Deneme / Hayata Dair Denemeler
Eklenme Tarihi : 8.03.20268 Martınız Kutlu Olsun


Her sabah uyandığında gözlerini açan, günün ilk ışığıyla
birlikte sessizce kalkıp evi, kalbi, hayalleri toparlayan o kadınlar... Hiçbirimiz
savaşçı olarak doğmadık aslında. Hepimiz bir zamanlar sadece sevilmek,
korunmak, küçük mutluluklarla yetinmek isteyen çocuklardık. Bir bahçede koşmak,
annenin eteğine sarılmak, sevdiği bir şarkıyı mırıldanmak, yarınlara dair masum
umutlar taşımak istiyorduk. Ama hayat, bazen en beklenmedik anda kapıyı çaldı.
Bazen bir kayıp, bazen bir ihanet, bazen yorgunluk, bazen de sadece “dayanman
gerekiyor” denilen o ağır sessizlik...
Ve işte o an, içimizdeki en narin yer kanamaya başladı. Ama
tuhaf bir şekilde o kan, bizi öldürmedi. Tam tersine damarlarımızda dolaşıp
başka bir şeye dönüştü: sessiz bir direnişe, yorgun ama kırılmayan bir
gülümsemeye, gece yarısı ağlayıp sabah kalkıp yine devam eden bir güce. Biz
kadınlar, çoğu zaman gözyaşlarımızı kimseye göstermeden, acımızı en derinimize
gömüp, yine de etrafımızdakilere ışık olmaya devam ediyoruz. Bir annenin
kucağında uyuyan çocuğa ninni olurken, bir sevgiliye “iyiyim” derken, iş
yerinde daha fazlasını yapmak zorunda kalırken, kendi yaralarımızı sarmayı en sona
bırakırken...
Şu kadınlar var ya... Sabahın köründe gözlerini açtıklarında
bile içlerinde bir yer hâlâ dün gece ağlamaktan şişmiş. Ama kalkarlar. Kalkmak
zorundadırlar çünkü evde bir çocuk uyanacak, bir kahvaltı hazırlanacak, bir
hayat devam edecek. Hiçbirimiz "ben büyüyünce her şeye göğüs
gereceğim" diye yataktan çıkmadık. Biz sadece sevilmek istedik. Bir elin
saçımızı okşamasını, bir sesin "seni anlıyorum" demesini, bir omzun
yaslanacak yer olmasını... Ama hayat, o masum isteklere sırtını döndü. Bize
"dayan" dedi. "Sus" dedi. "Gülümse" dedi. Ve biz
sustuk. Dayandık. Gülümsedik.
İçimizde bir yer hep kanadı. O kanı kimse görmedi belki. Ama
biz hissettik. Her yutkunduğumuzda boğazımızda tuz tadı, her aynaya
baktığımızda gözaltlarında morluklar, her "nasılsın" sorusuna
"iyiyim" derken içten içe kırılan bir şey... Yine de pes etmedik.
Çünkü pes etmek, o küçücük kız çocuğuna ihanet etmek olurdu. O, annesinin
eteğine sarılıp "büyüyünce ne olacağım?" diye soran, gözleri
parlayan, hayalleri pamuk şeker kadar hafif o çocuk... Ona "üzgünüm,
dayanamadım" diyemezdik. O yüzden dişimizi sıktık. O yüzden gece yarısı
yastığa gömülüp ağladık, sabah kalkıp makyaj yaptık. O yüzden "yeter
artık" dediğimiz anda bile bir daha "biraz daha" diyebildik.
Bugün, 8 Mart'ta sana diyorum: O içindeki kanayan yer,
aslında en canlı yerin. O yara iyileşmiyor belki, ama seni öldürmüyor da. Tam
tersine, seni sen yapıyor. Seni dirençli, seni derin, seni gerçekten insan
yapıyor. Keşke güçlü olmak zorunda kalmasaydık. Keşke sadece sevebilseydik,
sevilseydik, çiçek sulayıp şiir okusaydık. Ama madem kaldık, madem dayandık...
O zaman bil ki, bu sessiz direnişimiz, tarihin en güzel isyanı.Tüm yaralı ama
hâlâ atan kalplere, tüm suskun ama asla vazgeçmeyen ruhlara... İyi ki doğdunuz.
İyi ki varsınız.
Ve iyi ki, hâlâ buradasınız. ❤
Bugün, 8 Mart’ta, sana sesleniyorum: o içindeki yaralı ama
hâlâ atan kalbiyle, o suskun ama asla pes etmeyen ruhunla, o “yeter” dediği
halde bir daha “biraz daha” diyebilen cesaretinle... Sen çok kıymetlisin. Güçlü
olmak zorunda kalmamanı dilerdim. Ama madem olmak zorunda kaldın, bil ki o güç
senin en güzel isyanın, en insani zaferin. Tüm yaralarına, tüm sessiz
çığlıklarına, tüm yeniden doğuşlarına rağmen hâlâ burada, hâlâ seven, hâlâ umut
eden, hâlâ yürüyen tüm kadınların 8 Mart’ı kutlu olsun.
İyi ki varsınız. Hepiniz, tek tek. ❤
Mehmet Aluç