Bir Hiçlik Müdafaası

 

BİR HİÇLİK MÜDAFAASI

Eski kütüphanelerin o kendine has, ağır ve huzurlu kokusunu bilirsiniz; kâğıtla tozun, yaşanmışlıkla unutulmuşluğun iç içe geçtiği o loş koridorlar… İşte o koridorlarda iki gölge yürür aslında. Biri, heybesini sadece "anlamak" ve "olmak" için dolduran bir derviş sükûneti; diğeri ise elindeki diplomaları, unvanları ve kazandığı ödülleri birer ağır zırh gibi kuşanmış, gürültülü bir kibir. Genç bir zihin, girdiği her ortamda sesini daha gür çıkararak, bildiklerini birer silah gibi kullanıyor. Onun için bilgi, bir aydınlanma aracı değil; başkalarının üzerinde yükselebileceği, onları küçümseyebileceği bir basamak sadece. Oysa o kütüphanenin tozlu rafları arasında fısıldayan hakikati duymuyor: Dağın zirvesine başkasını aşağı iterek çıkan, orada tek başına ve ruhu üşüyerek kalır. Kendi sesinin yankısından başka bir şey duymaz olur o zirvede ve aşağı baktığında gördüğü tek şey, kendi yarattığı o uçsuz buçaksız yalnızlıktır.

Üstünlük savaşı dedikleri o bitmek bilmeyen kavga, aslında insanın kendi içindeki o derin "hiçlik" kuyusunu başkasının toprağıyla doldurma çabasıdır. Kendi değerini, başkasının değersizliği üzerine inşa etmeye çalışan her ruh, aslında içten içe büyük bir manevi açlık çekiyordur. Biz buna psikolojide ya da felsefede ne kadar süslü isimler verirsek verelim, gerçeğin çıplak yüzü şudur: İnsan, içindeki o yaralı, korunmasız ve sadece sevilmeyi bekleyen çocuğu saklamak için dışına devasa, sert ve aşılmaz duvarlar örer. Ama o duvarlar kimseyi korumaz; aksine hayatın sıcaklığından koparıp, yalnızlığın buz gibi soğuğuna hapseder. O yüksek topuklu terliklerin tıkırtısı gibi iddialı adımlarla başkalarını ezmeye çalışanlar, aslında kendi içlerindeki o "yetersizlik" duygusundan kaçmaktadırlar.

Bir öğretmen gözüyle baktığımda; bu savaşın tohumlarının daha o küçücük okul sıralarında, o masum beyaz kağıtların üzerinde atıldığını görüyorum. Bir çocuğun gözündeki o mağrur bakışta ya da arkadaşını küçümserken titreyen sesinde "en iyisi olmazsam yok olurum" korkusu gizlidir. Bir sınav kağıdındaki notun, bir çocuğun kalbindeki o eşsiz pırıltıdan daha değerli sayıldığı o anlarda başlıyor bu büyük trajedi. Yetişkinler dünyasına geçtiğimizde ise bu korku; makam hırsına, unvan takıntısına ve "en büyük benim" diye bağıran o sahte nidalara, hatta bazen başkasına atılan çirkin iftiralara dönüşüyor. Başkasını kendi duygularına veya hırslarına bir "araç" kılan her zihin, aslında önce kendi insanlığını feda ediyor demektir. Kendi kalbini avuçlarına alıp cesaretle bakamayanlar, başkalarının kalbini sadece birer basamak olarak görmeye mahkûmdur.

Neden peki? Neden "eşsiz" olmak varken, sürekli birileriyle kıyaslanan o sığ "üstünlük" peşindeyiz? Çünkü eşsizlik, tek başına bir sorumluluk ve derin bir iç hesaplaşma ister; oysa üstünlük, hep bir "öteki"ne, bir rakibe muhtaçtır. Dışarıdaki rakiplerimizi alt etmeye çalışırken, aslında kendi hırsımızın prangalarına vuruluyoruz. Her zafer, ruhu biraz daha kurutuyor, içimizdeki o çocuksu neşeyi ve o güzelim papatya tarlalarını çölleştiriyor. Tam da bu noktada Alfred Adler’in o meşhur uyarısı yankılanır kulaklarımızda: "Üstünlük çabası, her zaman bir aşağılık duygusunun telafisidir." Kişi, kendi içindeki o küçük ve incinmiş parçayı örtbas etmek için başkalarından yüksekte durmaya çalışır; oysa gerçek zafer, insanın dün olduğu halinden bir nebze daha "insan" olabilmesidir.

Eskilerin o meşhur sözünü hatırlayalım: "Testide ne varsa dışına o sızar." Eğer içimizde bir barış, bir hakikat ve bir denge yoksa; dışarıya sızan şey ne yazık ki sadece başkalarını inciten o soğuk kibir ve yıkıcı rekabet oluyor. Üstünlük davası güdenler, aslında en çok yendiklerini sandıkları insanlara muhtaçtırlar; çünkü alkışlayacak, korkacak ya da boyun eğecek biri olmazsa, kazandıkları o sahte zaferin onlar için hiçbir anlamı kalmaz. Yalnız bir imparatorluk, kimsesiz bir zirve neye yarar? İnsan, bir yol arkadaşının omzuna başını yaslayamadıktan, "gerçekten yaşanmış" bir günü bir dostla paylaşamadıktan sonra, dünyayı fethetse ne yazar? Heybemizde hırs değil, samimiyet ve yol arkadaşlığı biriktirmeliydik.

Yolun sonuna gelip de o hazan rüzgarları estiğinde, elimizde ne kazandığımız diplomalar kalacak ne de o çok övündüğümüz unvanlar. O kütüphanedeki yaşlı sahafın sükûneti, aslında bize hayatın en büyük dersini fısıldar: İnsan, bu dünyadan göçerken yanında ne maddi bir kazanç götürebilir ne de alt ettiği rakiplerin listesini. Yanımızda götürebileceğimiz tek şey, dokunabildiğimiz yüreklerin sıcaklığı, dindirebildiğimiz bir sızının huzuru ve heybemizdeki o en saf iyi niyetlerdir. Başkalarının omuzlarına basarak yükselenlerin düşüşü sessiz, derinden ve yapayalnız olur. Ama hakikatle nefes alan, tevazuyla yürüyen ve asıl savaşı kendi nefsiyle, kendi karanlığıyla olanlar; dünya sarsılsa da o sarsılmaz duruşla dimdik ayakta kalırlar.

Hakiki üstünlük; bir makamın ya da gücün gölgesine sığınmak değil, o gölgeye en çok ihtiyacı olanlara koca bir çınar olabilmektir. Hayatın süzgecinden geçmiş bir bilgeliği, toyluğun o masumiyetiyle harmanlayabilen insan, işte o insan gerçekten zirvededir. Seçim her an bizimdir: Ya başkalarını yok ederek bir "hiç" olacağız ya da herkesle beraber, kendi çıplak gerçeğine saygı duyarak büyüyen bir "biz" olacağız.

Sonuçta hayat, kimin daha yüksekte durduğuyla ya da kimin sesinin daha çok çıktığıyla değil; kimin daha derin, daha sessiz ve daha iyileştirici izler bıraktığıyla ilgilenir. Kalbi avuçlarında gezenlerin, maskelerden arınmışların ve "gerçekten yaşanmış" olanların kazandığı bir sınavdır bu. En büyük zafer, bir insanın kalbine giden o ince yolu hiçbir çiçeği ezmeden yürüyebilmektir.

Aşk ile eyvallah…

 Derya Deniz DİNÇ

 

( Bir Hiçlik Müdafaası başlıklı yazı Derya Deniz Dinç tarafından 16.02.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu