerika ve Sovyetler arasında nükleer silahların kullanıldığı III. Dünya Savaşı yapıldığı ve kuzey yarım kürede yaşayan tüm insanların radyasyon etkisiyle öldüğü anlatılır. Roman kahramanları bir gemi ile Avusturalya’ya sığınırlar. Radyasyon bulutları 6 ay sonra Avusturya’yı da etkisine alıp adada yaşayanlarda ölecektir.

 

        Roman filme alınır. Filimde New York’ a dönen gemideki film kahramanı şehri insanların yaşamadığı ıssız bir şehir olarak görür. Tüm tanıdıkları ölmüştür. Filmin o sahnesini izleyen seyirci şok olur.  Bu söz romandan bir cümledir: “Belki de biz böyle bir dünyayı hak etmek için fazlasıyla aptaldık.” (Kumsalda)

 

Ve : “1949 yılında, Gazeteci Alfred Werner tarafından Üçüncü Dünya Savaşı'nın hangi silahlarla savaşılabileceğine sorduğunda Einstein, “3. Dünya Savaşı'nda hangi silahların kullanılacağını bilmiyorum ama 4. Dünya Savaşı'nda taş ve sopalar olacağını biliyorum" cevabını vererek olası bir Üçüncü Dünya Savaşı'nın sonucunun, insanlığı Taş Devri'ne geri döndürecek kadar korkunç olacağını öne sürdü.”

 

 Almanya ve Japonya savaş mağlubu oldukları için ancak ABD’nin kontrolünde az sayıda askeri harcama yapabiliyordu. Bu bakımdan iki ülke kaynaklarını kalkınmaya harcadı ve başarı sağladılar. Bu görüş hiç yabana atılacak değil.

 Günümüzde örneğin Suudiler ABD’den trilyon dolarlık savaş malzemesi anlaşması yaptığını basından öğreniyoruz. Ve en güncel konu ABD İran’ı ne zaman vuracak. Einstein haklı çıkacak eğer Ortadoğu karışırsa. Şu anda üç süper güç ABD, Rusya ve Çin dünya üzerinde paylaşım savaşı yapıyorlar silahlı, silahsız. Ya nükleer silahlar ateşlenirse savaş pilotu Nevil Shute’in öngörüsünün gerçekleşmeyeceğini kim iddia edebilir.

 

Yaşanan savaşlar bu kadar acı sonuçlar veriyorken ve tüm dünyayı yok edecek kadar silahlar imal edilmişken göklerden Mesih beklemenin gereği de yok olasılığı da. Tanrı bizlere en büyük hazine akıl vermiş. Kullanın diye. Kullanalım. Evet ütopik (hayali) bir düşünce ama olsun:

 

Tüm dünya liderleri Cenevre mi olur, Moskova mı olur, Davos mu İstanbul mu hiç fark etmez toplansalar. Sanatçılar, bilim insanları… katılsa bu toplantıya. Ve karar alsalar: Bundan böyle silah fabrikalarına kilit asılacak. Elde silahlar imha edilecek. Fabrikalar insanlığa hizmet edecek biçimde dizayn edilecek.  “Kıyamet mi kopar?” İnanıyorum: Kaynaklar insanlığın hizmetine harcansa yer karası, denizler, göller, akarsular hepimize yeter. Ve atmosferimiz gökkuşağı renkli uçurtmalarla bezenir. Anneler ağlamaz, çocuklar öksüz kalmaz,  hastalıklar yok edilir, açlık sözü kullanımdan kalkar... 

 

 

( Ütopik Düşünceler başlıklı yazı sahara tarafından 18.02.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu