Bir Doktorun Güncesi-roman Çalışması...






Maviden bir ırktı tenindeki damlacıklar ve yeşilin bozguna uğrattığı bir gölgeydi içinden taşan coşku ile sırdaş dış sesin baskın karakterinde su idi işte bir şekilde yolunu bulan.

Sessizliğin ithamlarında yerinde duramayan insanların oluşturduğu o uzun kuyruk ve manen çökkün kimse ardı ardına dizili doktorun tetkiklerinden arda kalan soru işaretlerini de bir şekilde test eden o üniversite ve eğitim araştırma hastanesinin ilaç kokan koridorunda kiminin ümit bellediği kiminin ise sonunun geldiğine dair tedirgin bir bekleyişle bedenleri artık sinyal veren insan silsilesi.

Göz teması kurmaktan kaçınıyordu sırası gelen canhıraş dalıyordu da doktorun odasına ve işte alın yazısının eşlik ettiği hastane raporları asla da önemsemediği tek şey iken sağlığı kimi insanın, geç kalmışlığın ertesinde çare arıyordu insanlar kurbanlık koyun gibi bir ileri bir geri gittikleri daracık hastane koridorundan da paylarına düşen ne ise…

Ansızın gürlemişti gök tam da doktor açıklamasını yaparken ve hayal meyal idi son hatırladığı Süreyya’nın ve bastıran sağanakta kendini bir hışımla dışarı attı genç kadın derken karardı gözleri ve her yer siyaha boyandı oysaki beyaz idi kadının düşkünlüğü ve beti benzi atmış insanlardan da hep kaçmışken biliyordu ki kendinden kaçması başka bir hayata başka bir mevsime ışınlanmıştı ve işte doktorun söylediği son cümle:

‘’Kalan zamanınızın tadını çıkarın, hocanım. İster dinlenin ister uzun bir yolculuğa çıkın ve de dilediğinizi yapın ve ne istiyorsanız yiyin de. Ender rastlanan bir türü sizdeki kanserin ve ne yazık ki iyileşme şansınız yok. Ağrılar dayanılmayacak hale geldiğinde tıp size sayısız imkân sunacaktır en azından acınızın azalmasına yardımcı olacak izafi bir sağlık reçetesi.’’

Adam, makinalı tüfek gibi sıralamıştı söylenmesin gerekenleri ve söylenecek son şeyi de en başta söylemişti:

‘’Altı aydan az bir ömrünüz var ve mademki bu dönülmez yolun yolcusunuz çok da abartmayın hani hayatı ne de olsa herkesin başına gelecek bu nihayetle de sınırlandırmayın içinizden geçenleri. İlk bakışta ve her halükarda sağlıklı bir insan olarak addedilebilirsiniz ki bu yüzden kanserin en tehlikeli türüdür yakalandığınız. Kimse bu hastalığı üstüne kondurmaz hele ki hiçbir belirti vermediği gibi de gafil avlar insanı.’’

Süreyya’nın gözündeki yaşa aldırmadan da sürdürdü konuşmasını pratisyen hekim ve son cümleyi de söyleyip kapadı dosyayı.

‘’Çıkabilirsiniz. Sıradaki lütfen.’’

Telefonuna gelen mesajı da ivedilikle yanıtladı:

‘’Hastalarımın celladıyım ve onların gözünde felaket tellalıyım. Aldığım paraya değmez anlattıklarım belki de kendimi bir kâhin gibi gösterip başka bir mesleğe bulaşmalıydım. Öğlen yemekte görüşürüz, sevgilim ve işte senin mesleğinle benzeşen benim sefil mesleğim.’’

Noktayı koymuştu madem geçici olarak ilgilendiği bir hasta dosyasına derken sipariş vermek üzere kantini tuşladı:

‘’Aslanım, çift kaşarlı tostumu hazırla tez elden. Hemen başımdakileri savsaklayıp iniyorum kantine. Eh, ne de olsa kariyerimin başındayım hal de böyle oldu mu yemek ayağıma gelmiyor ben bizzat yemeğin ayağına gidiyorum.’’

Renkler süzgün yürekler hüzün yüklü olsa ne ki ne de olsa dava adamıydı Metin ve hep de metin kalmışken başına gelen gelmeyen ne ise arz etti yeniden kapıyı açan son hastasına oturmasını söyleyip de:

‘’Bu gün hep kötü haberler verdim hastalarıma ama şimdiki haberim sizi çok memnun edecek.’’

Orta yaşlı kadın çekince yüklense de sormadan edemedi:

‘’Anne olabilecek miyim, doktor bey?’’

‘’Olacaksınız hem de en afilisinden. İkiz bebeklere hamilesiniz sadece…’’

Kadın oturduğu yerden fırladı.

‘’Aman Allah’ım, bu kaçıncı denememizdi hem de ikiz ha…’’

‘’Kürtaj için çok geç, hanımefendi ama iki bebeğinizi de kucağınıza alacaksınız gerçi onları zapt etmek pek de kolay olmayacak.’’

Neydi bu şimdi?

Kürtaj mı?

‘’Neden bebeklerimi aldırmam gerekebilir ki yoksa bir sıkıntı mı var yaşanan?’’

‘’An itibari ile her şey yolunda lakin sizin mücadeleniz doğumdan sonra baş gösterecek ne de olsa down sendromlu iki bebeğiniz de bu açından bakarsak ne derece sizi yargılayabilirim ki?’’

Yargılanmak ve de bir çelişki içinde dile gelen gerçekler…

Orta yaşlı anne adayı duyduklarını sindirmeye çalışırken koridordan gelen seslere kulak kabarttı pratisyen doktor:

‘’Şöyle ağız tadı ile çalışmasına da izin vermezler ya insanın.’’

Sağanak delice yağmaya başlamış ve hava ansızın nasıl da kararmıştı demek oluyor ki Tanrının gazabıydı doktorun patavatsız cümlelerinden kimse nasibini alan.

İki kurbanını da başarı ile darağacına taşımıştı işte adam.

Bir yandan anne olmanın müjdesi bir yandan engelli doğacak evlatlarına şimdiden laf eden bir doktor ve bakalım nicesi buna iştirak edecekti ve kadın söylemeden duramadı kapıyı çarpmasına saniyeler kala dedi de demesi gerekenleri:

‘’Ben bebeklerim adına on beş sene bekledim ve zaman geçmemiş olsaydı bile bebeklerimi aldırmak asla aklımdan geçmezdi ve geçmeyecek de. Ve bence siz kendinize başka meslek arayın, sayın doktor. Böylesi bir durumda en acımasız sözleri sarf ettiniz.’’

Hışımla yerinden kalktı adam.

‘’Babamın sözünü dinlemeli ve şirketin başına geçmeliydim ve şükürler olsun ki hala bir şansım ve de vaktim var.’’

Doktor önlüğünü çıkarıp fırlattı masaya:

‘’İnsanlığın ve doktorluğun yüz karasıyım madem…’’

Demesiyle kapıyı çarpıp çıkması bir oldu adamın belli ki yeter kadar vakit kaybetmişti ya da vakit kaybettirmişti insanlara kim ise artık ona doktorluğu yakıştıran ve gaz veren ve çıkması ile içeri girmesi bir oldu.

‘’Ben bu mesleği ve bu önlüğü hak etmedim. Olsa olsa benden kasap olur bir insan kasabı ya da babamın istediğini yapıp adımı altın harflerle yazdırmalıyım kimse beni hor gören ve her kimse beni bana düşman kılan.’’

Çelişki dolu kimliği ve ona bir beden büyük gelen bir önlüğün arkasına sığınıp da bu mesleği layığıyla yapamadığının geç ya da erken farkına varmış olsa da en isabetli kararı vermişti adam ve sessizce ve de hızlıca yürüdü hastanenin uzun ve dar koridorunda ve kendini dışarı atması ile bir sigara yakması bir oldu. Üstelik az ileride acil servise getirilmiş Süreyya’nın hayatını nasıl da mahvettiğinin farkında dahi olmazken tüm hiddeti ile bağırdı adam:

‘’Hasta ve pislik ve işe yaramaz adamın tekiyim üstelik bu mesleği layığı ile yapanların yüz karası. Bekle beni, zengin ve ihtişamlı hayat. Artık soğuk kantinlerde bir tost ile de geçirmeyeceğim öğünlerimi.’’

Ve acele ile babasının özel numarasını tuşladı:

‘’Teklifin hala geçerli ise baba merak etme yarım saate varmaz yanına gelmem. Üstelik sana sivil kıyafetimle geleceğim. Bence o beyaz önlüğü benden başka herkes hak ediyor baba.’’

Sağanak hızını arttırmıştı. Süreyya ise kalan hayatını nasıl yaşayacağının hesabını yapmıyordu sadece. Mademki evren ona bir meslek bahşetmişti elbet layığı ile de yapacaktı öğretmenlik mesleğini sadece altı aydan ibaret olsa da hayatın ona tanıdığı süre.

 

 


( Bir Doktorun Güncesi-roman Çalışması... başlıklı yazı GÜLÜM-ŞİİRİN TEK H/ECESİ İKEN AŞK... tarafından 22.02.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu