Yeryüzünün Kırık Aynaları
Gece, paslı bir zırh gibi sürtünerek geçti üzerimden.
Göğün en tenha yerinde, unutulmuş bir yıldızın küllenmiş nabzı atıyordu.
Ben, rüzgârın cebinde taşınan eski bir yangın haberi gibi
şehirden şehre savrulurken,
bir çift göz değil, iki ayrı kıta açıldı karşımda.
Biri fırtınalarla konuşuyordu,
öteki, haritaları yanlış çizilmiş okyanuslarla.
Yüzüne baktığımda,
sanki yeryüzü bütün kırık aynalarını
aynı ışığın içine toplamıştı.
Dağlar omuzlarından aşağı iniyor,
ırmaklar yönlerini şaşırıyordu.
Bir kuş sürüsü, göç etmeyi unutmuş gibi
uzun süre havada asılı kalıyordu adının etrafında.
Ben ise yıllardır kendi gölgeme kiracı olmuş bir yolcuydum.
Avuçlarımda taş taşıyan nehirler vardı.
Her sabah biraz daha eksilen bir takvimin
yırtık yapraklarından gemiler yapıyordum.
Sonra onları,
zamanın yosun tutmuş kıyılarına bırakıyordum.
Bir yerde,
unutulmuş mevsimlerin deposu vardı sanki.
Oradan sızıyordu içimize bu tuhaf hüzün.
Çocukluğun kırılmış salıncaklarından,
annelerin susturduğu yağmurlardan,
terk edilmiş bahçelerde kendi kendine büyüyen otlardan.
Sen geçince,
sokak lambaları eski dillerini bırakıp
başka bir alfabeyle yanıyordu.
Kaldırımların çatlaklarında saklanan karanlık
başını kaldırıp seni dinliyordu.
Şehir, pas renginde bir hayvan gibi
uzun süre nefesini tutuyordu ardından.
Ben içimdeki enkazı sayıyordum o sırada.
Yarım kalmış duaları,
sahibine dönememiş mektupları,
gökyüzüne ulaşamadan yorulmuş bütün dilekleri.
Her biri, kabuğunu değiştiremeyen bir yıldız gibi
susuyordu göğsümün derinliklerinde.
Sonra bir akşam,
ufuk çizgisi kırıldı ansızın.
Güneş, nar gibi dağıldı göğün avuçlarında.
Bulutlar, devrilmiş sarayların tozunu taşıdı.
O zaman anladım.
Bazı insanlar bir mevsim değildir.
Onlar, mevsimleri doğuran görünmez çatlaklardır.
Yaklaşınca dünya yer değiştirir.
Saatler başka türlü çalışır.
Kuşlar yönlerini yeniden öğrenir.
Şimdi gecenin kıyısında oturuyorum.
Ay, yıpranmış bir madalyon gibi sallanıyor boşlukta.
Rüzgâr, eski uygarlıkların küllerini savuruyor saçlarıma.
Ve içimde hâlâ,
henüz keşfedilmemiş bir kıtanın sessizliği var.
Belki bir gün,
bütün kayıplarını sırtında taşıyan nehirler denize ulaşır.
Belki kırılmış takımyıldızları yeniden birleşir gökte.
Belki insan, kendine sürgün edildiği yerden döner.
Ama o vakte kadar,
göğsümde taşımaya devam edeceğim
adı konmamış bu evreni,
içinde yağmurdan yapılmış saraylar,
külle beslenen çiçekler,
ve karanlığın kalbine kadar yürüyebilen
inatçı bir ışıkla.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.