Küçüğüm


 

Bektaşi’nin yolu bir gün bir köye düşmüş. Köyün girişindeki mezarlıkta dua etmek istemiş. Mezarlığa girdiğinde bir de ne görsün? Tüm mezar taşlarının üstünde bir gün yaşadı öldü, üç gün yaşadı öldü, 5 gün yaşadı öldü yazıyor... Şaşkınlıkla mezarlık bekçisini çağırmış, sormuş:

-Dede, neden tüm mezar taşlarının üzerinde 3 gün-5 gün yaşadı yazıyor? Köyde kıran mı oldu? Bebekler mi öldü sadece?

Bekçi kafasını kaldırmış ve hafifçe tebessüm etmiş. Kelimeler zorla ama üstüne basa basa dökülüyormuş dudaklarından:

-Ey erenler; bizim buralarda ölünce mezar taşına; nefes aldığın gün sayısı değil, gerçekten yaşadım dediğin gün sayısı yazılır, demiş…

 

Eğer bu anekdottan yola çıkacak olursak benim mezar taşıma kaç gün yazılacağı konusunda tereddütlerim var. Hayatımda bir kaç kez öyle mutlu olmuştum ki; ürkmüştüm. Sayısı üçü geçmez.

Önünde kocaman bir hayat var. Elbette herkes gibi sende son demlere yaklaştıkça yaşamın kısalığından şikâyetçi olacaksın. Ama şu anda sana her şey uzun ve ulaşılmaz gibi gelecek.

          En büyük mutluluğun her şeyin senin istediğin gibi olması ve gerçekleşmesidir. Ama bilmelisin ki; bazen senin istediklerin olmadığında aslında daha iyi olacak her şey… Ben seni anlıyorum. Dünyanın merkezisin ve her şey sensin şu anda. Tıpkı bir zamanlar bizlerin olduğu gibi.

          Sen kızarken ben sabretmeyi, sen yapmam derken ben yapamasam da uğraşmayı, sen ağlarken ben tebessüm etmeyi, sen kaçarken ben kalmayı, sen giderken ben gelmeyi, sen isterken ben vermeyi öğrenerek geldim buraya.

          Sen bir kıyafet aldığında acaba gelecek yaza modası geçer mi, diye düşünürken; ben acaba gelecek yaza çıkacak mıyım diye düşünüyorum.

          Sen kararlarını verirken benden çok daha cesursun. Cesaretini hem cehaletinden hem de henüz kullanmadığın şanslarından alıyorsun. Benim ise artık ne gözümü karartacağım deli cesaretim ne de kullanacağım bir dolu şansım var. O nedenle senden daha ürkek ve çekingenim.

          Hırpalanmış bedenim, diri vücudunun yanında pek çelimsiz kalacaktır. Lakin zamana karşı durulamayacağını bir gün sende öğreneceksin, aynaya bakıp yüzündeki derin çizgileri fark etmeye başladığında…

          Benim heybelerim var, içleri tıka basa dolu olan. Kimine hüzün yükledim, kimine maziyi, kimine tecrübelerimi, kimine unutulmuşları ve unutulamayacakları. Sen henüz heybeni dikemedin. Dikipte duvara asamadın… Bir gün çeşit çeşit heybelerinin içindekileri dağıtacaksın çevrene. Şimdilerde ben dağıtırken en çok ne olduysa kazancımız onu veriyorum. Hüzünlü kalem koymuşlar adımı… Demek ki heybede en çok hüzün biriktirmişim.

          Kalbin daha yorulmadı, yaşanmışlıklardan değil aşk sandığın fırtınalar henüz kanadını kırmadı. Ben ise yorgun kalbimin adrenalin eksikliğinde devam ediyorum hayata.

          Sen yalnızlıklarını kendine dert edinirken ben yalnızlığımı kendime eş etmişim. Kırılmalardan, yıkılmalardan, örselenmelerden, ihanetlerden sıyrılarak bu tercihe ulaşmışım…

          Sen sana gülen herkesi dost, canım diyen herkesi can, yoluna hayran diyen herkesi yoldaş bellerken; ben dostun, can’ın, yoldaşın bir insana neler yapabileceğini, neler katıp neler götürebileceğini yaşamışım.

          Kâğıttan zaferlerin komutanı edası ile salınırken sen, ben kubbede hoş bir seda için yaşar olmuşum. Zira zafer görünen birçok olayın aslında en büyük kayıplarımız olduğunu görmüşüm.

          Sen endişelerini, hayal kırıklıklarını, problemlerini kendine dert edinirken, ben bunların yaşamın ta kendisi olduğunu öğrenmişim.

          Küçüğüm benim; yüzümde ki tebessümüm, hayranlıkla izlediğim geçmişim, yaşamıştım dediğim mazim, unuttum dediğim bildiklerim, yapamam dediğim cesaretim, gidemem dediğim yolum, dökemem dediğim gözyaşım, unutamam dediğim anılarım, silemem dediğim tecrübelerimsin. İşte tam da bu sebeplerle sen bensin… Benim sen olmam ise imkânsız artık…

          Yollarına çıkan tüm papatyaları dererek başına taç etmeyi başarmanı, gülüşlerini maviliklere bırakabilmeni, umudunu asla kaybetmemeni, endişelerini ıssızlara savurmanı, tecrübelerini heybene doldurmanı, ama hepsinden önemlisi hayatı dolu dolu yaşamanı diliyorum…

          Ben yorgunluklarımda dinlenirken…

Aşk ile eyvallah…

Derya Deniz DİNÇ

         

         

         

 

( Küçüğüm başlıklı yazı Derya Deniz Dinç tarafından 16.02.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu